Ülke son bir aydır bir başörtüsü tartışmasının içine sürüklendiği için eğitimde konuşulması ve tartışılması gerekenler de gündemin alt sıralarına düştü.
Disiplin Tüzüğü’nde yapılan değişiklik sadece eğitimdeki gündemi değil ülkenin gündemini de değiştirdi. Hatta Türkiye ve uluslararası basında da gündem oldu.
Ülke gündemi öyle bir değişti ki Türkiye’de Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması sonrasında bir günde sterlin 45 TL’den 51 TL’ye yükselmesi bile başörtüsü tartışmalarının gerisinde kaldı. Yoksa normal bir dönemde sterlinde yaşanacak %13-14 civarındaki bir artış ülke gündemine otururdu. Elbette ki insanlar bunu konuşuyor. Konuşmaması mümkün değil, çünkü ay sonu geldiğinde ödemesi gereken sterlin borçları vardır.
Ülke öyle bir hale geldi ki uluslararası platformlarda bile konuşulur olan kara para aklama, kumarhane, gece kulüplerinde intihar eden kadınlar yetmezmiş gibi trafikte patır patır ölen insanlarımız ve daha nice sorunumuz var.
Okullarımızda 200’ü aşkın prefabrik sınıflar, her geçen gün artan akran zorbalığı, çağın çok gerisinde kalmış bir eğitim anlayışı gibi önemli sorunlarımız varken, biz okullarda başörtüsü sorunu ile uğraşıyoruz ya da uğraştırılıyoruz.
Ancak eğitim yaşayan bir olgudur. Sürekli devinim halindedir. Durağan değildir. Öğretim yılının sona ermesi için 6-7 haftalık bir süre kaldı. Bu sürede okulun kendi sınavları yanında ortaöğretimdeki öğrencileri ilgilendiren önemli sınavlar var.
Bülent Ecevit Anadolu Lisesi ve 20 Temmuz Fen Lisesi için Yönlendirme Sınavı var. Türkiye’deki üniversitelere gitmek için Yükseköğretim Kurumları Sınavı(YKS) var. Devlet ve özel kolejlerde öğrenim gören çocukların GCSE ve A Level sınavları var. Kıbrıs’taki üniversitelerin ayrı ayrı sınavları var. Var da var.
Disiplin Tüzüğü’nde yapılan değişiklik sonrasında okullarda oluşan psikolojik ortamı da düşünürsek, hem öğrencilerin hem de öğretmenlerin motivasyonu yerlerde sürünürken bundan sonra sağlıklı bir öğretim yapılabildiğini söylemek saflık olur.
Hükümet yetkilileri de eğitimde sorunlar çözülmüş gibi “sendikalar bize gün veremez” diyerek yangına körükle gitmeye devam ediyor. Sanki sendikaların üyeleri yokmuş, sanki sendikalar üyelerini temsil etmiyormuş, sanki o üyeler de halk değilmiş gibi davranıyor.
Ülkeyi yönetme becerisini kaybetmiş bir hükümetin halka rağmen ne kadar daha direneceğini çok merak ediyorum. Hele eğitimde yapılacak bir düzenlemenin öğretmene rağmen olabileceğini düşünmek, gerçekten çok anlamsız.
Bugüne kadar edindiğimiz deniyim öğretmenin içselleştiremediği hiçbir uygulama eğitimde hayat bulmadı. En basit örneği tam gün eğitime geçeceğiz diye ortaöğretimde haftada birkaç gün öğleden sonra okullarda verimli bir öğretim gerçekleşmedi. Bu uygulamada sadece akılda kalan aç susuz ortalıkta güvencesiz şekilde dolanan çocuklar oldu.
Şimdi bu Disiplin Tüzüğü meselesinde de durum farklı değil… Sorun çözüldü mü? Çözülmedi. Eylemler devam ediyor mu? Ediyor. Toplum gerildi mi? Gerildi. Türkiye üzerinden gelen hakaretlerden hükümet yetkilileri de nasibini aldı mı? Aldı.
Peki bu hükümet Disiplin Tüzüğü’nde yaptığı değişiklikle neyi başardı? Bu değişiklik ile kendi hanelerine yazılmış bir artı puan da yok..
Toplumun sinir uçları ile oynamaktan başka neye yaradı bu iş?
Hiçbir şeye…
Sadece eğitim daha da kaosa sürüklendi…
Hepsi bu…
































