Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Eroğlu neden erken seçim dedi?..

Partiler üstü olması gereken Cumhurbaşkanı, “partisi”nden bir heyeti kabulünde, erken seçim olasılığından bahsetmiş, hazırlıklı olmalarını istemiş…
Sözleri tabii ki iç politika yapmaktır. Tabii ki hükümeti eleştirirken partilidir. Bunları beğenmiyor olabiliriz.
Ama şu da bir gerçek ki; Eroğlu da, geçmiş cumhurbaşkanları da hiç tarafsız olmadılar.
Çünkü partilerden geldiler, partilerden aday çıktılar, halk tarafından, daha doğrusu tabanları tarafından seçildiler.
Acaba diyorum, bizim siyasi düzenimizin bu kadar bozulmuş olmasının altında bu tuhaf parlamenter sistemimiz mi yatıyor?
Kim seçilirse seçilsin, ne kadar bağımsız adayım da dese, ne kadar “artık bundan sonra tüm halkın cumhurbaşkanıyım” da dese, bunun lafta kalacağı bellidir.
Hem partili, hem sözde partisiz…
Rahmetli Denktaş en son DP’li değil miydi?
Bakın Talat’a, şimdi partisinin başına geçmeye aday.
Eroğlu da farklı değil.
Halihazırdaki sözde parlamenter sistemin en büyük çarpıklığı, cumhurbaşkanına yürütmeyle ilgili hiç bir sorumluluk yüklemiyor olması.
Ama cumhurbaşkanları, yürütmeyi de, partileri de bal gibi etkilemeye devam ediyor.
Öyleyse yapılması gereken, halihazırdaki düzeni legalleştirmek, yani başkanlık sistemine geçmek olmalı.
Herkes yerini bilmeli.
Hem öyle olduğunda, el altından iş karıştırıp, hiç bir sorumluluk üstlenmeme lüksü de ortadan kalkar. Cumhurbaşkanı, ya da devlet başkanı, icranın sorumluluğunu taşır, kısaca sırtında küfeyi taşır…
Dönelim Eroğlu’nun “erken seçim gündeme gelebilir” sözlerine.
Göründüğü kadarıyla, DP açısından bir sorun yok.
Kendisinin her türlü tuhaflığına göz yuman, katlanan, hatta bu yolda ilkelerini bile çiğneyen  bir CTP ile yıllar boyu iktidar paylaşabileceği açık.
Bakalım CTP’ye…
Bıraktım parti programını, hükümet programını bile uygulayamadığı, icraat yapamadığı, sadece çelişkili uygulamalarla günü geçirdiği halde, Yorgancıoğlu sürekli olarak “Bu hükümet devam edecek” demiyor mu? Demek ki bir rahatsızlığı yok. Kendine baskı uygulayan yok. Ne parti yetkili kurullarından, ne tabanından böyle aşırı bir talep yok… Köşe başlarını tutanlar, hallerinden memnun.
Tabii bu işin görünen kısmı.
Her iki partide de, hem DP’de, hem de CTP’de istenirse harekete geçirilebilecek, şu an için sessiz potansiyeller var.
Onun dışında, Eroğlu’nun dediği gibi, halkın memnuniyetsizliği de günden güne artıyor.
Eğer birileri erken seçimin kendileri için yararlı olduğuna karar verirse, yani “mal kararını bulursa”, o zaman o kaynamaya hazır kazanların altını yakmak hiç de zor olmaz.
Nitekim bugüne kadar erken seçim kararları hep böyle alınmadı mı…
Acaba Eroğlu bunu mu demek istiyor…

YERİN KULAĞI VAR
HOPPALA:
Cumhurbaşkanı Eroğlu, memnuniyetsizlik arttıkça yeniden bir erken seçimin gündeme gelebileceğini belirterek, her siyasi partinin yarın seçim olacakmış gibi hazırlıklı olmasının gerekli olduğunu söyledi. Görüşmeler koptu, hükümetin varlığı tartışılıyor, partilerin içi yangın yerine dönmüş, halk perişanları oynuyor ama Derviş Bey “Seçime hazır olun” diyor. İyi de seçim olsa ne olur, kafalar ve adaylar değişmedikten sonra…

MEMLEKET ZATEN TİYATRO:
Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, hapisteki adamı Tiyatrolar Müdürlüğü’ne atamış. Hem de hapiste olduğundan habersiz. Öğrenince de, “Çok iyi birisi, tiyatrolarda önemli işler yapacağına inanıyorum” diyerek sahip de çıkmış. Bundan sonra ne söylenebilir ki… Memleket zaten tiyatroya dönmüş. Onlar sahnede, biz de izleyici koltuklarında seyrediyoruz…

GÜN GELİR HESAP SORULUR:
Memlekette yüzlerce işsiz genç varken, asgari ücretli sefilleri yaşarken, yeni asgari ücret konusunda kulaklar tıkanırken, eğer siz kalkıp da yedi bin lira maaşla, özel danışman alırsanız, bu milletin gonnara yemediğini ve günü geldiğinde de bunun hesabını soracaklarını da bilmelisiniz. Demek ki ekranlardan emekçi edebiyatı yapmakla olmuyor bu işler…

KÜSER TABİİ:
LTB Başkanı Mehmet Harmancı, başkanlık döneminin yüzüncü gününde düzenlediği basın toplantısında Lefkoşa halkının şehre küstüğünü söylemiş. Yıllardır çektiklerinden sonra, küsmesin de ne yapsınlar. Ama görüyorum ki kendisi de, Lefkoşalıyı tekrar barıştırmak için pek bir şey yapma niyetinde değil. Hele dünkü yağmurdan sonra yaşananlar, bir şeylerin değişmediğini gözler önüne serdi. Tıpkı eskiler gibi, “ne yapayım elim kolum bağlı” bahanelerinin arkasına sığınmak ilk tercih oluyor… Dere yataklarını, rögarları temizlemek çok mu para isterdi? Yoksa bu işi düzenli bir şekilde yapacak personel mi yoktu?

ARAMIZDA DAĞLAR VAR:
Anastasiadis bir karar aldı ve görüşmelerden çekildi. Normalde suçlanması gerekirdi değil mi? Oysa, tüm partiler aralarındaki görüş ayrılıklarına rağmen bunu engellediler. Oturdular, Meclis’lerinden Türkiye’yi suçlayan bir kararı çıkarttılar ve dünyaya tek bir ağızdan duyurdular. Bizde ise tek ortak ses Eroğlu ile görüşme sonrası Cumhurbaşkanlığı çıkışında mikrofonlara söylenen “masaya dön” çağrısı oldu. Bunun ne Rum tarafında, ne dünyada yankı bulması imkansız. Diplomasi konusunda, politika üretme konusunda Rumlarla aramızda dağlar kadar fark olduğu bu kriz anında bir kez daha ortaya çıktı.

GİDEMEYENLER ÜZÜLMESİN:
Ülkemiz festivalleri birer panayıra dönüşürken, Zeytinlik Festivali kendine özgü temasını hep korumuş, ayrıcalıklı bir yere sahip olmuştu. Bu yıl da aynı hevesle gittik ama maalesef hayal kırıklığı yaşadık. Bir kere, stant sayısı oldukça azalmıştı. Geçmiş yıllarda stant alanların çoğuna bu yıl yer verilmediğini öğrendik. İki ayrı yere sahne kurularak meydan daraltılmış, yüksek volümlü müzikle millet birbirini eziyordu… Kıbrıs yemekleri yapan stantlar yok denecek kadar azalmış. Yine de şikayet etmeyelim, meydana girdiğimizde bizi, hoş bir sürprizle karşılaştık. Hoparlörlerden, Che Guavera’nın 11 Aralık 1964’te Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yaptığı konuşması geliyordu. Yabancılar da biz de nerede olduğumuzu şaşırdık…

ZİRVEDEKİLER:
Av. Serkan Mesutoğlu: “Yıllarca işe göre birini değil, birilerine göre iş ayarlayan ve bu durumdan yüzü kızarmayan kişilerin yönettiği bir yerde yaşıyoruz. Bu zihniyete sahip bir yönetimin atama yaptığı kişinin işlediği suç hakkında tek tesellisinin, suçun ‘yüz kızartıcı olmaması’na şaşmamalı. Aynı zihniyetin, oluşmasında büyük pay sahibi oldukları ‘mazbata sorunu’nu da toplumsal bir sorun olarak gösterip suçu normalleştirme çabası da işin cabasıdır!..”

DİPTEKİLER
Bölgecilik: Menteş Gündüz, DP milletvekili. Hani okul aile birliği tecrübesi olduğu gerekçesiyle iyi bir Eğitim Bakanı olabileceğini savunmuştu. Bu söyledikleri Serdar Denktaş’ı tatmin etmemiş olacak ki, bakan yapılmadı. Şimdi de “Güzelyurt’tan bakan atanmaması, bölgeye verilen önemin göstergesi” diyor. Sanki politikalar tek tek şahıslara bağlıymış gibi. Bayat, sevimsiz, çıkara dayalı, düzeysiz siyaset anlayışı. Menteş Gündüz’ün suçu yok, kendinden öncekilerin yaptığını talep ediyor, o kadar…