Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

DÖNÜŞTÜRÜLMEYE HAYIR…

Bu hükümetin bir süre daha başta kalmasından korktuğumu yazmıştım dün. Sağolsunlar, her gün bu korkuyu haklı çıkaracak ve de artıracak bir eyleme gitmekten çekinmiyorlar…

 

Önce şunu ortaya koyalım. 1878’den itibaren Kıbrıs Türkü bir asıra yakın bir süre İngiliz yönetimi altında kaldı. Bu dönemde İngiliz, bize “Müslüman topluluk” dayatması yapmaya çalıştı. Halk olarak varlığımızı inkar etmeye çalıştı. O baskılara rağmen, kültürümüzü yaşattık, “Biz Kıbrıs Türküyüz, ayrı bir halkız” demeye devam ettik ki, sonradan kurulan 1960 Cumhuriyeti de o ayrı varlığın tescilidir. İngilizin baskılarının en ağır olduğu dönemlerde Atatürk devrimlerini benimseyip, uyguladık. Lefkoşa’daki lisemizin adını İngiliz “İslam Lisesi” koyarken, bunu “Türk Lisesi” yapabilmek için mücadele verdik ve başardık. Gardiyan olan dedem İsmail Çavuş, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan sonra fesi atıp, ilk şapka giyenlerden biri olarak tarihe geçti. Gurur duyarım. Kısaca demek istediğim, buranın insanı laiktir. Kendine özgü bir kültürü vardır ve demokrasisini de böyle oluşturmuştur.

 

Gelelim bugüne; işte bu halk, kendi mücadelesinin lideri Dr. Fazıl Küçük’le ile 1974 şehidi Fehmi Ercan ikilemi arasında kalmadı. Liderine olan saygısı baki. Ama tek havaalanının adının değiştirilmesine, şehidin isminin yerine Dr. Küçük’ün isminin verilmesine karşı çıktı. Bu öncelikle Doktor’a saygı eksikliği değildi. Asla! Onun yeri başka. Ama Kıbrıslı olmasa da bu topraklarda can veren o şehide bu saygısızlığın yapılmasına karşı durdu. Onun için, sosyal medya trollerinin “Rum seviciler”, şu, bu laflarında biz siyasi kasıt ararız. Birileri sürekli kara çalmaya çalışsa da biz ne olduğumuzu biliyoruz.

 

İşte bu kültüre ve bu birikime sahip Kıbrıs Türkünü dönüştürme çabalarını gördüğümüzde de korkarız. Tedirgin oluruz, endişe ederiz ve buna karşı da direniriz.

 

Şimdilerde maskara filmlerle yok sayılmaya çalışılan varoluş mücadelesinin görmezden gelinmesine tepki gösterdiğimiz gibi…

 

Kıbrıs’ın kuzeyini başka bir şeye dönüştürme gayretleri son dönemde dikkat çekmekte. Yazımın girişinde bahsettiğim endişe de bu.

 

Defalarca denenen, karşılık bulmayan projeler, bu azınlık hükümeti tarafından jet hızıyla geçirilmeye çalışılıyor.

 

Bir tanesi, din temelli eğitim ağırlıklı Maarif Vakfı okulları. Müfredatı KKTC Eğitim Bakanlığı’nın denetiminde olup olmayacağı tartışmalı bir oluşum. Aynen İlahiyat Koleji gibi. Onun da Eğitim Bakanlığı müfredatı ve denetime tabi olduğu iddia edilse de öyle olmadığı malum. Bu Maarif Okulları konusu hatırlarsanız, 4’lü hükümetin yıkılmasının sebeplerinden biriydi. Kendisi de bir eğitimci olan zamanın Eğitim Bakanı Cemal Özyiğit direnmiş, onay vermemişti. Şimdi hayata geçiyor. Müfredatın KKTC eğitim ilkeleriyle uyumu konusunda, denetim konusunda belirsizlikler olduğu yönünde iddialar var. Bunlara karşılık KKTC’nin “yetkilileri” çıkıp, tatmin edici açıklama yapmıyor. Gelecek nesillerimizin laik, demokratik, Atatürkçü eğitim sisteminden uzak yetiştirilmesi gibi bir tehlike varsa, bundan endişe duyulmaz da ne yapılır? Bu dönüştürme işlemi değil de nedir?

 

Diğer taraftan, İkamet İzinleri ve Vizeler Tüzüğü’ndeki saçma sapan değişikliklere ne demeli. Akıllara ziyan. Eğitim Bakanlığı’na bağlı okullarda ders vermek üzere gelecek olanlara vize zorunluluğu, “ülkeyi tanıtma” faaliyeti yapmak için gelecek olanlara vize muafiyeti… Niye? Kim bunlar? O maskara dizi gibilerini üretecek olanlar mı?

 

Mevcut Tüzük’te kısa dönem vize 1 yıllık olduğu halde, şimdi süresiz vize kolaylığı getiriliyor. Hem de kime, “ibadet yerlerini, dergahları” ziyaret edecek olanlara. Bunlara bir yıl yetmiyor muymuş? Bir yıldan fazla süreli dergah ziyareti ne demek? Örgütlenme mi? Al sana başka bir dönüştürme gayreti.

 

Ve tüm bunları yapan, zar zor seçim kazanan bir Kıbrıslı Türk Cumhurbaşkanı ve ayakta kalmak için gelene geç diyen bir azınlık hükümeti… Kendi kimliğini inkar etme noktasına gelecek kadar kendilerinden geçmişler.

 

Korkmayım da ne yapayım.

 

Mücadele bir an önce şekillenmeli. Karnından konuşma zamanı geçmiştir. Ak’a ak, karaya kara deme zamanıdır.

 

Kıbrıs Türkü bu olup bitene razı mıdır, değil midir? Bunu ortaya koymanın en kolay yolu da herşeyin halka anlatılacağı, ama açık seçik anlatılacağı bir propaganda dönemi sonrası acilen bir seçimdir… Başka yolu yok.

 

YERİN KULAĞI VAR

SEÇİME GİTMEK İÇİN DELİ OLMALI:

Muhalefet erken seçim için bastırıyor, iktidar ise girmemek için her türlü etik olmayan yolu deniyor. Memleket bu halde iken bir seçime gitmek iktidar kanadı için intihar olur. Belediyeler, turizm, esnaf zanaatkar, battı. Yandaşlar kalıbına uydurulup devlete istihdam edilirken, başka yandaşlara sınırsız destekler akıtılırken, vatandaş zor hayat şartlarından, işsiz kalmaktan sıfırı tüketti. Kıb-Tek’te vurguna son vereceğiz deyip, okkalı zamla en büyük vurgunu yaptılar. Hükümetin uyguladığı “sokağa çıkma” yasağında trafik kazaları, sirkat, uyuşturucu vakaları zirve yaptı. Siz olsanız bu tablo ile seçime gider misiniz?

 

YETER ARTIK:

Şu Arıklı-Zaroğlu kavgası da artık can sıktı. Hükümet ortağı bir partinin bu şekilde ayaklara düşen kavgası tam bir rezillik. Kendileri de düştükleri durumu görüp bu işe son verseler. Bu kavganın kazananı yok. İki kaybedeni var sadece. Arıklı, “YDP ile hiçbir ilişkim kalmadı, istifa edeceğim” diyen Zaroğlu’nun partisi adına AD-HOC komitede yer almasına onay veriyor. Ne tatlıymış be arkadaş bu koltuk aşkı. Aslında gündemi bu şekilde meşgul etmelerine biz de basın olarak izin vermeyelim artık…

 

BAĞIMSIZ VE MUTLUYMUŞ:

UBP milletvekili Özdemir Berova, “Artık Crans Montana sonrası Cenevre’de iki devletli çözümün masada olduğu günlerden geçiyoruz. Bağımsız yaşamaktan da mutluyuz” demiş. Gerçekten bu sözleri inanarak mı söylüyor sizce? Nasıl bir bağımsızlık kazandık biz bu günlerde? Niye bizim haberimiz yok?  Hayallerinin Kıbrıs Türkünü daha da yalnızlığa ittiğini göremiyor. Varsın o mutlu mutlu yaşamaya devam etsin, mücadele edecek olanlar burada.

 

AD-HOC YARGIYA TAŞINIYOR:

Saner’in yamalı bohça hükümetinin seçim tarihi için Hukuk ve Siyasi İşler Komitesi’ni devre dışı bırakarak Ad-Hoc komite kurmasının Anayasa’ya aykırı olduğunu söyleyen muhalefet konuyu yargıya taşıyor. Her türlü baskıya rağmen iyi ki yargımız hala bağımsız ve en güvendiğimiz kurum… Bu kez yargı çok ciddi bir karar aşamasında olacak.

 

TEPKİLERİ NASIL GÖĞÜSLEYECEK ACABA?:

Kapalı devre turizmi için, Bafra bölgesini düşünüyorlarmış. Bunu söyleyen Turizm’in Bakanı. E, diğerleri ne diyecek? Mağusa’sı var, Girne’si var. Üstelik çoğunluk Bafra dışında. Bu Turizm Bakanı’nın diğerlerine verecek yanıtı ne olacak? Gösterecekleri tepkiyi ben şimdiden tahmin edebiliyorum da o edemiyor mu? Akıl alır gibi değil. Tamamen hükmü karakuşi…

 

BAŞBAKAN’A BİRİSİ STERLİNDEN BAHSETTİ Mİ?:

Sterlin 12 liraya ulaştı. Hamasetten başını kaldıramayan hükümetten, bu konuda tek bir laf duyan var mı? O ancak çalışanın maaşını nasıl daha fazla keserim derdinde. Aynı zamanda tüm vatandaşın en büyük gider kalemi olan gıda harcamalarının gittiği marketlere vergi indirimi akıtmakla meşgul. Sonra “derdimiz ülke” demezler mi, deli olacağım…

 

SAÇMA:

İstiklal Marşı’nı okutmak camiye mi kaldı? Anladık, saygı göstereceksiniz de yeri değil. Siz isterseniz, daha önceki yıllarda olduğu gibi, Mustafa Kemal’in ruhuna Mevlit okutun. İstiklal Marşı niye camiden okunsun? Çok istenirse, belediyelerin hoparlörlerinden okutulur. Kim onay vermiş, kimin fikriymiş? Böyle şovlara ne gerek var? Merak etmeyin, Kıbrıs Türkü O’nu zaten içinde hissediyor…