Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Dünya kadın gününde yine başımız eğik…

Bugün yine 8 Mart…

Aslında bir farkındalık, duyarlılık günü…

Kadının toplumsal eşitliğinin, ekonomik, sosyal, siyasal, her türlü eşitlik ve özgürlük hakkının kafalara çakılması için tespit edilmiş bir gün…

Kaç yıldır kutlanır? Dünyada 108, Türkiye’de 97 yıldır. Bizde de herhalde kendi yönetimimizi kurduğumuz günlerden beri…

Kutlanır, kutlanır da ne olur? Küçük bir azınlık gerçek anlamıyla sempozyumlar, gösteriler düzenler, bildiri yayınlar; en geniş kesimse, doğum günü gibi kutlar. Çaylar, partiler, çiçekli böcekli reklamlar…

Olayın içindeki “bilinçlenme” vurgusundan çok uzak bir şekilde.

Oysa, yasal olarak kadınların her türlü hakka sahip olduğu KKTC’de rakamlar ürkütücü…

Daha geçen gün açıklandı, 7 yılda 10 kadın cinayete kurban gitti. Bunların tamamı, sapıklar, caniler tarafından rastgele değil, yakınları tarafından öldürüldü.

Geçen yıl yapılan bir başka araştırmada, 10 yılda 131 cinsel tecavüz vakası yaşandığı ortaya çıktı. Bu rakam yıllar içinde dehşet bir artış olarak ortaya çıkmış. 2006’da 9 vaka tespit edilirken, 2016’da bu sayı 29’a çıkmış. Son bir yılda yayınlanan haberler, özellikle de 2017-2018 arası daha da arttığını gösteriyor.

Gerçi dünyanın da bizden kalır yeri yok. Mesela İsveç… En demokratik, en çağdaş ülkelerden biri ama Avrupa’da tecavüzün ve cinsel saldırıların en yoğun olarak yaşandığı ülke. Kadınların her yıl dörtte biri tecavüze veya tacize uğruyor. Arkasından Fransa geliyor. Bu ülkede 1980 yılına kadar tecavüz suç bile değildi. Şimdi, yılda 75.000 kadın tecavüze uğruyor. Kadınları korumak için Fransız kanunları yetersiz kalıyor.

KKTC’de şiddete uğrayanların etnik kökenlerine baktığımızda çoğunluğun bizim kültürümüzden olmadığını görsek de, madem ki bu topraklarda bu suçlar işleniyor, önleme görevi bizim.

Yine aynı şekilde, değişik kültürlerden gelenlerin çocukları bu topraklarda yetişiyor. Aile içi şiddet, aile içi ensest vakalarının olduğu kültürler. Onların yeni nesillerinin doğru düzgün yetiştirilmesi de yine bizim görevimiz.

Görmezden geldiğimiz sürece, bu rakamlar daha da artacak, çok yaklaştığımız dünya rekorunu kıracağız.

Kafalar değişecek, dünyaya ve kadına bakış açıları değiştirilecek, başka yolu yok.

Kadınların ticari meta olarak kullanıldığı yerlerin ışıklı panolarla reklam edildiği bir yer oldu burası. Tanınmamışlık, uluslararası kurumların gözetimine girmemizi engellese de, bunun bir tek istisnası var, insan hakları, kadın hakları ve kadın ticareti…

Hem AB, hem ABD İnsan Hakları kurumları her yıl yayınladıkları raporlarla KKTC’yi yerden yere vuruyor.

Kamu ve özel sektörde çalışan kadın sayısı ciddi bir oranda. Her türlü “erkek egemen” direnişe rağmen, yönetim kadrolarına kadar yükselen kadın sayımız hatırı sayılır miktardaysa da, siyasette kadının adını da daha yeni yeni hissetmeye başladık. Tarihimizde 56 yılda sadece 16 kadın vekilimz oldu. Ve ilk kez bu seçimlerde 117 kadın adaydan, 9’u Meclis’e girmeyi başardı. Bunda mecburi kadın kotasının önemi var tabii. Ancak genelde, yasal zorunlulukla, kazanma şansı pek de olmayan isimlerin dolgu maddesi yapıldığına şahit olduk.

Cinsiyet ayrımcılığı, kadına şiddet, kadın hakları konusunda aktif olan, bu konuları kendine dert edinen siyasi partilerin iktidarı var şimdi. Belki diyorum, radikal bir takım adımlar da gündeme gelir bu dönem de bizler de bundan sonraki kadın günlerini başımız önümüzde geçiştirmeyiz…

 

 

 


 

YERİN KULAĞI VAR

 

KAPAK OLSUN:

Türkiye bizim hükümetin randevu taleplerine olumlu yanıt vermeyecekmiş. 22 Ocak olayları bahane edildi, hükümetin İlahiyat kolejiyle ilgili düşünceleri istismar edildi, “CTP’li bir hükümete Türkiye sıcak bakmıyor” dedikoduları yayıldı, sonuçta hepsinin yalan olduğu ispatlandı. Başbakan ve Yardımcısı daveti aldı ve Türkiye’ye gitti. Başbakan, Türkiye Başbakanı Yıldırım tarafından Çankaya köşkünde askeri törenle karşılandı. Neyse bu hükümeti kötülemek için her türlü yalana başvurmayı misyon edinenlere kapak olsun…

 

BU DA MI SUÇ DEĞİL SAYIN CUMHURBAŞKANI:

Din İşleri Başkanı Talip Atalay’ın görevden alınması için, son birkaç yıl içinde bazı girişimlerin olduğunu, Özkan Yorgancıoğlu ve Hüseyin Özgürgün’ün döneminde bunun için yazı yazıldığını biliyoruz. Bırakın bizim siyasilerin taleplerini, Türkiye’den de bu yönde talep var. Ancak Cumhurbaşkanı Akıncı’nın, bu kararnameyi niye imzalamadığını ise anlamak mümkün değil. Adam şimdi bir tarikat mensubunun özgür Kıbrıs Türk basınına beddua eden videosunu Daire adına dağıtıyor. Bu da mı su değil sayın Cumhurbaşkanı?

 

DEVLET MALI DENİZ:

Hüseyin Özgürgün’ün Başbakanlığı döneminde, çalışanların öğle yemeklerinin yanısıra, UBP’li gençlerin, şöför ve korumların yeme içmelerinin Başbakanlık bütçesinden karşılandığı yönünde iddialar var. Bu çerçevede Lefkoşa’daki bazı bilindik restorantlara olan borçların da hala daha ödenmediği gelen iddialar arsında. Boşuna demişler devlet malı deniz, yemeyen keriz diye…

 

RANT BÜYÜK:

Son dönemlerde meydana gelen trafik kazalarına karışan araçların ağırlıklı olarak kiralık araçlardan oluşması, Bakanlığı denetimlere ve araçların kimlere hangi koşullarda kiralandığına konusunda harekete geçirdi. Şahsen ben bu konuda en az 3-4 yazı yazdım. Kiralık araba kisvesi altında devletin nasıl kandırıldığını ve bazı şirketlerin bundan büyük karlar elde ettiğini anlattım. Eğer hükümet bu kiralık araç konusuna ciddi ciddi eğilirse, bu sektörde ne işlerin döndüğünü görecektir… Bu arada geçen dönem bu dolaplara ses çıkartmayan Trafik Dairesi Müdürü de yeni duruma aniden uyum sağlamış görünüyor.

 

AKINCI’DAN BULUŞMAYA EVET:

Rum lider Anastasiaidis’in son olarak Akıncı’ya “sosyal içerikli buluşma” daveti yaptığını ve bir cevap alamadığını söylemesinin ardından Sözcü Barış Burcu, Akıcı’nin Ansatasiadis’le her platformda görüşmeye hazır olduğunu açıkladı. Şimdi top yine Rum liderde. Bakalım bu açıklamalarında ve davetlerinde ne kadar samimi olduğunu göreceğiz…

 

BU KAÇINCI TEMSİLCİ OLACAK?:

Çocukluğumuzdan aklımızda kalan ilk BM Kıbrıs Temsilcisi 1964’de atanan Sakari Tuomioja’dır. O günden bugüne acaba kaç temsilci atanmış, kaç müzakere süreci yürütülmüştür? Bu arada ne değişmiştir? Ben bir hukukçu temsilci hatırlarım ki, “basit iş, 40 günde hallederim” demişti de adı bile aklımızda yok. Şimdi Genel Sekreter’in konuyla geçmişte hiç ilgisi olmayan birini tercih edeceği yazılmakta. Rum tarafı, kırk küsur yıldır aynı noktadan milim kıpırdamaz. O noktadan esnemeye zorlanmadıkça da, kim bilir daha nice temsilciler, nice süreçler göreceğiz…

 


 

ZİRVEDEKİLER

Ünal Akifler(Ekonomist): “Ülkedeki partizanlık, adam kayırmacılık, talan, vurgun, hazıra konmanın önü kesilmediği sürece ülke ekonomisi de, üretim de, adalet de sağlanamaz. Biri dürüst iş yapıyor ve bir yere varamıyor ise, diğeri de hazırdan kazanıyor ise; diğer emek veren çabalayan da bir yerden sonra bundan vazgeçecek ve o da hazıra konmak isteyerek, kısa yoldan kazanmayı tercih edecektir…”

 


DİPTEKİLER

Cübbeli Ahmet Hoca ve Talip Atalay İkilisi: “Kıbrıs’ın bizdeki ‘Sözcü’ gazetesi gibi bir gazetesi var. Hocalar camileri bastı diye manşet yapmış. Ulan ayılar mı, domuzlar mı bastı tövbe estafurullah. Ben efendim Mahmut efendi hazretlerinin halifesiyim. Kimse bize vazifemizi öğretmeye kalkmasın. Biz reddiyelerle nice milleti vehhabilikten şialıktan kurtardık. Kimse bana iftira etmesin. Allahın naleti müfderilerin üzerine olsun…” sözleriyle Havadis’e beddua okumuş. İşin ilginç yanı, söz konusu video, Din İşleri Dairesi tarafından montajlanarak, Havadis gazetesi ve ülkedeki din adamları ile büyükelçilik mensuplarına servis edildi…