Genelde yazılarımı sabahın erken saatlerinde Mağusa surlar içindeki kahveden eve döndükten sonra yazarım.. Uzun yılların alışkanlığı. Çok uzun yıllar da akşamları yazdımdı..
“Alışkanlıklarımızın” farkında değiliz ama insanın yıllar yılı süren hayatı aslında birbirlerine halka halka ulanan “alışkanlıklar” dizisidir!
Bir akşam uykusundan sonra filan saatte uyanmakla başlayıp bir ömür devam eden süreç! Ta ki “uyudun da uyanamadın” olacak denildiğine nazire son noktayı koyana dek!
NE VAR Kİ artık bu “kahbe dünya” insanlarda ne huzur bırakıyor ne de kendi iradesinden kaynaklı sürdürüp götüreceği alışkanlıklarını..
“Kahbe dünya” dedim.. Yanlış anlamaya.. “Fahişe” anlamında da kullanılır ama ben “kabahatlar” anlamında kullandım. Çünkü artık dünya sadece çıldırmadı! Birbirlerini yok etmeye çalışan ülkeler türlü çeşitli sürtüşme ve dalaşmalar, düşmanlık ve işgallerle “ikinci dünya savaşında” istedikleri halde başaramadıkları bir yeni dünya yaratmaya yöneldiler! Nitekim:
DÜNKÜ YAZIMDA “3. DÜNYA SAVAŞINA doğru mu gidiyoruz” diye sorarken “zaten başladı” dedimdi! Ve devam ediyor! Üstelik bu “üçüncüsüne” karışacak katılacak ülkeler de seçildi, hangi yerlerde ateşlerin yakılacağı arenalar da saptandı!
HATTA hangi ülkelerin nerede ve nasıl kapışacakları ile hangi kazanımlarla kayıpları vereceklerinin bile denklemlerle hesaplamaları yapıldı. Şimdi üzerinde çalışılan ise “zamanlamadır!” Vakti zamanı geldiğinde düğmeye basılacak ve… “Kim bilir neler olacak” diyelim! Nitekim:
***
PENTAGON AYAKTA! Önce Rusya Ukrayna savaşının fitili ateşlendi. (Hatırlayalım ama: Ukrayna’nın NATO’ya alınacağı haberlerinden sonra Rusya harekete geçtiydi!) Bu savaşın çoktan bitmesi gerekirdi fakat devam ediyor! Ki öncesinde Ermenistan Azerbaycan dalaşması vardı. Ateşleri hâlâ sönmedi zaman zaman yeniden yalazlanmakta!
VE SIRADA DOĞU AKDENİZ VAR: Dolayısıyla Türkiye var! Boğazların zapturapt altına alınması var! Rusya’nın Akdeniz’e inmesinin yolları kapatılırken, “Türkiye’nin hareket kabiliyetini kaybedip kendi sınırları içine kapanmak zorunda kalması” projeleri var…
ÇÜNKÜ ABD’ye göre Türkiye artık “çok oldu!” Durdurulması, susturulması gerekir.. Artı boyundan büyük işlere soyundu Siha İha derken ve aldı başını giderken, önünün kesilmesi gerekir!..
İŞTE BU GÖREV de Yunanistan’a verildi! O da balıklama daldı ki bir ucu Kıbrıs’ta bir ucu Ege adalarında.. Ve tümünün garantörü ile ağa babası da NATO’nun en büyük ortağı Amerika olmakta! Zamanı geldiğinde (ki o zamanı yine Pentagon bilir) düğmeye basılacak ve Türk-Yunan savaşı hem Ege denizinde hem de Kıbrıs’ta yeniden başlayacak!
(“YOK YAVU DEMEYİN!” “Hayal mi gördün, Kolay mı savaş, Türkiye her halde uyumaz vardır bildiğiyle yapacağı…” Da demeyin!)
ÇÜNKÜ: Bu küçük ada ne savaşlar gördü! Bizim nesil Erenköy çarpışmalarına da yetişti 1974’lere de. Ki Öncesinde İngilizle EOKA’nın dalaşması vardı! Daha öncesinde Rum İsyanları! Bu ada aslında hep yandı, hep ateşler içinde oldu.. Gene yanar hem de cayır cayır!”
BAKIN eğer uzun süredir burnunun dibindeki adaları silahlandıran Yunanistan’a karşı Türkiye Anlaşmalardan doğan haklarına dayanarak müdahale etseydi, bugün bir savaşın orta yerinden konuşur olacaktık!
TÜRKİYE eğer Amerika’nın dürtü ve taktiklerine kapılsa ve delicesine bir sorumsuzlukla kendisine yönelik hezeyan ve saldırılarını artıran Yunanistan’a uymuş olsaydı, bugün kıyametin içinde olacaktık!
DİKKATİNİZİ ÇEKERİM: Bu güne kadar Rusya’yı en az Amerika kadar güçlü ülke olarak bilirdik! Ukrayna karşısında döküldü! (Yani nükleer silahlarını kullanmadan sadece bir hiçtir!) ÇİN zaten bize çok uzak ama o da şu anda teknolojisi ve çok ileri seviyedeki elektronik sanayii ile büyük avantaj yakalamış bir ülke: Artı söz konusu avantajının en büyük nedenlerinden biri de nüfus çoğunluğu! Dolayısıyla artık Amerika’nın oralarda atını oynatamayacağı konumlarda Tayvan faktörünü kullanmakla yetinmek zorunda kalmakta!
***
SONUÇ: “Sıcakdediğimiz savaş bölgelerinden biriyiz! Rum tarafında papazlar bile askeri tatbikat yapıyorlar! Yakında Amerikanın katkılarıyla bir “askeri deniz üssü yapacaklar! Tutun ki bir tür hezeyan! ERDOĞANLI Ankara ise KKTC’nin tanınması için harekete geçti. Bakalım göreceğiz! Çünkü daha ağzından “tanınmamızın” “t” harfi çıkar çıkmaz Azerbaycan gibi Türk kökenli Orta Asya ülkelerinin harekete geçmeleri gerekirdi ama sağır rolüne yattılar!
NEDENİ ise şu: Bir yanları Rusya öte yanları Amerika’nın NATO hegemonyasındaki Avrupa! Ki kendilerinin “tanınmış Devlet olarak varlıklarını sürdürmelerinin icazeti bile Amerika ile NATO’nun elinde!..”
KISACA dünya çok küçüldü.. Bırakın ülkeler arası mesafeleri kıtalar arası mesafeler bile bir çekirge sıçrayışı ötede! Ve Kıbrıs da ateş çemberinde! Dolayısıyla dönelim bize:
***
KISACA TAKILDIĞIM: (BİZDE NE VAR?) Pahalılık! Hem de çok!
Başka ne vardır? “Üretim yokluğu!” Şöyle ki fiyatlar her gün artmaktadır ama artan bu fiyatları dengeleyip makul bir seviyeye çekecek ne “üretim artışı” vardır ne çalıştırılan “denetim mekanizması!”
Kİ HÂLÂ İDDİA EDİYORUZ: Ülkedeki pahalılık “yapaydır şişirmedir!” Çünkü memleketi sterlin, yuro dolar derken ya İngiltere yaptılar ya Avrupa ile Amerika!” Kısaca yıllardır Türk parasını Sterline yuroya ve dolara yediriyorlar! ŞÖYLE Kİ bilumum emtiaya dövize bağlandı. Hatta bir bağ maydanoz bile! Hepsinin hatta maydanozun bile fiyatı günlük “döviz kurları” ile saptanmakta..
Kİ maydanoz ithal ürün değildir! Süt hellim de! Ha! Diyorlar ki ama girdiler hep dövizle ödenmekte! Yarısı yalan öteki yarısı da şaibeli!
EVET: “Emek” yani işçilik, ardından akaryakıt fiyatları arttı ama bunların söz konusu piyasadaki pahalılığa yansıyan oranları nedir nasıl saptanmaktadır kim saptamaktadır bilen yok! Değil mi ki “Serbest Piyasa Ekonomisine sahibiz! At gitsin!
FAKAT her halde TC’den ithal edilen meyve sebze ve öteki gıda maddeleriyle bilumum “ticari emtia” dövizle alınmıyor! Yoksa dövizle mi alınıyor? Eee, bu nasıl Anavatan-Yavruvatan ilişkileridir! Güney’i anladık Kuzey’deki alış verişini mevcut kur üzerinden avro ile yapıyor. Biz de o tarafa geçtik mi cebimizdeki Avrolar kadar alış veriş yapıyoruz! PEKİ TC-KKTC ticari ilişkileri? Bugüne kadar kimseler sağlıklı ve anlaşılır açıklamalarda bulunmadılar!.. Ki İnşaat sektörünün olanca malzemeleri de TC’den geliyor, kumaşlar da beyaz eşya da konserveler boyalar hatta sabunlar da falan da… Bu gerçeğe karşın daha dün Taşeronlar Birliği Osman Amca dedi ki “Döviz kaynaklı fiyat artışları nedeniyle ev ve inşaat malzemelerinde döviz kaynaklı fiyat artışları sebebi ile iç piyasada ev yapma ev satın alma hayal oldu!…”
NE Yani? Türkiye kendi içinde bunları dövizle üretip bize de dövizle mi satmaktadır? Yani TC ile KKTC ticari ilişkilerini bile 48 yıldır hâlâ ayarlayıp hale yola sokamadık!..
VALLAHİ gerçek şu ki bu ülkede hâlâ kimin eli kimin cebinde belli değil kim vurur kim alır kim kazanır bilinmez; kıyasıya eleştirdiğimiz KIB TEK bile bu olanların yanında ak pak kalır!
































