Geçen hafta: (Müzakereler başladı Denktaş istifa etti! İki ayrı kanalda iki ayrı dizi izledik!)
Geçen hafta “umutlarla kaygıları” ayni zaman aralığında yaşadıydık! Bir yandan “nihayet” dediğimizce müzakereler başlıyordu… Öte yandan çoktan düşüncelerimizin karasına oturmuş değerlendirmelerde “geç bile kaldı” dediğimizce Serdar Denktaş “yardımcılık görevini” iade ediyordu…
İki olayın birbiri ile ilintisi var mıydı bilmiyoruz. Yapılan açıklamalar “olmadığını” gösteriyordu. Zaten bugüne kadar Kıbrıs siyasi sorunu ile KKTC bünyesindeki sosyo ekonomik gelişmeler, “ulusallığı çakan ortak stratejilerde hiç buluşmadılardı! Her devrede birileri Ankara ile istişarelerde bulunarak müzakereleri sürdürürken, bu müzakerelerden dışlanmış olan “hükümet” de kendi yolunun yolculuğunu yapmıştı!
Bu nedenle Kıbrıs siyasi sorununun çözüm çabaları ile KKTC’nin varlık sürecine yönelik planları her zaman iki ayrı “kanalda” iki ayrı “dizi” olarak devam etti! Süreç içerisinde hangisi daha çok heyecan vermişse halk ona yöneldi! Ne var ki geçen hafta her iki kanalda da heyecan vardı!
VİZELER KALDIRILIRKEN: İlk günün seremonisine sıkıştırılmış “sınır kapılarından vizelerin kaldırılması” kararı isabetli oldu. Çünkü “Kuzey ve Güney”in rüşt ispatına dayalı inatçılıklarından başka bir şey değildi! Zaten o sınır kapılarında Bilgisayarlara kaydı geçmemiş, listelere adı sanı, meşrebi ile seceresi işlenip fişlenmemiş tek bir kişinin kalmadığı gerçekte, hâlâ kâğıtlara ıvır zıvır yazarak “Kuzey-Güney” otoritesi dayatması yapmanın ne anlamı kaldıydı ne de kıymet’i harbiyesi… Neyse ki siftah dediğimizce bu maskaralıktan kurtulundu!
MÜZAKERELER BAŞLARKEN: Konular ortadadır: Ve tümü de Rum’un Annan planına niçin “hayır” dediğinin nedenleri olarak bircik bircik ortalarda durmaktadır.
Yani top hâlâ Anastasiadis’li Rum’un ayağındadır. Eğer Annan Planı’na “hayır” demesine neden olan siyasi görüşleri değişmemişse bu müzakerelerden de bir şey beklemeyin!
O zaman soralım: Rum tarafı neden Annan planına hayır dediydi? “Çünkü Türk tarafı resmen Federasyonu oluşturacak “Kurucu Devlet” olarak Rum Kurucu Devletinin ortağı oluyordu! Güney sırf elinde tuttuğu ve tüm adanın egemenliğini çakan “tanınmış Devlet” fonksiyonunu kaybetmemek için “hayır” dediydi!
Yeniden kurulan masaya dönersek: Rum tarafı için kabulü mümkün olmayan “çözüm içerikli maddeler” hâlâ o masadadır.
Mesela Türk tarafı bu kez de “oluşturucu devlet” olarak kabul görmektedir.
Mesela iki devletin federal devleti siyasi eşitlik içinde gerçekleştirmeleri ön görülmektedir!
Mesela Cumhurbaşkanlığı’nın Türk ve Rum olarak dönüşümlü olması sorunu hâlâ aşılamamıştır.
Mesela Türkiye’nin garanti hakkının ne olacağı bilinmemektedir.
Mesela Federal devlet “azınlık çoğunluk” üzerine mi şekillenecektir, bilinmemektedir…
Mesela Kuzey ve Güney kendi içlerinde ne kadar özerk olabilecekler, uluslar arası ilişkilerde nasıl haklara sahip olacaklar bilinmemektedir!
Mesela federal devletin polisi, yargısı, maliyesi, tüm Kıbrıs’ın doğal kaynaklarına yönelik sahiplikler falan… Nasıl çözümlenecektir bilinmemektedir!
Mesela ve en önemlisi Rum’a hangi oranda toprak verilecek karşılığında ne alınacaktır bilinmemektedir!
Mesela bugüne kadar sürdürülen müzakerelerde üzerinde uzlaşıya varılan ve elimizin altında olan Annan Planı’ndan kalma uzlaşılar ne kadar geçerlidir bilinmemektedir!
ŞİMDİLİK: Vizeyi kaldırdık, “güzel olay” dedik. Ha, tabii ki açılması istenen sınır kapıları vardır halkı onlarla oyalıyorlar. Hele müzakerelerde ilerleme olsun o zaman Vehbi’nin kerrakesi daha iyi anlaşılır.
**********
Serdar Denktaş’ın istifası: (Vatan mahzun ben mahzun dediği için mi yoksa canı çok yandığından mı?)
Geçen hafta Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş görevinden istifa etti. Kısaca maruzatı “bu şartlarda yetki ve sorumlulukla çalışmanın mümkün olmadığıydı…”
Eğer bu istifayı bir başka yetkili ve sorumlu “tepe adamı” yapsaydı millet ayağa kalkarak alkışlarken, “işte fazilet” diyecekti! Oysa S. Denktaş’a mesela ben de Köşemde “geç bile kaldı” dedim! Pekala neden? Neden kimse Serdar Denktaş’ın istifa nedenlerini?.. Haklı olup olmadığını?.. Niçin giderayak TC yardım Heyetini suçladığını?.. Hatta neden halktan şikâyetçi olduğunu?.. İnsanların çıkarları için bozuk düzenler yarattıklarını?.. Ve de benzer iddia ile nedenlerini neşterlemek gereğini duymadı?
S. Denktaş’ın ne olduğunu çok iyi bildiklerinden mi yoksa bilmediklerinden mi? Değer verdiklerinden mi vermediklerinden mi? Bu nedenlerden dolayı ve dedikodulara iltifat etmek hakkımız yoksa, Denktaş’ın istifasını çoktan baştankara etmiş “devlet gerçeği” içinde değerlendirmek zorundayız. Nitekim geçen hafta TC Yardım Heyetlerinin ilkleri oluşturan “uzmanlarının” 1974 sonrası Kuzey’e nasıl doluşup işleri beterince karmaşık hale getirdiklerini yazarken, bugünlere kadar uzanan “bozuk düzenlerin” de mimarlarını olduklarına mim koyduydum!
ATLAMAK MÜMKÜN DEĞİLDİR: Aslında Serdar Denktaş küçük bir partinin “etkin” politikacısıdır. Kıbrıs siyasi çözümünde görüşleri beğenilse beğenilmese ayakları yere basan ender “politikacılardan” birisidir. Sonuçta onca yıllık tecrübesi ile “KKTC’nin ne olduğunu da iyi bilmektedir.”
Mesela bana göre sadece şu lafı son derece önemlidir ve sorunlarımızın ana nedenidir: Diyor ki S. Denktaş “zaman içinde programa göre bütçe oluşturma yerine bütçeye göre program oluşturulma zorunluluğu bizleri günübirlik ve hedefsiz bir hükmetme pozisyonuna soktuğu için bu düzen sürdürülebilir bir düzen olmaktan çok uzaktır…”
FAKAT: Bakıyorum hiç kimse neden “Devletin” son zamanlarda bu durumlara düştüğünü, neden bile bile bütçesel zorluklar yaşamak durumunda kaldığının soru sualini etmiyor! Hatta bu “devlet zafiyetini” siyasi çözüm için zorlayıcı unsur olarak kullanmaya çalışanların da ekmeğine yağ bal sürüyor!
Öte yandan başını almış giden STÖ’leri “seçilmişlerin” önüne geçerek, kendi kararlarını kendilerini alıyorlar! Tabii hükümet dolayısıyla Başbakan yitirdiği otoritesinin altında ezilirken, zevahiri kurtarmak için tüm bu almış başını giden olaylara “demokrasi” diyor!
BAŞA DÖNECEK OLURSAK: Neydi Serdar Denktaş’ın canını sıkan olaylar? Mesela KOP olayıydı! Turizme helvalık bile sayılmayacak bütçe ayıran Maliye Bakanıydı! Üstesinden gelemediği Ercan’ın Taş Yapı Şirketiydi.. Özelleştirmelerin dayatılmasıydı… Sendikaların bitmeyen eylemleriydi! Üretici kesimin en basit hakkını bile Meclis ve Başbakanlık kapılarına dayanarak bağırıp çağırmakla elde etme alışkanlığıydı…
Kısaca yaratılan huzursuzluklar KKTC’yi çaresizliğe mahkûm ederken Hükümet üyelerini de tüm bu olanlara makamları uğruna katlanan “görevliler” esamesine düşürdüydü!
Serdar Denktaş “ben böyle bir düzende yokum” dedi istifa etti! “Hadi canım numaradır kim bilir altında ne vardır” lafları KKTC gerçeğinde geçerli de olsa, tutun ki Denktaş buna rağmen istifa etti!
Kısaca takıldığım: (Sınırlar kalksın!)
Kapılar tabi ki açılsın. Zaten 2003’ten beridir peyder pey açılıyorlar. Fakat bu kapıların açılmasının KKTC’ye ekonomik yönden büyük katkılarda bulunacağını ne olur söylemeyin! Olsaydı geçen bunca yıl içinde olurdu olmadı! Bundan sonra da olmaz!
Buna karşılık kılıcınızı çekmişken kalkanınızın arkasına sığınmadan şöyle diyebilirsiniz: “Amacımız sınırları kaldırıp birleşik Kıbrıs’ı gerçekleştirmektir.” Bu kadar basit!

Sonraki Haber

























