Enflasyon, kurlar ve faiz,

8 Nisan 2018 Pazar | 12:17
Onur Borman

Mart ayı tüketici endeksindeki artış gerek Türkiye’de gerekse KKTC’de yayınlandı. Aylık sonuçlar birbirine yakın oranda. Türkiye’de % 0.99, KKTC’de % 0.87. Ancak içeriklerde Türkiye’de en yüksek yiyecek ve içeceklerde, %2 artış var,  KKTC’de ise en düşük yiyecek ve içeceklerde hatta biraz da azalış olduğu sonucu var.

Türkiye’de en çok artış aylık ve yıllık artış ulaştırmada ve gıdada gerçekleşmiştir. Yıllık %13-%16, otel ikinci, gıda ve alkolsüz içeceklerde % 12.7,  sağlıkta ve lokanta %11.6, eğitim ve diğer hizmetlerde de%10’u aşıyor.. Ve 407 maddeden 297 maddede artış olmuş, 76’sında düşüş olmuş. Artışların olduğu maddeler de halkın en çok tükettiği ve ihtiyaç duyduğu, yaygın ve günlük kullandığı mal ve hizmetlerde olduğu görülmektedir.

Türkiye’de Mart ayı sonuçlarına göre yıllık enflasyon %10.23, 12 aylık ortalamaya göre ise % 11.14 olmuştur.

KKTC’de Mart ayı aylık % 0.87, yıllık % 12 küsur oldu. 353 maddede fiyat artışı oldu, en yüksek ana mal gruplarında, Çeşitli mal ve hizmetlerde, mobilya ve ev eşyalarında,  en düşük gıdada görülüyor.

Bu yıl döviz kurlarının da sürekli yukarı doğru yükselmesi enflasyonu besleyen en önemli unsur oldu. Küresel etki altında olan Türkiye’de bu yıl ABD’de yıl içinde faiz artırımı sayısı ve oranı arttıkça dolar değerinde yükselme,  başka etkiler olmazsa devam edecektir. AB’de AMB faiz ve enflasyonu da arttıkça ve ekonomileri toparlandıkça Euro değeri de artacaktır. İngiltere brexit sürecine rağmen geçen yıla göre toparlanmış ve sterlingin geçen yıla göre değer kazanmakta olduğu izlenmektedir.

Gerek orta doğuda gerginliğin sürmesi, gerekse küresel etkilerin ve döviz faizlerinin yükselmesi halinde Türkiye’de de faizler tekrar gündeme gelebilir. Çünkü değer düşüşü nedeniyle TL’den dövize kayma meyli döviz fiyatlarını arttırabilecektir. Nitekim halen TL faiz hadlerinin düşük olması karşısında tasarruflarını erimekten korumak için vatandaş dövize yönelmektedir. Bu da talebi arttırdığı cihetle döviz fiyatlarını yukarı çekmeye yardımcı olmaktadır.

Ancak geçen gün Türkiye’de faizleri daha düşürmek için bazı önlemler üzerinde Hükümetçe çalışma yapılmakta olduğu açıklanmıştır. Hedef enflasyon ve faiz alınarak enflasyonu indirmek için Ekonomi Koordinasyon Kurulu’nun toplandığı ve çalışmalar başlatıldığı kaynak ayrılacağı, yatırımların teşvik edileceği ve bu konuda bir paket hazırlanacağı, vergilerin düşürülmesinin tasarlandığı, hangi kalemlerde fazla artış varsa takibe alınacağı, gerekirse üzerinde vergi varsa düşürüleceği gibi önlemler düşünülmektedir. Sonuçta faiz artırımı şimdilik düşünülmüyor.

Diğer taraftan yabancı sermayenin mevcut düşük faiz politikasına karşı şimdilik sermaye çekilişinin olmadığını, dolayısıyla Türkiye’de yabancı sermayenin yatırımları için ümit görmekte olduklarını izlemekteyiz. Geçmiş dönemlerde en küçük harekette geri çekilen yabancı sermayenin şimdiki yıllarda böyle bir meylinin henüz olmadığı görülmektedir. 2015 ve 2017 yıllarında da ve halâ bir miktar sermaye transferi Türkiye’ye gelmektedir. 2005-2017 yılına kadar 140 milyar$ yatırım için sermaye gelmiş olup, son yıllardaki doğu sınır ve sınır ötesi terör olayları ve harekâtlara rağmen 2015’de 12 milyar$ sermaye girişi olmuş, 2016’da darbe kalkışması etkisiyle düşerek 6 milyar$ seviyesine gelmişse de 2017’de tekrar yükselerek 8 milyar$’a yükselmiştir. Tabii ki dünyada gelişmiş ve gelişmekte olan sermaye akımına ve Türkiye potansiyeline göre yeterli olmamakla beraber yabancı sermayenin bir kısmı Türkiye’de önemli bir potansiyel görmeye devam etmektedir.

Bu bakımdan bu yıl siyasi koşullarda iyileşme halinde döviz sermaye girişi artarsa kurlarda yatay seyir veya az yükselme olabilir. Aksi olması halinde ki yani yüksek kur hareketleri devamı halinde ki temenni etmiyoruz en güçlü silah olan faizin bir miktar yükseltilmesi zaruretinde kalınabilir..

KKTC’yi önemli ölçüde etkileyen kur hareketleri için KKTC Hükümeti de bu konularda çalışmalar üzerinde olduğu görülmektedir. Tabii ki kurlara etki yapabilecek durumda olmamakla beraber, bir miktar fiyatları ve maliyetleri etkileyebilecek frenlemeler yapılabilir. Bu önlemlerle ilgili çok yazılarımız olduğu cihetle detaya girmeden konuşulmakta olan maliyetleri düşürücü dolaylı vergi oranlarında indirim dahil, belli dönemler itibariyle gümrüklerde sabit kur uygulanabilir. Ancak fiyatlar da tüketiciye yansıtılmak kaydıyla denetim yapılabilmesi halinde. Aksi halde, kur farkları yine belli ellerde dar bir zümrede birikebilir ve gelir dağılımı daha da bozulur.

Dövizle borç ve kira konularında mecbur etmek alıcı ve vericileri başka yollara başvurmaya itebileceği cihetle, TL kullanımı için sürekli telkin ve bilinçlendirme yöntemlerinin kullanılması ve/veya TL kiralarında teşvik için daha düşük vergi öngörülebilir. Eğitim kurumlarında da Hükümet bu sektörlerle işbirliği yaparak Okul ve üniversite ücretleri TL ile tespit edilebilir. İlgili sektörlerle işbirliği halinde Hükümetin bu önlemleri alması aslında bu sektörden kazananları da uzun vadeli düşünme ve bu sürede daha kazançlı çıkma sonucuna vardırır.  Her sektör ülke şartlarına göre ve uzun vadeli ekonomik istikrar için elini taşın altına tüketici ile birlikte koyması gerekir.  Aileleleri de ödeyeceği yıllık miktarı bilmesi bakımından rahatlatacaktır.

Geçmiş yıllarda Merkez Bankası kaynaklı kredilere yüksek enflasyon dönemlerinde, düşük reeskont kredi faizleri veya bankalara verilen Merkez Bankası kaynaklı kredilerde veya banka kaynaklı teşvikli sektör kredilerinde  bankaların uyguladıkları kredi faizlerinde, devletin veya Merkez Bankası’nın faiz farkı fon’larından bir miktar destek uygulaması ile faizler bir miktar düşürülmekte idi. Bu uygulamalar şimdi de yapılabilir,  desteklenebilir. Fiyat ve kalite kontrolleri sıkılaştırılabilir.

Çünkü kurlarla, enflasyon ve faiz birbirlerini besleyerek büyüyen ve hele denetim ve takip sistemi olmazsa, olduğundan fazlasıyla maliyetleri ve fiyatları etkileyebilen unsurlardır. Toplumun genelde seferberlik ruhu da çok önemlidir. Böyle durumlarda Unutmayalım ki fırsat yakalamak ve fırsattan yararlanmak yerine riski paylaşmak her zaman hem ülke hem zümre hem sektör hem de vatandaş lehinedir.