Yıllardır Rumlarla ayni fasit dairenin içinde dönüyoruz. Sonuçta ne onlar gerçekleştirebildiler hayallerini ne Türkler kurtulabildiler tutsaklılıklarından!
Rumlar tüm adanın egemeni olmak için mücadele ederlerken Türk halkı kendi topraklarının sınırları içinde bile rahata huzura eremedi. Bu sürecin kader olması mümkün değildir. Çünkü insan kendi kaderini tayin eden tek canlıdır! Çünkü aklı ve izanı vardır.. Çünkü tüm ötesi canlıların üzerinde muktedirdir ki gün gelecek şu dönemlerin en muktedir canlısı olan koronovirüsü bile yenerek rüştünü bir kez daha ispat edecek..
FAKAT Kıbrıs sorunu 46 yıldır geldiği gibi devam edecek! Çünkü artık kaderine hükmeden insan aklı bile bu sorunu çözmeye yetmiyor!
Bunun nedenlerini biliyoruz. Bildiğimiz halde “neden kabul etmiyoruz” anlaşılır değildir. Ve işte Kıbrıs siyasi sorunundan daha büyük sorun da budur. Çünkü:
HEM BM’lere hem AB’ye üye olan.. Ayrıca hem Ortadoğu ülkeleri hem de Fransa Rusya gibi ülkelerle bile özel ittifaklar oluşturan.. Doğu Akdeniz’de dünyasal Petrol şirketlerine sondaj çalışmaları imkânı tanırken dolayısıyla bu ülkelerin hem siyasi hem de ekonomik desteklerini sağlayan.. Okyanus ötesindeki Amerika’da Yunan Rum lobileriyle Kıbrıs’ın Kuzey’inde ve Doğu Akdeniz’de siyasi faaliyette bulunan Türkiye’yi kıskacı altında tutacak etkin propagandalar yapabilen.. Yahudi lobisiyle birlikte Fransa’yı da yanına çekerek Türkiye’ye yönelik özel siyasi yıpratma kampanyaları sürdüren…
RUM-Yunan ikilisi için geçen 46 yılın tek bir handikabı vardır o da “hâlâ Kuzey’e egemenliğini sereceği bir uygun çözüm sistemi bulamamış olmasıdır!” Hem de KKTC’den destek ve teşvik görürken. Hem de Kuzey Kıbrıs Türk halkı içindeki bazı örgüt ve şahıslar tarafından koltuklanırken!
***
O KADAR ki artık bu ülkede açık seçik Güney Rum devletini tanıdığını, Kuzey Türk devletini tanımamak bir yana “Türkiye’nin işgalinde bir korsan devlet” olduğunu resmen ve açık seçik, üstelik gurur duyarak söyleyen “insanlarımız” da türedi!
***
Q VADİS? (NEREYE?) Nereye koşuyoruz? Ki 46 yıldır Türk liderliğinin ağzından “Rum düşmanlığını” şu veya bu şekilde bertaraf edecek tek kışkırtıcı söz bile çıkmadı çözüm kelimesinden başka.. Kıbrıs Türk halkı 46 yıldır bırakın savaş çığlıkları atmayı savaşın adını bile anmadı! Her devrede müzakerelerden, barışçı çözümlerden söz etti! Günü geldiğinde Annan planı gibi berbat bir plana evet dedi! Sırf çözüm olsun diye..
Ve ilk sınır kapısını açan taraf Türk tarafı oldu. Sırf düşmanlıklarla husumetlerin yerini dostluklar ve barışçı ilişkiler alsın diye..
TC’den gelen su Kuzey’de aktı akmadı yüzümüzü Rum tarafına dönerek “size de akıtalım” dedikti ki su gibi aziz bir nesneyi barışla taçlandıralım diye! ***
KISACA ne zaman Rum tarafına elimizi uzatsak ısırdı! Ne zaman Rum tarafına gülecek olsak yüzümüze tükürdü! Ne zaman çözüm istesek ne korsan devlet oluşumuz kaldı söylemediği ne azınlık oluşumuz!
VE bu ülkenin “bazı insanları” bazı Sivil toplum örgütleri bu Rum’a bile reva görülmeyen türlü çeşitli iftira ve hakaretleriyle Türkiye’yi hedef aldılar, Rumdan beter kampanyalarla yat kalk Allah Türkiye’ye yüklenmekteler!
ÜSTELİK artık bununla da tatmin olmuyorlar! Doğup büyüdükleri, yetişip geliştikleri, hatta bu memleketin nimetlerini sömürüp şişinip patlama noktasına geldikleri… Bir takım gaflet ve delalet içindeki insanlar artık Kıbrıs Türk Yönetimine, devletine de inanmıyorlar ki tek tanıdıkları Güney’in Anastasiadis’i olmakta!
SEVSİNLER bu ülkenin demokrasisini! Kendi yurduna, kendi siyasi iradesine, kendi insanına bu kadar nankörce davranılmaz! Neyse ki bu ülkede hâlâ yurdunu milletini seven insanlar da vardır…
KISACA TAKILDIĞIM: (BİR DE YÖNETİCİ TAKIMLARINA BAKALIM!)
Kıbrıs siyasi sorununun aynalarından KKTC’e bakarken “nankörlük şahikasına” ulaşıp neredeyse Rum tarafının “erenleri” durumuna gelmiş “aykırı insanlarımızın” yanı sıra; bir de “yurdumu milletimi severim” diyenlere.. Sevdiklerini ispat etmek için de her yıl seçimlerden seçimlere aday olanlara.. Seçilip devletin tepesinde ihdas edilen makamlara kurulanlara bakalım. Ve soralım:
EĞER Orhan Veli değilseniz ve de bu vatan için bazıları ölürken, sizler nutuk çekmedinizse başka ne yaptınız?
Mesela Ankara’nın tavassutuyla dost bildiğiniz bir ülkenin ulusal gününe mi katıldınız? Ünlü bir liderin ölümü nedeniyle söz konusu ülkenin yönetimine taziye mesajı mı gönderdiniz? Mesela şu sıralarda Ermenistan’la savaşan Azerbaycan’a milletvekillerinden oluşturduğunuz bir kafile göndererek gazasını kutsayıp başarılar mı dilediniz? İlle de KKTC’nin propagandasını yapmak için değil. Hatta adını bile anmadan sırf sempatisini kazanmak için bir vesile uydurarak hangi ülkenin kapısını çaldınız?
Devri iktidar dönemlerinizde hangi AB ülkesini ziyaret ederek gayri resmi de olsa oradaki TC büyükelçisinin de yardımlarıyla hükümetinin bir bakanıyla bile olsa görüşüp Kıbrıs sorununu anlattınız?
YANİ diyorum 46 yıldır “siyasi tanınma” beklerken bu konuda nasıl bir çaba gösterdiniz?
Derler ki “ağlamayan çocuğa meme yoktur!” Tabi ki sizin ağlamanızı isteyecek değiliz ama tekmili birden on bir kişinin katıldığı Cumhurbaşkanlığına seçildikten sonra eğer müzakereler yoksa beş yıl Lefkoşa payitahtının dört duvarı arasında dönüp durmak kime ne fayda sağlıyor ki?
Bilmiyorum ama öyle zannediyorum ki Kıbrıs sorunuyla ilgilenen ülkeler bile hâlâ Kıbrıs’ın Kuzey’inin Türkiye’nin işgali altında olduğunu zannediyorlar kaldı ki “Kuzey Kıbrıs Türk Devleti” adlı bir Kıbrıs Türk Devleti olduğunu bilsinler!
KENDİNİZİ tanıtmazsanız nasıl bilecekler?
Yıllardır “bizi tanımıyorlar” diye şikâyet ediyoruz ama “tanınmak için parmağımızı bile oynatmıyor, salyangoz kabuklarımızın içine kıvrılmış sadece kendi aramızda “sen ben çekişmelerinin” bitmeyen husumet dolu laflamalarını yapıyoruz!
Eee, uyanın, kıpırdayın artık!
































