Eski eserler konusu yeni değil ki... - Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Eski eserler konusu yeni değil ki…

Bu kez de gündem Eski Eserler Dairesi hakkındaki Ombudsman raporu.

Gelirler belli değil, ek mesailerin kayıtları yok, keşif raporları, tarihi yerlerin raporları yetkisiz kişilere yaptırılıyor, yıllardır işe gitmeyen memurları var, işten durdurma kararı uygulanmıyor, Bakanlık susuyor… Bir eski çalışan şikayet etmiş bu defa. Detayları gazete haberlerinde.


Şaşırdınız mı? Ben hiç şaşırmadım. Hem kamuoyu, hem de Ombudsman Fuat Azimli’nin yaptığı iddia edilen vukuatlarla defalarca meşgul oldu…

Bakın 2017 yılında Ombudsman Emine Dizdarlı, bu kez de Şehir Plancıları Odası Başkanı Merter Refikoğlu’nun şikayeti üzerine bir rapor hazırlamış. Anıtlar Yüksek Kurulu’na aranan niteliklere sahip olmayanları atadığı, toplantıları nisabı sağlamadan yaptığı, eski eserler ve sit alanlarında kaçak/izinsiz inşaatlara göz yumduğu, kısaca Ombudsman’ın yorumladığı gibi, yasaya/mevzuata aykırılıklar, yetki aşımları gibi bir yığın hatalı uygulama…

Tabii o zaman bu rapor açıklandığında, devletin olaya el koymasını beklersiniz değil mi?

Yok hiç öyle olmamış. Burada da, geleneksel “hesap sormama” davranışı tekrar edilmiş. Hükümet bozulmuş, yenisi gelmiş, ilgili Bakan yine Fikri Ataoğlu, şikayetler bitmiyor, hükümet sessiz kalıyor,

Hatta bugün “Bizden önce oldu, gereğini yapacağız” diyen Kudret Özersay, 2018 Eylül ayı içinde Eski Eserler Dairesi’yle ilgili şikayetleri Bakanlar Kurulu’na getiriyor. Bunların arasında ihale usulsüzlükleri bile var. Serdar Denktaş, Ataoğlu’na “gereğinin yapılması” talimatı veriyor, yine sıfıra sıfır elde var sıfır.

Konu orada kalıyor, ta ki yeni bir Ombudsman raporu çıkana kadar…

Ombudsman’ın icra yetkisi yok. Yargılama yetkisi de. Sadece durumu araştırıp rapor çıkartabiliyor. Ama iyi ki var da, Sayıştay’ın yapması gereken denetimi yapıyor, yamuklukları ortaya çıkartıyor.

İcra yetkisi siyasi iradede. O da ortada yok. Hepsi herşeyin farkında, önlerinde sayfalarca rapor var, ama ne biri ne öbürü gereğini yapmıyor. Sadece laf üretiyorlar.

Yani şimdi bu yönetim anlayışından siz ne bekleyebilirsiniz ki?

 

GERİ ÇEKİLMEDİ DİYE SEVİNİYORUZ…

Doğrudan Ticaret Tüzüğü yine buzdolabına giriyor.

Konu önümüzdeki hafta Avrupa Parlamentosu Başkanlar Kurulu’nda karara bağlanacak.

Rum tarafından “Zafer… Başardık” naraları geliyor. Dahası, Tüzüğün geri çekilmesine uğraşmışlar da, dondurulması da bir zafermiş.

DİSİ, DİKO, EDEK tamam da, sözde çözüm yanlısı AKEL, muhtemel sonuç için liderlik yapmakla övünüyor. AKEL lideri, büyük sosyalist Kiprianu, doğrudan bir insan hakları ihlalini sağladıkları için büyük memnuniyet duyduğunu açıklıyor.

Buna da şaşırmadık da; bu arada biz ne yaptık? Bir grup milletvekili AP dış kulislerinde dolandı geldi, tamam mı? Aynen 2010’daki ya da 2013’deki gibi…

Neden cumhurbaşkanlığı seçimleri için birbirimizi kırmaktan biraz başımızı kaldırıp da, ses çıkartmadık?

Dünyaya görüşümüzü yansıtmadık. Kamuoyuna açıklamalar yapmadık? En azından kendi içimizde bir gündem oluşturmadık.

Madem bir girişim yapıldı, AP’nin gündemine de sokulabildi, niye ses getirecek bir kampanya düzenlenmedi? Örneğin bu işten en olumsuz etkilenen üreticiler, iş adamları etkinlik göstermediler?  Hani 2007’de Brüksel’de yapılan gösteriler gibi mesela? Devletin kendisi bile ciddiye almadı. Galiba sadece Oğuzhan Hasipoğlu konuştu bu konuda. Konuyla doğrudan ilgilenmesi gereken, ama parti içi senaryolardan başını kaldıramayan Ekonomi ve Enerji Bakanı Hasan Taçoy’un ağzından tek kelime duymadık. Parti Başkanlığı için “asker gibi hazırım” dedi de, Doğrudan Ticaret Tüzüğü gibi can alıcı bir konuda aynı askerliği göstermedi.

Şimdi de kalkmış, “Aman geri çekilmedi, AP gündeminde kaldı” diye seviniyor, birbirimizi kutluyoruz.

Yazık…

YERİN KULAĞI VAR

KLAVYE KAHRAMANLARI:

Sonunda Akıncı bekleneni yaptı ve eleştiri değil de tehdit ve küfür içeren mesajlarla ilgili yargıya başvurdu. Klavye başında kahraman kesilenler şimdi ne yapacak acaba? Eminim dava günü geldiğinde çıkıp Akıncı’dan özür dileyecekler ve kahramanlıkları, atıp tutmaları orada son bulacak. Hatta yazdıklarını inkar edip, “hesabım çalındı” diyenler bile olacak, bakın görün…

 

ERSİN TATAR TAMAM:

Sonunda verdiği sözlerden, girdiği taahhütlerden geri adım attırdılar, bir şekilde adaylığı kabul etti, parti yayın organı da açıklamasını servis etti. “Benim açıklamalarım var ancak parti tabanından gelen sese kulak vermek zorundayım. Benim şahsi düşüncem, tutumum budur deme lüksüm yoktur”. Haydi vatana millete hayırlı olsun. Gördünüz mü, hem de adaylığını ilk ilan eden isim oldu…

 

İKİNCİ TURDA DÜŞÜNÜRÜZ:

Tatar’ın aday olması gerektiğini ilk söyleyenlerden biri olan Lefkoşa İlçe Başkanı Sadık Gardiyanoğlu, Cumhurbaşkanlığı seçimi için ‘çatı aday’ fikrini konuşan insanların UBP’nin yapısını ve ideolojisini bilmediğini söyleyerek, “Özersay ve Tatar’ın aday olması herhangi bir sorun yaratmaz. Uyumlu bir koalisyon hükümeti var. İkinci tura kalırsa seçim, Özersay ya da Tatar birbirlerinin destekçisi olacaktır” demiş. Sizin anlayacağınız, Özersay’ı ikna edecek gerekçeleri de hazır.  Daha geçen hafta “Her ikimiz de aday olursak bu hükümet yürümez” diyen Özersay bakalım ne diyecek.

 

SÜKUT İKRARDAN GELİR:

Seden Hoca’nın açıkladığı ve UBP-HP koalisyonunun kuruluş aşamasında yaşanan“pazarlıkla” ilgili UBP kanadı tatmin edici olmasa da bir “yersiz” açıklaması yaparken, iddianın diğer kanadı HP lideri Özersay’dan henüz bir açıklama duymadık. UBP ile hükümet kurmanın karşılığında cumhurbaşkanlığıyla ilgili bir söz aldınız mı, almadınız mı? Ya çıkıp bunların “yalan” olduğunu söyleyeceksiniz, ya da susup bunu kabullenmiş olacaksınız…

 

RANT BİTTİ, GERİDE KAOS KALDI:

Girne Belediye Başkanı’nı fazla suçlayamam. Alt yapının yetmediğini her fırsatta söylüyor, merkezi yönetimden destek istiyor. Bir tek sorumluluğu olabilir, o da şudur; Girne’yi rantiye emirnamelerle bu hale getirenlerle, seçilmesi için kendisine destek verenler aynı partilerdir. O emirnameleri bir gecede çıkaranlar, kat izinlerini gözü kapalı onaylayanlar, ranta arka çıkanlar, hatta pay kapanlar bunun böyle olacağını bilmezler miydi? Pekala bilirlerdi, ama çıkarları öyle gerektirdi. Koskoca bir kenti katlettiler…

 

CMC, YİNE BİR PROJE Mİ?:

Adettendir, Başbakanlar en az bir defa CMC bölgesini ziyaret eder. Ersin Tatar da gereğini yaptı. Önce Port İsbi, sonra Gür-İş, temizleyecekler diye geldiler, maden aradılar. Hatta bu tavsiyeyi  onlara YAGA’nın yaptığı çıktı sonradan. Ardından UBP’ye yakın biri “Buraya serbest bölge yapalım” diye tutturdu. Yağmurlarla, topraktaki zehir sulara karıştı, göstermelik bir set yapıldı, öylece duruyor. Şimdi Başbakan’ın ziyareti, çevre konusunda endişelendiğinden mi, yoksa yine birilerinin bir projesi mi var, pek emin olamadım…

ZİRVEDEKİLER

Ünal Fındık: “KKTC bağımsız bir devlettir. Daha geçen akşam kuruluş yıldönümünü kutlayan UBP hem başkanı, hem de onursal başkan yaptıkları konuşmalarda ‘KKTC’yi biz kurduk, biz yaşatacağız’ dedi. KKTC cumhurbaşkanına hakaret edilirken susan, hatta koroya katılarak kendileri de aynı yönde açıklamalar yapanlar KKTC’yi sonsuza kadar nasıl yaşatacak ben bilemedim. Önce bu gerçeği, yani KKTC’nin Türkiye’nin bir vilayeti değil, bağımsız bir devlet olduğu gerçeğini kabul edeceksiniz…”

 DİPTEKİLER

Ödeyenler Enayi: Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sucuoğlu, “kaçak” affından sonra  ekonomik nedenlerle kendisinin veya çalışanının sigorta primini ödeyemeyen işverenler için ikinci bir affın çıkarılacağını ve affın 2000-2019 yılları arasındaki 19 yıllık dönemi kapsayacağını açıkladı. Bu durumda, dişinden tırnağından keserek yatırımları yapan işverenlere de birer “enayi” plaketi verirsiniz artık. Fakat bakar mısınız, 19 yıl geriye dönük… Vay be, iyi oy deposu.

Web tasarım ve geliştirme : Baba Bilgisayar