Köşe Yazarları

ELAM’IN YÜKSELİŞ NEDENLERİ…


Avrupa Parlamentosu seçimleri, AB ülkelerinde aşırı sağın yükseldiğini ortaya çıkarttı.

AP içindeki aşırı sağ vekil sayısını 6 artırarak, 58’e yükseltti. Aşırı sağın en büyük zaferi, birinci sırayı aldıkları Fransa ve İtalya’dan geldi.

Ortak noktaları “göçmen karşıtlığı” gibi görünse de, ana tema, ırkçılık.

Onun dışında, yine radikal “yeşiller” yükseldi. Merkez, ana akım partilerde büyük düşüş var.

Bu genel trendin nedenleri malum.

Sonuçta, Güney Kıbrıs da bu gidişata ayak uydurmuş görünüyor.

Aşırı sağ ELAM Partisi 2016 genel seçimlerine oranla oylarını 10 bin artırdı. Oy oranı, kurulduğu 2011’de yüzde 1.08  iken, bugün yüzde 8.25’e çıktı.

Avrupa’da aşırı sağ, göçmen karşıtlığında birleşirken, ELAM’ın derdi aynı zamanda Kıbrıs Türkleri ile.

Cyprus Mail’de George Koumoullis, bu gelişmenin herkesi endişelendirmesi ve korkutması gerektiği düşüncesinde.

Kıbrıs sorunu çözümsüz kalmaya devam ettiği sürece, faşizmin çirkin yüzünün hepimizi tehdit edeceğini vurguluyor ve Almanya’da Nazilerin iktidara gelişi ve sonrasında yaşananların Alman halkının büyük bir bölümünün desteğiyle olduğunu hatırlatıyor.

Koumoullis’e göre, atılması gereken ilk adım, faşizmin neden popüler olduğunu tespit etmek olmalı.

O tespiti kendisi yapıyor aslında.

Ona göre ELAM, giderek artan sayıda gence ‘milliyetçi’ futbol kulüpleri aracılığıyla ulaşıyor.

Özellikle “milliyetçi” olarak bilinen kulüpler, faşizm için üreme alanlarına dönüştürülmüş durumda.

Hedefinde 13-18 yaş arası öğrenciler var.

En tehlikeli kesim. Biz bu grupların zaten Elen-Ortodoks eğitim sistemiyle zehirlendiklerini biliyoruz. Bir de bunun üstüne siyasi bir beyin yıkama operasyonu eklenmiş.

Kullandıkları sembol sadece Yunan bayrağı. Bu bayrağın gölgesinde, ‘Grivas yaşıyor… Yunanistan-Kıbrıs enosis’ sloganlarını gençlere daha kolay benimsetiyorlar. Hatta daha da ileri giderek, Hitlerin “ari ırk” söylemi benzeri, “doğanın en üstünü” ifadesini de kullanıyorlar.

Koumoullis acilen önlem alınmasını savunuyor. İlk önce stadyumlarda Yunan bayrağının yasaklanması, ardından da, faşizme karşı en etkili panzehirin, demokratik, çok yönlü eğitim sistemi olduğundan hareketle, Güney Kıbrıs eğitim sisteminin tümden değişmesi gerektiğini ifade ediyor.

Ancak yazısının sonunda gerçekçi davranıyor ve “Eğitim Bakanlığı Başpiskoposun yetkisinde” diyerek, hükümetin bunları yapacağını hayal etmediğini ekliyor.

Bu bir barış karşıtı yazı değildir.

Aynen benim olmadığım gibi.

Ancak Avrupa genelinde ve özellikle Güney Kıbrıs’ta aşırı milliyetçiliğin önlenemez bir yükseliş içinde olduğunu göz ardı edemeyiz.

İşte bu noktada ben, Koumoullis’den daha umutsuzum.

Annan referandumunda şöyle veya böyle “evet”i destekleyen Anastasiadis’in, yeniden kazanma adına aşırı sağa kayması; sonrasında şu lanet doğal gaz meselesiyle adada ayrılığı masaya getirmesi, bu akımları bir o kadar daha güçlendiriyor, teşvik ediyor.

Yani sorun sadece kilise değil.

Bizzat Rum yönetimi liderliği ve diğer tüm siyasi partiler.

ELAM git gide güçlenirken, AKEL liderinin ağzından dahi bir günden bir güne faşizmin yükselişinden dolayı bir endişe sözü duyan oldu mu?

Ne yazık.

Göre göre hem kendi gençlerini, hem de adanın geleceğini bir kez daha ateşe atıyorlar… 

YERİN KULAĞI VAR

ZAMAN AKIYOR:

TAK haberlerine baktım, ağırlıklı olarak bayram mesajları ve bakanların ziyaretleri. Sonra bayram tatili, arkasından da atama haberlerine boğulacağız. En azından mesajların içinde bilinen hikayenin dışında, somut öncelikler, atılan küçük de olsa bazı adımlar falan olsaydı. Biz de bir hazırlıkları olduğunu görseydik. Hükümetin ilk açıklaması, akaryakıt ve tüp gaz zammının kaçınılmazlığı oldu. Gözümüz kulağımız İstanbul’a giden Başbakan ve Yardımcısında. Onun dışında, her şey bildiğiniz gibi…

UBP-HP HÜKÜMETİ İCRAATLARA BAŞLADI!:

Güven oylaması ile resmen göreve başlayan UBP-HP hükümetinin ilk icraatı zam oldu. Başbakan Tatar, bayram sonrası akaryakıta zam yapılacağını açıklarken, Ekonomi Bakanı Taçoy, bayram öncesi tüp gaza yapılan zammın bayram sonrasına ertelenmesini sağladı. Yani kaçınılmaz. Daha birkaç hafta önce birileri eski hükümeti, “zam zum hükümeti” diye suçluyordu ya aklıma o geldi… 

YİNE AF:

Çalışma ve sosyal Güvenlik Bakanı Faiz Sucuoğlu’nun “kaçağa son” sözü de bir taahhüt. Kaçak çalışanların denetimi, yurt dışına kaynak çıkması gibi sorunları vurgulaması da önemli bence. Yalnız, bilmem kaçıncı defa bir Sosyal Sigortalar affının da yolda olduğunu öğreniyoruz.  Bu yöntem kaçağı caydırmıyor, aksine işveren açısından teşvik ediyor. Bu da artık bilinen bir gerçek.

HALA ANLAMIŞ DEĞİLİM:

Hükümet ortağı HP’nin, hakkındaki iddialar için tüm yasal yolları denediği ve yeni hükümette de bu konunun takipçisi olacaklarını söylediği UBP milletvekili Hüseyin Özgürgün’le ilgili “yolsuzluk” dosyalarının yakında Meclis’e gönderilmesi bekleniyor. Gördüğüm kadarıyla özellikle UBP tabanı ve de kabinede görev almayanlar eski Genel Başkanlarını kolay kolay yedirtmez. Peki ama, böyle bir durum ortay çıkarsa HP ne yapacak, geçmişte arsa konusunda olduğu gibi hükümeti bozacak mı doğrusu hala anlamış değilim…

ELİNİZİ TUTAN MI VAR:

Başbakan dahil bütün bakanlar, “yapacak çok işimiz var” diyorlar. İyi de ellerini tutan mı var. Bu koltuklara ilk kez de oturmuyorlar. Hani, devleti ve bakanlığı tanımak gibi bir dertleri de yok. O zaman “yapacak çok işimiz var” diyeceklerine otursunlar ve sorunları nasıl çözeceklerini düşünsünler. Boş laf ve vaat zamanı değil artık.

ÇATLAK MI:

Karşılıklı doğal gaz sondajları, Güney Kıbrıs’ta da tartışmalar başlattı. Uluslararası hukuçu Tumazos Çelebis, AB’nin bir mahkeme gibi davranıp, Türkiye’ye yaptırım uygulamasının beklenemeyeceğini söylüyor ve Türkiye ile Münhasır Ekonomik Bölge anlaşmazlığının tek çözüm yolunun, Kıbrıs sorununda çözüme ulaşmak olduğunu savunuyor. Haberlerde yer almasa da, Çelebis aslında AKEL Polit Büro Kıbrıs Masası Şefi ve sözlerini bu kimliğiyle de değerlendirirsek, konunun Türkiye’nin araştırmaları başlatmasından sonra, kendi “ulusal politikalarında” da bir çatlağa neden olduğunu söylemek mümkün. 

ZİRVEDEKİLER

Ali Baturay: “Dikkat ediyorum da gazetelerin, gazetecilerin bazı konuları gündeme getirmesinden, tartışmasından rahatsız olan kesimler, milletvekillerinin de parlamentoda tartışma açmasından eleştiri yapmasından rahatsız. Herkes herşeyi konuşacak. Yeter ki birisine ya da birilerine iftira atılmasın, yalana başvurulmasın, düzmece hikayeler anlatılmasın, düşmanlık beslenmesin. Konuşmalıyız, vatandaş da, gazeteci de, sendikacı da, milletvekili de; herkes konuşacak. Konuşursak doğru yolu buluruz, hakkımızı alırız. Susarsak her türlü kötülük başımıza gelir”…

DİPTEKİLER

Düşmanımın Düşmanı: Şu içinde yaşadığımız günlerdeki gibi zamanlarda, hep at izi it izine karışır. Canı yanan, karşısındakine zarar vermek adına, geçmişte bin türlü kötülediği birini bulur, kullanır, neredeyse haklı çıkartır, farkında olmadan aklar da. İki kötü bir iyi etmediği gibi, aslında bu taktikler de hiç prim yapmaz. Aksine omurga meselesini akla getirir.

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı