İstatistik Kurumu, pahalılık, zam, kazık, ne derseniz deyin zorunlu tüketim maddelerindeki artış rakamlarını açıkladı.
Adı kibarca Tüketici Fiyatları Genel Endeksi…
Türkçesi fakirleşme oranı…
Genelde, bir önceki aya göre yüzde 2; bir önceki yıla göre yüzde 21 zamlanmış her şey. Bu genel ortalama. Yaz sonu şort, tişört fiyatını koymuş, doğal olarak düşmüş, ortalama da düşük çıkmış… Ne güzel.
Bir de kalem kalem baktınca, en çok harcama yaptığımız şeylerin fiyatlarının dehşet bir şekilde arttığını görüyorsunuz…
Mesela devletin ana görevi eğitim; artış, yüzde 21 olmuş, yanlış okumadınız sadece 1 ayda… Çoğunlukla özele devredildiği ve de kimse tarafından denetlenmediği için başıbozuk. Herkes kafasına göre. ‘Madem özele gidiyorsun, ne halin varsa gör’ misali. Yıllık artış, yüzde 17… Hani geçen yıl eğitim yoktu ya, ondan herhalde. 2 yıllık zammı birlikte yapmışlar…
Sağlık harcamaları… Yine devletin temel görevi. Yıllık bazda artış, yüzde 23,7…
Sebze rekor kırmış; Allah’ın maydonozu yüzde 169,4… Marul bile geçen aya göre yüzde 50 artmış. Kolokas rekorda yüzde 175… Bullez, yüzde 162… Patates, yüzde 116… Börülce, yüzde 110…
(Ha, bu arada alakasız olacak ama, patatesle marul dışında bu saydığım ürünleri piyasada bulmak zorlaştı farkında mısınız? Mesela gollandro için 3 market gezdim. Yok, satılmıyormuş, almıyorlar, satmıyorlarmış. Nüfusun nasıl değiştiğini siz görün).
Demek ki üretimle ilgili bir sorun var. Ya maliyetleri etkileyen bir şeyler, ya aracının arsızlığı. Kontrolü, denetimi, planlaması? Hak getire…
Asgari ücrete gıdım gıdım artış, ama o insanlar için toplu taşımaya yüzde 50 zam.
Her nedense akaryakıt fiyatları yok değerlendirmede. Su, elektrik, gaz, şu, bu hepsini birden değerlendirmiş, oran düşmüş. Tüp gazın, benzinin artışı nedir acaba? Son yüzde 6,6’lık akaryakıt zammı, bu fiyatların üstüne yüzde kaç olarak eklenecek?
Ya et fiyatları? Niye yok?
Birileri ucuzluk getirecekti hani, çıkıp çıkıp hepimizle dalga geçmişler. İşte karne…
Müreffeh yarınlara gidiyoruz, sesinizi çıkartmayın. Ne o öyle….
Adamların elinde dövizi durduracak bir enstrüman mı var? Türk lirasının düşmesinin cezasını çekeceksiniz, sesiniz çıkmayacak…
Piyasa nedir kardeşim? Ülke ekonomisi nedir? Nasıl yönetilmelidir. Bilmezsen bilene danışırsın değil mi? Maksat hükümet kuracak parti bulunsun, maksat parti içi dengelere gol olmasın, kim bakan olursa olsun.
Dümeni kırık bir gemi… Sürüklenip gidiyoruz. Her ay yeniden borçlanarak, gelecek kuşakları faiz yükü altına sokarak, geleceklerinden çalarak.
Ne? Adamlar kurultay kazanacak; ne, adamlar seçim kazanacak.
Bir de denetim yapıp, olan oylarını da kaybetsinler?
Asıl mesele budur. Bu devlette, kamunun kalitesi fena halde düşmüş olsa da planlama, denetim, yönetimden anlayan insan kapasitesi hala mevcuttur.
Ama gel gelelim idarei maslahatçı siyaset anlayışı, ne planlamaya, ne denetime, ne adam gibi yönetime izin vermez…
YERİN KULAĞI VAR
“SEN KAZARSAN, BİZ DE KAZARIZ”:
UBP Genel sekreteri Hasipoğlu öyle bir laf etti ki, güleyim mi, ağlayayım mı bilemedim. Rumların Akdeniz’de yeniden kazı faaliyetlerine başlamasıyla ilgili olarak, “bizim ada zenginliklerini paylaşma zihniyeti içerisinde olmayan komşumuza vereceğimiz net yanıt, ‘SEN KAZARSAN BİZ DE KAZARIZ’ şeklindedir” demiş. Yahu neyi kazacaksın. Bunlar resmen uçmuş artık. Kuyu değil ama, Kıbrıs Türkünün mezarını kazdığınız kesin…
BU KADAR RAHATLIK OLABİLİR:
Daha önceki gün gitti Denktaş ailesi sözde “anıt” mezara, fuhuş cenneti, uyuşturucu mekanı olmuş. Kepazelik. Ertesi gün hiçbir şey olmamış gibi, “o parayı bulsam ne yapacağımı bilirim” dememiş gibi oraya gidiyor Ersan Saner ve ucuz vaadlerine devam ediyor. Ben olsam utanırım, programda varsa bile o mezar ziyaretini çıkartırım, ertelerim. Yok, o pişkin pişkin gitmiş, o rezaletin içinde konuşuyor. Denktaş’a yakışır proje yapacaklarmış. Denktaş’a yakışmayan o mekandan önce, sizsiniz…
KABAHAT BİZDE:
CTP Başkanı Tufan Erhürman, bir yıl önceki seçimlerle, önümüzdeki seçim arasında seçmen sayısında fahiş bir artış varsa, kıyametin kopacağını söylüyor. Olan olduktan sonra ne yapılabilir ki? Şu son iki hükümet döneminde binlerce kişiye keyfi vatandaşlık dağıtılırken yer yerinden oynamalıydı. Yapamadık, bu bizim ayıbımız. Tepkiler toplumsal hale dönmeyince, bir azınlık hükümeti bile bu cüreti gösterebildi. Burada söylenecek şey, iktidara gelindiğinde ilk işin vatandaşlık yasasını değiştirmek olduğudur. Artık kaldıracak gücümüz kalmadı…
ÇIĞIRTAKNLIK YAPMAYIN BARİ:
11 milyarlık hibenin doğrudan Türkiye tarafından verildiğini öğrenmiş bulunuyoruz. “Müracaatlar KEİ ofisine” diyor en altında. E siz sayın hükümet? Dağıtım elemanı? Benim bildiğim dağıtımcılar, sessiz sedasız kamyonlarını götürür, malı dağıtır, pazarcı gibi çığırtkanlık yapmaz, “ben dağıtıyorum” diye efelenmez. Zaten kimse de dağıtanın kim olduğuna bakmaz. Bir yönetimin iflasını izliyorsunuz…
SERBEST BÖLGEDEN KASIT VERGİ CENNETİ Mİ:
Şu serbest bölge meselesi, sosyal medyada işten anlayanlar tarafından deşildikçe, anlıyoruz ki, galiba serbest bölgeden kasıt, vergisiz cenneti yaratmak. Hani son Pandora belgelerinde vergi kaçakçılarının listelerinin yayınlandığı Virgin adaları, Cayman adaları gibi. Nasıl olsa uluslararası hukukun dışında ya, her türlü korsanlığa müsait. Bize biçtikleri geleceği görüyor musunuz? Siz daha AB hayali kurun. AB, vergisiz cennetlerine karşı kural üstüne kural koyup, vergi kaçağını önlemeye çalışıyor. Böyle bir adım atıldığı anda, (atılacağını sanmam ya) bölünmenin tamamlandığının resmi olacak…
ZAM KARARINI AÇIKLAMAYA CESARET EDEMEDİ:
Memleketi şantiye alanına çevirmekle övünen, ülke ekonomisinin nasıl uçuşa geçtiği masalını anlatan Ersan Saner, Bakanlar Kurulu sonrası çizdiği pembe tablolar sırasında akaryakıta yaptıkları okkalı zam haberini vermeyi unuttu veya söylemeye cesaret edemedi. Her halde çizdiği pembe hayallerin zam haberiyle bozulmasını istemedi. Temennimiz, erken bir zamanda bu tatlı rüyadan uyanıp, gerçek dünyaya dönmesidir… Ha bir de “off lisanslar ve benzerleri” var ya, onları Üst Kurul açıklayacakmış. Onu da merakla bekliyorum. Başbakan’ın söylemediğinde bir şey var.
































