Köşe Yazarları

Esaretten Özgürlüğe

Merhaba dostlar, merhaba…

Bugün 29 ekim 2017…

29 ekim 1923’te kuruldu Türkiye Cumhuriyeti

Tam 94 yıl olmuş… 1918 yılının tarih sayfalarına gidelim mi?

1918 yılında, henüz 1. Dünya Savaşı devam ederken İtilaf devletleri kendi aralarında gizli planlar yaparak Osmanlı’nın topraklarını çoktan pay etmişlerdi bile.  Mondros Ateşkes  Antlaşması 30 ekim 1918’de imzaladığında, özellikle 7. ve 24 Maddeler hayati önem taşıyordu. Kaç kişi biliyor acaba?

 

  1. Maddede İtilaf Devletleri kendi güvenliklerini tehdit eden herhangi bir durum ortaya çıkarsa, stratejik noktaları işgal edebilecekti…

 

  1. Maddede de Bitlis, Elazığ, Erzurum, Diyarbakır, Sivas ve Van’da herhangi bir karışıklık çıkarsa İtilaf Devletleri bu bölgeleri işgal edebilecekti.

Ne yazık ki bu antlaşmadan sonra  Osmanlı İmparotorluğu’nun varlığı sadece kağıt üstünde kalmış, fiilen sona ermiştir…

İşte bu maddelere dayanarak, 1918’de İtilaf Devletlerinden İngilizlere ait bir Filo İstanbul Boğazı’na demir attı. Osmanlı İmparatorluğuna yaklaşık beş yüz yıl başkentlik yapmış bu gözde şehir işgal edildi. Gemilerin topları Padişahın yaşadığı Dolmabahçe Sarayı’na çevrildi. Yurdun dört bir tarafı düşmanların ayak sesleri ile inliyordu. Tekrar tekrar hatırlamakta fayda var…

Halk umutsuzdu, yoksuldu, sahipsizdi. Çoğu çaresiz gözlerle olup biteni sadece seyrediyordu. Yurt işgal ediliyordu. Osmanlı İmparatorluğu çökmüştü…

Bütün bunlar yaşanırken Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları ani bir kararla İstanbul’a gelir. Boğaza demir atmış İngiliz Zırhlılarının arasından geçerken, yanındakilerden Salih Bozok Zırhlıları göstererek bir şeyler söylemek ister, konuşacak durumda değildir. Gözyaşları sicim gibi akmaktadır. Kimsenin ağzını bıçak açmıyordur…

İşte tam bu sırada Mustafa Kemal Paşa’nın dudaklarından büyük bir kararlılık ve cesaretle şu cümle dökülür Geldikleri gibi giderler.”. Bugünden bakınca bile, öyle bir durumda, böyle bir cümleyi kaç lider kurabilir ki?

Yunanlıların Efzun Alayı da İzmir’i işgal eder…

Alay Limandan İzmir’e çıkarken, bir genç, oradaki bir kahvehanede kendi kendine konuşmaktadır…

Böyle hiç bir şey yapmadan duracak mıyız? Ellerini kollarını sallayarak mı girecekler. Burası bizim vatanımız. Olmaz ki. Bu işin sonunda kan var, ölüm var. Bunu anlamalılar.” der ve kendini Yunanlıların Efzun Alayı’na ateş ederken bulur…

Attığı ilk kurşun Efzun Alayının sancaktarını yere serer. Sancaktar boğuk bir ses çıkararak yere düşerken o Rovelver’indeki sayılı sayıdaki mermilerle ateş etmeye devam eder…

Yunanlıların Efzun Alayı panikler, korkudan denize düşenler bile olur. Koca Alayın askerleri bir süre sonra kendilerine ateş edenin sadece bir kişi olduğunu farkederler ve gence karşılık vermeye başlarlar. Sayılı sayıdaki mermisi bitene kadar genç ateş eder. Mermisi bitince de onu orada, süngüleri ile linç ederek şehit ederler…

Düşmana; işgalci Yunan askerlerine ilk kurşunu atan o genç, gazeteci Hasan Tahsin’dir. Bir Millet esaretten kurtulmak için uyanmayı bekliyordur…

İşte Mustafa Kemal Paşa ve silah arkadaşları o uyanmayı 19 mayıs 1919’da Samsun’a çıkarak; kurtuluş ateşini yakarak başlatır. Bir Millet önderinin yaktığı bu kurtuluş ateşi etrafında bir olur, silkinir, üstündeki ölü toprağını atar, adeta dirilir. Esaretten kurtulup özgürlüğe kavuşmak için destanlar yazmaya başlar…

O destanları yazan, bize  yaşadığımız bu toprakları tekrar armağan eden kadın, erkek, genç, çocuk, ihtiyar, asker başta olamak üzere, tüm şehitlerimizi, tüm gazilerimizi ve Ata’mız, önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ü saygı, sevgi ve minnetle anıyorum…

O her zamanki gibi haklı çıkar ve Lozan Antlaşmasında iki buçuk ay sonra İtilaf Devletleri “Geldikleri gibi giderler.”

Mustafa Kemal Atatürk İtilaf Devletleri gidince der ki:

Artık savaş bitti diyorlar, oysa savaş daha bitmedi. Amaçlarımdan yalnızca birini elde ettik. Türkiye’yi kurtarmış, düşmanlarla sarılı paramparça bir İmparatorluk’tan güçlü bir devlet çıkarmıştık. Şimdi yapmayı amaçladığım; Şeriat’a dayanan Ortaçağ yapısı bir toplum sistemini süpürüp atmak, yerine çağdaş uygarlığa dayanan yeni, modern bir düzen getirmektir.

İşte yeni, modern o düzen 29 Ekim 1923 tarihinde TÜRKİYE CUMHURİYETİ’nin ilanı ile getirilir… Yaşasın Cumhuriyet, Yaşasın Cumhuriyet, Yaşasın Cumhuriyet.

Bu duygular içerisinde, yukarıdaki gerçekleri bir kez daha hatırlatmak için Tiyatro AŞHK olarak, Cumhuriyetimize bir saygı duruşunda bulunmak istedik ve “ESARETTEN ÖZGÜRLÜĞE” gösterisini sahneye taşıdık…

Yüreğimiz ağzımızda, bu toprakları bize armağan edenleri anlamaya, anlatmaya çalışıyoruz. Nefes aldığımız sürece de anlamaya, anlatmaya devam edeceğiz. İki mavi gözlü devi, iki Selanikliyi, iki memleket sevdalısını buluşturuyoruz. Biri ömrünü bu topraklar için adadı, Ata’mız Mustafa Kemal Atatürk; diğeri dizeleri ile Kurtuluş Savaşı’na can verdi, büyük usta Nazım Hikmet…

İnanın, yaşadığımız bu zaman dilimi içinde, “Esaretten Özgürlüğe” gösterisini sahneye taşımasaydık, bir yanımız hep eksik kalacaktı. Her platformda ustamız, hocaların hocası Muhsin Ertuğrul’un ve Ata’mız, önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün izinden gittiğimizi söylüyoruz. Sadece söyleyerek değil, söylediklerimizi yaparak da izlerinden gitmeye devam edeceğiz, bundan kimsenin kuşkusu olmasın.

Sosyal paylaşım sitelerinde yazı yazmakla olmuyor. Dost acı söyler…

Bu topraklar bize kanla, canla, büyük bir mücadele verilerek kurtarıldı ve emanet edildi. Cumhuriyetimize sahip çıkmak; geleceğimize umutla bakabilmek için Tiyatro AŞHK olarak, 2017-2018 Tiyatro Sezon açılışımızı İstanbul’daki, Atatürk’ün en sevdiği mekanlardan biri olan Pera Palace Hotel Jumeirah’da gerçekleştirdik. İlk Cumhuriyet balosunun yapıldığı bu muhteşem, tarihi Grand Pera Balo Salonu’nda; Cumhuriyetimizin 94. Yılını onurla ve şerefle kutlayarak açtık. Böyle bir açılışla sezona başlamayı altını çizerek söylüyorum, sanatçı duyarlılığı ile özellikle tercih ettik…

Atatürk “Sanatçı, toplumda uzun çalışma ve uğraşlardan sonra alnında ışığı ilk hisseden insandır.” der… Bizim artık kariyer yapma gibi bir lüksümüz yok. Hissettiğimiz ışıkla elimizden geldiğince toplumu mumlar yakarak aydınlatmaya devam edeceğiz…

Yurt içinde, yurt dışında olsun; ulaşabildiğimiz her yere gidip gösteriyi sadece milli günlerde değil, her zaman halkımızla buluşturmak; Cumhuriyetimizin ne kadar kıymetli olduğunu ve hangi koşullarda bize emanet edildiğini anlatmak istiyoruz. Çünkü bize göre artık 365 gün 24 saat 29 Ekim 1923 olmalı… Yılda sadece bir gün değil, her gün, Türkiye Cumhuriyeti’nin çağdaş medeniyetler seviyesine erişebilmesi için “CUMHURİYET”in ne kadar kıymetli olduğu

dosta-düşmana anlatılmalı…

“Esaretten Özgürlüğe” gösterimizle ilgili birçok basın kuruluşuna bülten gitti. Fakat bunu söylemek durumundayım, sanatın ve sanatçının yanında durarak; Cumhuriyetin temel ilke ve inkilapları doğrultusunda bizi destekleyen, hep yanımızda olan basın kuruluşu sadece, evet sadece Fox Tv. oldu. Kendilerine içtenlikle çok teşekkür ederiz. İyi ki varlar…

 “Esaretten Özgürlüğe” düşümüzü anlattığımız andan itibaret Grand Pera Balo Salonu’nun kapılarını ve yüreklerini sonuna kadar bize açan ve bu yolculuğu beraber yürüdüğümüz Pera Palace Hotel Jumeirah’a ve tüm çalışanlarına, bizi yalnız bırakmayan seyircilerimize, dostlarımıza, meslektaşlarımıza, akrabalarımıza gerek 24 ekim akşamı gelerek, gerekse mesajlar gönderip telefon açan herkese çok teşekkür ederiz. Ata’mızın enerjisi Pera Palace Hotel Jumeirah’ta hepimizi sevgiyle kucakladı ve inanın o kadar iyi keldi ki… Sabırla mumlar yakmaya devam…

 

ESARETTEN ÖZGÜRLÜĞE

 

 Yazan: Tiyatro AŞHK

 Yöneten: Hüseyin Köroğlu

 Müzik Direktörü: Hakan Elbir

 Şarkılar: Şenay Saçbüker    Şiirler ve Dramatik Anlar: Hüseyin Köroğlu

 Fotoğraflar: Can Erol – Alara Köroğlu

 Dünya Prömiyeri: 24 Ekim 2017, Saat:20.30, Yer: Pera Palace Hotel Jumeirah, ilk Cumhuriyet balosunun yapıldığı Grand  Pera Balo Salonu.

Cumhuriyetimizin 94. Yılı kutlu olsun, en büyük bayramdır. Coşkuyla kutlayın…

YAŞASIN CUMHURİYET, YAŞASIN CUMHURİYET, YAŞASIN CUMHURİYET …




İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı