Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Dünün Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden bugünlere…

Genel milletvekilliği seçimlerinin yabancısı değiliz.  Aksine tiryakisi oluşumuzun ispatında her iki üç yılda bir sandıklara taşınırız!  Ve zafer marşı ile iktidara gelen hükümetleri Mehter marşı ile yolcu ederiz!
Cumhurbaşkanlığı seçimleri öyle değil ama.  Bugüne kadar Rahmetlik toplum lideri Dr. Fazıl Küçük’ü tanıdıydık  o makamda,  bir de halefi rahmetlik lider Denktaş’ı…  Bazen aralarında tatsız olaylar da yaşansa sonuçta ayni davanın liderleriydiler,  kırgınlıkları hiç baki kalmadıydı! 
Kısaca misyon sahibi liderlerdi.  Fakat bu iki “dava adamını” asıl tamamlayıp aralarında koordinasyon görevi yüklenenler en az onlar kadar dava insanları olanlardı. Zaten Dr.  Küçük’ü de Denktaş’ı da işte o  “arkadaşları” dolayısıyle bugün olmayan “kadro hareketi” yarattıydı.  Faiz Kaymak’lar, Osman Örek’ler,  Niyazi Manyera’lar ve sonrasında etraflarında kümelenirlerken birlikte fakat ayni hedefe yürüyen insanlar…
NEYDİ O HEDEF? Tabii ki Kıbrıs Türk siyasi sorunu!    Özgür ve egemen insanca yaşama sorunu…   İkinci sınıf vatandaşlar olarak değil, en az Rumlar kadar haklara sahip birinci sınıf insanlar olarak yaşamak sorunu…           Rum’un Enosis hedefine karşı çıkarken bu yolda yeni yeni mücadele  stratejileri saptamak sorunu…    Türkiye’ye  Kıbrıs Türk halkının  siyasi sorununu anlatıp kabul ettirmek sorunu…  Vesaire… 
Nitekim Kıbrıs Cumhuriyetinde ilk Cumhurbaşkanı Makarios’un 1960’lardaki ifadesiyle “Muavini” olan Dr. Fazıl Küçük tutun ki bizim için  ilk Cumhurbaşkanımız olduydu.
Sonra görevi Denktaş yüklendiydi. Her iki “liderimizin”  de hedefi Kıbrıs Türk halkını egemen ve özgür bir halk olarak yeniden var etmekti. Dolayısıyla sonrasında da ne zaman Cumhurbaşkanlığı seçimleri arifeleri yaşansa  meydanlar “Kıbrıs Türk halkının varoluş mücadelesinin destansı nutukları ile çınlardı.” Tek sorun siyasi sorundu!.. Rum’a karşı yürütülecek bağımsızlık mücadelesiydi…  Bu geleneksel tutum Talat’ın Cumhurbaşkanlığı döneminde de bazı nüans ayrılıkları ile fakat genelde çok da değişmeden devam etti…  Talat da kendi siyasi misyonu içinde bir “lider” gibi davrandı, çok hoşuna gitmese  bile Rum tarafı ile mücadele etmek zorunda kaldı daha doğrusu Rum tarafınca  “bıraktırıldı!”
BU SEÇİMLERDE DURUM DEĞİŞTİ:  İlk kez  Cumhurbaşkanları adaylarımız vizyon değiştirdiler. Siyasi sorunu sloganlaştırırlarken, sosyal ve  ekonomik sorunlara ağırlaştılar.  Cumhurbaşkanlığı Makamının  “Anayasal yetkisizliği” ile sorumluluğunun yetersizliğini”  “fakat biz çalışarak ve karışarak bu  makamı işlevsel ve etkin hale getireceğiz” vaatlerinde bulundular.
Hemen tüm adaylarımızın da verdikleri en belirgin mesajlar şunlardı:  “Biz  elleri kolları Kıbrıs siyasi sorunu ile bağlanmış Cumhurbaşkanlarından olmayacağız…” “KKTC’nin Hükümet  ve Kurumlar  düzeyinde daha belirleyici bir siyasetin Cumhurbaşkanları olacağız…”  Müzakereler süreci ile asıl vurguladıkları ise  Siyasi sorunu görüşme masasında  statik kısırlığından kurtarıp iki toplum kademelerinde güven yaratıcı önlemler silsilesi içine sokacaklarıydı…          BU SÖYLEMLER İLKTİR: Adaylarımızdan biri seçilecektir. Ve her halde bunca vaatlerden sonra hem Cumhurbaşkanlığı makamına hem de  siyasi soruna yeni  vizyon getireceklerdir.          ÖTE YANDAN: Bu seçim sürecinde  Cumhurbaşkanları adaylarımıza bonkörce mavi boncuklar paylaştırdığımı biliyorum! Doğrusu ya hepsi de yılların politikacıları,  mücadele insanları…  Diyeceğim şu ki  hem çözüm hem de vaatlerinin gerçekleşmesi umudunda “seçimlerin”  gönüllerince  sonlanmasını dilerim.  
    **********        Kısaca takıldığım: (Eski Eserler Dairesi  derken)  Şimdi desem ki: “Ben bu Eski Eserler ve Müzeler Dairesi ile Anıtlar Yüksek Kurumunu”  üstelik İngiliz sömürge döneminin “adamı” Mağusa Suriçi’ndeki tarihi eserler sorumlusu Muaggap’tan beridir çok iyi tanırım!  Ki Mağusa Suriçi’nin viraneye dönüşüp mezbelelik haline gelmeye başlamasının da tarihi o   Muaggap denilen eksantrik adamla başlar!  “Bu ne lafazanlık”  demeyin çünkü doğrudur!
Nitekim o kadar doğrudur ki şimdi   surlar içinde viranelikler yaratıp insanları pisliğe boğma görevinin mirasını devralıp  en iyi şekilde sürdüren  bizim Devleti Alî’mizin Eski Eserler Dairesidir!  Ki “taş taş üstüne konulmasına izin vermezken “eskidir” diye  evlerin  restore edilmelerine de karşı çıkmakta, kısaca “ne yapmakta ne de yaptırtmaktadır!”
Buna karşılık:  Bakın “antikadan” ne kadar anlarlar.  tek bir misal vereyim sonra sadede geleyim:   Mağusa’da  hisar taşlarından inşa edildikleri apaçık görünen dizi dizi dizilmiş “eski evler” vardır. Eski Eserler dairesi bunların yıkılıp yeniden yapılmasına, restore edilmelerine, çıkardığı 1. 2. 3. Derece Eski Eserler Kanuna”  dayanarak  izin vermez! Fakat bu evlerin arasında “ayni eskilikte,ayni tipte, ayni yıllarda yapılmış,  taş duvarlarına spirit atılmış evler için hiçbir yasal kısıtlama yoktur,  ikamet edenler içlerine de dışlarına ne isterlerse yaparlar!           İşte bizim “daire” böyle bir “nizamın ve kanunun” dairesidir!    Duvarları spiritle örttün müydü eski eser olmaktan kurtulur. Yapamayanlar (ki artık asla yapamazlar)  Antika ev belâsına mahkûmiyette,  babadan deden kalma evlerini viraneliğe terk ederek ya surlar dışında başka evlere göç ederler yahut bazı TC’li işçi ailelerine kiralarlar!
DERKEN BELLAPAİS OLAY!  Ben zannediyordum ki bu Eski Eserler Dairesinin  şerri sadece Mağusa surlar içine dokunmaktadır! Meğer bir süre önce  Bellapais’in hemen yanında inşa edilmek istenen “katı atık tesisine” izin vermiş!  İnsan küçüğünün yanında büyük dilini de yutar! Nitekim Çevreci ve duyarlı yurttaşların avukatı Boysan Boyra  “bu eski eserin  yanına böylesi bir Katı  Atık tesisi kurulamaz”  savunmasında davayı üslenmiş ve tabi kazanmış da.           Fakat avukat Boyra’nın şaşkınlığı geçmiyor, diyor ki:  “Böyle bir dava dünyada görülmedi. Eminim ki dünyanın hiçbir yerinde bir tarihi eseri korumakla yükümlü bir Kuruma tarihi eseri korumak için dava açılmamıştır!”
  “Eski” olan her binayı  “tarihi” kabul edip tek taşına dokundurtmayan,  Eski Eserler Dairesi için  bu “şaşkınlık”  dolu sözler ne ifade eder bilmiyorum! Müthiş bir trajedinin arasına sıkışmış komiklik olmalı! Fakat yıkılan Hisarları,  evleri ile yıllardır ayni daire tarafından “koruma”  adına yaratılan viranelikle pisliği biliyorum!
GERÇEKTE SORUN DEVLETİNDİR. Çünkü sonuçta bu devletin bu “Kurulları,  Kurumları, Daireleri, Müzeleri, kendinin atadığı, kendinin ödediği, kendinin denetlediği memurları görevlileridirler!
Ne var ki ipin ucu çoktan kaçtı diyoruz! Her Kurum,  her daire her Sendika,  her sektör kendi “özgürlük  ve egemenliği”   ilan etmiş,  “memleketi kurtaracağız”  heveslerinde gemi azıya almışlar, koşturuyorlar! Fakat duvara toslayan da bunların sayesinde hep Devlet oluyor!