Köşe Yazarları

ERHÜRMAN BİR KONUŞTU, PİR KONUŞTU…






Kıbrıs Postası’nda Rahmican Çalışkan’ın yaptığı Tufan Erhürman röportajı, bir kez daha Erhürman’ın ne kadar düzgün bir politikacı olduğunu ortaya koydu…

Sırf siyasi çıkar için toptan retçi olmak yerine; sorumlulukla, ülke menfaatlerini ön planda tutarak ve günümüz şartlarında tutarlı bir politik çizgi izlenebileceğini gösterdi.

Ekonomik protokol, ilahiyat protokolü, Maraş konuları alevlenirken, CTP’nin, görüşlerini ifade etmekte biraz geç kaldığını düşünmüştüm. Hatta bunu muhalefet boşluğu olarak da nitelemiştim.

Ancak dünkü röportajda her konuya yanıt ver, hem de birilerinin ezberini bozacak cinsten. Bu ezber meselesini yazının sonuna bırakarak dikkatimi çeken söylemleri sıralayım…

“(Protokolun) 1 yıllık olmasını eleştirenler, 1 yıllık da değil 5 aylık bir protokol ortaya çıkardı… Bazı metinleri okuduğum zaman tam olarak ne olduğunu anlayamıyorum. Bizim hedefimiz, protokoldeki metinlerin altını doldurmaktı”…

“Kamu-özel ortaklığı yapma, 4’lü koalisyon hükümet programında da vardı… Devletin imkanları veya sermayesi yetersiz ise o zaman kamu-özel ortaklığı modellerinden biri uygulanabilir. Bu sosyalist olduğunu iddia eden ülkelerde dahi böyledir. Mantık budur” …

“Bazı kamudaki toplu iş sözleşmelerinde, kabul edilemez oranda birtakım hak ve menfaatler sözleşmeyi imzalayan siyasiler ve idareciler tarafından tanındı. Bu da kamu maliyesi üzerinde mali bir külfet oluşturdu. Konuyu çözmenin yolu toplu iş sözleşmesi düzenini berhava etmek değildir. Bu konu Türkiye yetkililerine çok rahat anlatılabilirdi. Türkiye’de de bizdekinin aynısı zaten var, dolayısıyla bu anlatılabilir bir şey”…

“Biz katıldığımız konularda, doğru bulduğumuz konularda Meclis’te her türlü desteği vermeye hazırız… Ama kimse bizden ne olduğunu anlamadığımız konuların arkasında durmamızı beklemesin…”.

“Federasyonun veya kapsamlı çözümün gerçekleşmediği koşullarda, ayrıca Anastasiadis’in siyasi eşitlik konusundaki kabul edilemez tavırlarından dolayı Kıbrıs Türk tarafının oturup beklemesini doğru bulmuyoruz… Öyle adımlar atalım ki; ekonomimize canlılık kazandırsın, müzakere sürecini zorlasın ve statükonun konforundan memnun olanın Anastasiadis olduğunu dünyaya gösterelim… Maraş’ta bir hareketlilik olmasını doğru buluyorum. Ama bu hareketlilik ile ilgili ne olduğunun anlaşılmadığı açıklamalar yapılmasını doğru bulmuyorum”…

İşte bunlar bence ezber bozan cümleler. Bir kere iktidarın, CTP’ye, ‘Türkiye aleyhtarı’ ya da “halkın çıkarlarını gerektiği gibi savunmayan”, “yapıcı değil, yıkıcı” bir parti suçlaması getirmesine imkan vermez. “Biz yaparız, bunlar sadece eleştirir” deme fırsatını da elinden alır. “Biz hükümette iken ortada çalışma olmadığını söyleyenler, şimdi protokolün bizim dönemimizde hazırlandığını söylüyorlar” sözü iktidarın bir çok söylemini boşa çıkartır.  “Rumcu, şucu, bucu” yaftası yapıştırma şansını da ortadan kaldırır…

Diğer yandan, kamu-özel ortaklığı, toplu iş sözleşmeleri, belki Maraş konusundaki söylemleri de, CTP’nin kendini yenilemesine karşı duran muhafazakarların ezberini bozacak demektir.

Bence böyle tutarlı, günümüz gerçeklerine uygun, ülke çıkarlarını en üstte tutan bir politik çizgi; geniş kitlelere güven veren, ama aynı zamanda iktidarlar için en korkutucu muhalefet türü…


 UZMANLARIMIZ DA AYNI DERTTE…

“Bugün TPAO bizim adımıza sahadadır. Güzel de kaç tane Kıbrıslı Türk Yerbilimci devlet adına gözlemci statüsünde de olsa oradadır? Yapılan işlemlerden kurumlarımız nasıl haber almaktadırlar? Kaç tane akademisyenimiz öğrencilerine gazın ülkede kullanımı üzerine örneğin doktora tezi hazırlatmaktadır? Bizim hidrokarbonlar konusunda oldukça saha tecrübesi fazla, profesör olmuş meslektaşlarımız vardır. Bunlar devlet tarafından hangi platformlarda dinlenme gereği duyuluyor? Bizlerin bir an önce kurumsallaşmamız gerekmektedir”…

Oğuz Vadilili
Oğuz Vadilili

Bunları ben söylemiyorum, bizden biri, bir uzman Yerbilim Mühendisleri Odası Başkanı Oğuz Vadilili söylüyor. Havadis’te dün aydınlatıcı bir röportajı vardı. Gözden kaçıranlar mutlaka bulup okumalı. Kıbrıs adası etrafındaki denizlerin aidiyeti, hidrokarbonlar, hem teknik, hem siyasi yönüyle ele almış.

En aydınlatıcı kısmı, Rumların ilan ettiği Münhasır Ekonomik Bölge’lerin şu anda hukuki dayanağı ile ilgili. Bunun için iki tarafın anlaşması gereği üzerinde duruyor Vadilili ve şöyle ifade ediyor; “Siyasi çözüm Kıbrıs adasının çıkarınadır. Başka da bir alternatif yoktur. O komite üzerinden bu kıta sahanlığı anlaşmazlığı masaya yatırılıp konuşulabilirdi. Rum Yönetimi Kıbrıslı Türkleri by pass ederek Türkiye ile konuşmayı hep arzulamaktadırlar. Türkiye’nin salt Kıbrıslı Rumları Kıbrıs Cumhuriyeti’nin temsilcisi olarak kabul edip görüşmesi 45 yıldır süre gelen Türk dış politikasına taban tabana zıttır. Bu bilinmesine rağmen komite teklifini reddedip, bu yönde taleplerde devam etmek, statükonun devamını talep etmekle eş değerdir diye düşünüyorum”…

İşte Kıbrıslı Türk bir uzman. Görüyor ve talep ediyor. Gerçekten ne yapıyoruz ya da niye yapmıyoruz ki? En azından bizim de bir takip komitemiz olsa, operasyonda gözlemci olarak yer alan uzmanlarımız olsa, kurumlarımız da bu temsilciler vasıtasıyla sürekli aydınlatılsalar.

Hiç olmazsa kendimize saygı açısından. Hem belki o zaman siyasilerin hamaset dolu birbirinin tekrarı nutuklarının dışında bir şeyler de duyabiliriz.


YERİN KULAĞI VAR

“KADİFE AYRILIK”: Derviş Eroğlu, Cumhurbaşkanı’nın, Anastasiadis ve Mitsotakis’in söylediklerinden sonra Rum liderle,  buluşmasının bir anlamı olmayacağını söyleyerek, “Bana göre artık iki devletli bir çözüm için kadife ayrılığı gündeme getirmek en gerçekçi yoldur” açıklamasında bulundu. Rumlar, herşeye bir bahane bulup uzlaşmaz tutumlarını devam ettirdikçe, adayı bölmek için uğraşanların ekmeğine bal sürdüklerini de bilmeliler.

 NEYİ SAKILIYORLAR: KTGB’nin kapalı Maraş’ı gazetecilerin ziyaret etmesi talebine cevap veren Dışişleri Bakanı Özersay; “Maraş’taki envanter çalışması belirli bir aşamaya geldikten sonra basına izin verileceğini’ söylemiş. Başkan Özuslu ise Özersay’a; “Basın mensupları envanter çalışmasını mı engelleyecek?” diye sormuş. Sanki ülkenin “kozmik odası” mubarek. Maraş’ın envanter çalışması yıllar önce yapılmış, bilmeyen yok, üstelik yerli yabancı gazeteci grupları defalarca gezdirildi. Bu ne panik?

ESKİ ESERLER DAİRESİ NİYE VAR? Başkentin tarihi surları yıkılıyor, herkesten ses çıkıyor, Eski Eserler Dairesi hariç. Cumhurbaşkanı aylar önce iki toplumlu komiteye çağrı yaptı, Eskir Eserlerin de takiplerinde miydi acaba? Bu duruma gelmeden yapılabilecek bir şey yok muydu? Kentin simgesi yıkılıp, kültürel miras yerle bir olurken, bir Eski Eserler Dairesi’nin varlığı, komik kaçtı doğrusu.

KENDİ DEĞİL, TARİHİ BELLİ: Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Dr. Faiz Sucuoğlu, yeni asgari ücretin 1 Ağustos’tan itibaren geçerli olacağını söyledi. Sizin anlayacağınız bu iş epey uzayacağa benziyor. Baksanıza, yeni asgari ücretin ne olacağı henüz belli değil ama, ne zamandan itibaren geçerli olacağı belli…

DENGEYMİŞ: Meslek örgütleri, çevre bilimciler, şehircilik uzmanları Mağusa, İskele ve Yeniboğaziçi imar planı konusunda bas bas bağırıyor, mahkemeye başvuruyor. İçişleri Bakanı  Ayşegül Baybars, “Plan 10 gün içinde halkın bilgisine sunulacak” diyor. Ama o plan artık çıksa bile, yaratılan kaybın geri gelmeyeceği konuşulmuyor. Bakan’ın “kazanılmış haklar noktasında bir takım dengeler kurulmaya çalışıldı” diye tarif ettiği korkunç gerçek orada duruyor. Sadece vize almış olanlara inşaat izni veren emirname, hemen sonra, genişletildi de genişletildi. Neyin dengesiydi bu? Hangi baskılarla? Olan da oldu. Bölge Girne’yi geride bırakacak kadar betonlaştı, bitti…

BİZDEN FARKLARI YOK:  Havasından mı, suyundan mı bilemem ama, ada insanı olarak rant işinde birbirimizden farkımız yok. Sit alanı, eski eser fark etmiyor. Bulduğumuz yere betonu dikip doğayı katlediyoruz. Güney’de de durum farklı değilmiş meğer. Rum Başpiskoposluğu, Baf’ın, Yeroşibu bölgesinde sit alanında yer alan ve açığa çıkarılmamış antik kentin bulunduğu alana otel ve gökdelen yapmak için başvurmuş ve hükümet de bölgenin sit alanı olmaktan çıkarılması için harekete geçmiş. Yok aslında birbirimizden farkımız…


ZİRVEDEKİLER: Tufan Erhürman: “Protokolün önemli bir kısmı 4’lü koalisyon döneminde yazıldı. Dolayısıyla kendi yazdıklarımızın arkasında duracağız. Ama kimse bizden ne olduğunu anlamadığımız konuların arkasında durmamızı beklemesin. Metinlerden Türkiye ile KKTC tarafı aynı şeyi mi anlıyor? Önemli olan budur. Protokoldeki metinlerin içinin doldurulması, daha detaylı bilgilendirilmesi lazımdı. Kamu-özel ortaklığı 4’lü koalisyon programında da vardı. Sorun; bizim telekomünikasyondaki kamu-özel ortaklığından kastımız ile Türkiye’nin kastı aynı değildi, dolayısıyla fikirlerimiz örtüşmedi…”.

DİPTEKİLER : Yaşamın Her Alanında İnsan Ticareti: İnsan Ticaretiyle Mücadele Günü de varmış. Ülkemiz insan ticareti için çekim alanı olduktan sonra fark ettik. Bugüne kadar, gece kulüpleri ve benzer yerlerde çalışanlar, bir de mülteciler konusunda geçerdi KKTC. Artık, gündelik çalışma hayatının bir parçası haline geldi. Kandırılıp öğrenci diye getirilenler, ucuz işgücü olarak ithal edilen, ellerinden belgeleri alınıp köle gibi çalıştırılanlar. Uluslararası protokolü kabul etmişiz ama, önlemek için elimizi kıpırdatmıyoruz. Hatta insan ticaretini Ceza Yasası kapsamına bile almamışız. Offf, kim uğraşacak(!) değil mi?

 








Başa dön tuşu