Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

ECEVİT’İ ANARKEN: (1974 HAREKÂTINI GERÇEKLEŞTİRMESEYDİ!)

Dün Ecevit’in 9. ölüm yıldönümüydü. Galiba bir kez daha ve toplum olarak külliyen unuttuktu! Tabi sonradan Türkiye’deki medyanın   haber ve yayınları bizi uyandırdı ama doğrusu kendimden utandım..  Çünkü hep şuna inanırım. “İnsanlar anıldıkça yaşarlar. Ecevit ise bırakın ölümünden ölümüne anılmayı, anılıp da yaşatılmayı,  akıllarla yüreklere kazınmalı.. Ki hatırlandıkça 1974 Barış Harekâtı da hatırlana!
ÇÜNKÜ: Hafzaı beşer nisyan ile malul de olsa ne 1974 harekâtı unutulur ne de o Barış harekâtını başlatan Başbakan Ecevit’in büyük ve  tarihi misyonu unutulur.. Çünkü 1974 Barış Harekâtı olmasa, Türkiye askeri müdahalede bulunmasa, Rum ve Yunan cuntasının “Enosisi”  gerçekleştirmek için Makarios’a yönelik darbe girişimlerinin sonucunun ne olacağını  kimse bilemezdi!   Çünkü Türk ve Rum halkları henüz Kuzey’de ve Güney’de yan yana, bazı yerleşim yerlerinde  iç içe yaşıyorlardı..
BİLEMEDİĞİMİZ: Bugün de  “Türkiye’nin garantör ülke olarak müdahale etmemesi halinde, Kıbrıs’ta nasıl bir siyasi gelişme olacağına, bu gelişme içinde Kıbrıs Türk halkının kaderinin nasıl çizileceğine siyasi çevreler cevap veremiyorlar..         FAKAT BİLDİĞİMİZ:  En basitinden eğer 1974 harekâtı olmasaydı adanın Kuzey ve Güney” olarak bölünmeyeceğini biliyoruz. Çünkü Rum Yunan askeri güçlerinin Türk ahaliyi belirli yerlerde toplayıp  belirli kamplar haline getirmesi yani kendi yerleşim bölgelerinden tecrit etmesi; ayni oranda kendinin de  ayrı kamplarda tecridini getirecekti ki zorunlu müdahalelere açık hedef olacaktı! Kaldı ki Yunan cuntası ile Nikos Samson gibi çılgın bir insanın “darbe girişimlerini” sonlandıracak müdahale yetkisinde ne  BM’ler Gücü vardı ne de İngiltere’nin böyle bir niyeti!
SONUÇTA: Yapılması gereken müdahaleyi garantörlük hakkında Türkiye yaptı. Ve sadece Türk halkını değil, Rum halkını da kendi kendilerini daha çok kıymalarından  kurtardı… Nitekim rahmetlik Ecevit sürekli tekrarlıyordu: “Biz adanın her iki toplumuna da barış ve huzur getirmeye geldik…”
VE EVET: Tam 41 yıldır bu adada o barış ve huzur vardır… Hem de olmaması gerektiği halde! Çünkü ikiye bölünmüş bir adada Rum kaybettiğini iddia ettiği Kuzey’i  gözden çıkarmaz, sürekli misillemeler ve terörist saldırılarla  ne barış bırakırdı ne huzur! Yapamadı! Çünkü Türkiye’ye karşı yapamayacağını öğrendi!
40 YILDIR:  Yapamadığını şimdi masa başında yapmaya çalışıyor! Tabi artık bir Ecevit yoktur! Olsa bile adada 1974 ortamı yoktur! Çözüm arayışları sürmekte, Rum Kuzey’de kaybettiklerini geri almak için uğraşmaktadır. Ve Türk tarafı Osmanlı’dan bu yana süregelen teamül ispatında  “savaşla kazanılanı masa başında vermek için Rum’la pazarlık yapmaktadır!” (Bülent Ecevit’i bir kez daha rahmetle anarım…)              **********      TC VE KKTC’DEKİ SEÇİMLER: (ONLARDA VE BİZDEKİ PROPAGANDALAR!)
Türkiye’deki 1 Kasım seçimleri ile kendi “seçim ve seçmenlerimizi”  her halde  “onlarda öyle ise bizde de budur” yargılarında mukayese etmek mümkün değildir! Fakat seçmen profilini, seçimlere yansımasını, hangi vaatlerle oyların kaydırıldığını kıyaslayıp düşünmek mümkündür.
Ondan önce bir anımı yazayım. “Bir devrelerde yine siyasi partiler enflasyonu ile UBP’nin sallan yuvarlan hallerinde seçimlere gidilirken, Rahmetlik Denktaş’a sordumdu: “Efendim siz de neden bir parti kurmuyorsunuz?” Gözlerime bir an çaresizlikle bakıp şuna benzer bir şeyler söylediydi: “Kiminle kuracağım? Bütün partiler ortada. Var mı partisiz olan seçmen?” 
Galiba KKTC’de durum halâ öyledir. Partiler “taraftarları”  ile bloklaşıp statik bir hal almışlardır. Türkiye’deki seçimlerden  sürekli yenik çıkan CHP için sorunlardan birinin de bu olduğu söyleniyor. Seçmen sayısı ne yaparsa yapsın değişmiyor. Buna karşılık AKP değiştirip değişiyor ama! Hatta geçtiğimiz 7 Haziran seçimlerinde HDP bile AKP ile CHP ve MHP’nin bir kısım oylarından nemalanmıştı. Bu dönem az kalsın baraj altına gidiyordu. Çünkü seçmeler partilerine döndüler, öyle oy kullandılar…
PARANIN SESİ. Siyasi partilerimizin ancak tabandan gelen gençleri partilerine kazandırmakla güç kazanacaklarını söylemeye hiç gerek yoktur. TC’de AKP bunu İmam Hatipler Okulları ile yaparken bir yandan da vaatlerini kullanıyor. Mesela son seçimde “100 günlük eylem planıyla”  memurlardan  çiftçilere, emeklilerden öğrencilere, muhtarlara kadar maaş artışları sözü verdi. Kim para  istemez! Oyların büyük çoğunluğu bu vaatlerden geldi…
YA BİZDE. Hangi siyasi partimiz “beni sandıktan şu kadar oyla birinci parti çıkartırsanız memura, emekliye, çiftçiye köylüye, işsiz gençlere, sigortalılara şu kadar artış vereceğim”   vaatlerinde bulunabilir ki? En kabadayısından “Hükümet Programını” yaptılar, “Sorunları sıraya koyup şu kadar gün ve  ay içinde yasaları çıkacaktır” dediler.  Fakat kısa süre sonra tıkanıp kaldılar…
AKLA İHTİYAÇ:  “Çok düşünmek ve ayıbı utanması yoktur. Bu konuda ister AB’den ister TC’den teknik ve idari yardımda bulunacak uzmanlardan akıl almak gerekecektir…        **********      KISACA TAKILDIĞIM: (MAĞUSA YOLLARINDA YAYA YÜRÜMEK BAKIN NE DEMEK?)
Trafiğin en sıkışık olduğu saatte önlü arkalı neredeyse zincirin halkaları gibi birbirimize ulanmış giderken, önümdeki araba ansızın durunca ben de çok olağan  öndeki arabanın sağ arka tekerliğine sol tekerimle girdim ki onunki çizilmiş benimki haşat! Bizim sigorta en ucuzundan ya. Kazanın faturaları kaydıma geçmiş!
Ve aradan iki gün geçmemiş bizim araba  bu kez de susuz kalmış  makinesi yanmış! Ve vurmuşuz kendimizi yollara! Tam on beş gündür yollardayım! Hemen yazayım artık yollarda ne araba sürülüyor ne yayalar yürüyebiliyor!
Kaldırımlar var ama yok! Çünkü ya yürünemeyecek kadar berbatlar ya da türlü çeşitli arabalarla, büfelerle, akla gelen her bir şeyle doldurulmuşlar!
Araba sürücülerinin çoğunluğu yayalara tırnak kadar saygılı değiller! Olanlar da insanı utandıracak kadar saygılı, ekleyim.
16 bin DAÜ öğrencisini taşıyan bu yollarda bu öğrencilerin çektikleri azapları Allah düşmanıma çektirmesin! Bazıları velespitle gidip gelmekte ama trafik yoğunluğundan dolayı velespit onları değil, onlar velespitlerini sürüklemekte! 
Pislik gırla! Her taraf pejmürde bir panayır görüntüsünde! Tam bir ilkellik, tam bir rezillik… (Bunları yazmamış olsaydım “yurttaşlık vazifemi yapmamış olurdum hatırlatayım..)