Köşe Yazarları

Doğu Akdeniz. (Isınmaya devam!)

Galiba boşuna çaba! İstenildiği kadar “barışçı çözüm” densin. Çözümden barış, barıştan asude bir Akdeniz adası gözlensin..

İstenildiği kadar halkların kardeşliğinden söz edilsin. Dostluklar sevgiler umulsun…

EĞER Doğu Akdeniz’deki doğal gaz Kıbrıs Türk halkı ile Rum halkı arasında paylaşılmaz..

Trilyonlarca dolar gelir sağlayacak  kaynaklar Türkiye’yi de içine alacak işbirliğinde bir ittifakla ortaklık haline getirilmezse…

Bundan sonra Kıbrıs’ta (geçmişte de yoktu) artık hiç huzur olmayacak!

ÇÜNKÜ: Rum tarafı Yunanistan’ı da arkasına alarak münhasır ekonomik bölgelerinde  çapının  üzerinde büyük oynuyor ve zaten yarattığı kuşku ile korku da bu nedenle artıyor.

Çünkü  iştah kabartan  doğal gaz hem komşu ülkeleri hem uzaklardakileri harekete geçirdi. Hedef Yunanistan üzerinden AB’ye sevkiyat olunca tabi ki Fransa’nın Makron’u da ilgilenir, İngiltere’nin May’i de İtalyanı da.. İsrail ile Mısır zaten gazın taşeronları durumunda..

HAL böyle iken Türkiye’nin olanlara seyirci kalmasını beklemek mümkün değil.

Nitekim geçtiğimiz gün Erdoğan yine uyarmak gereğini duydu. Çıkacak doğal gazın Yunanistan üzerinden AB’ye aktarılmasının çok pahalıya mal olacağını bu nedenle önce Kıbrıs’a, Kıbrıs’tan TC ve AB’ye aktarılmasını bir kez daha önerdi.

OYSA çok iyi biliyoruz: Böyle bir öneriye ne Rum tarafı yaklaşır ne Yunanistan. (Ancak “sondaj çalışmaları yapan şirketlerin” gazın Yunanistan üzerinden AB’ye sevkinin çok pahalıya mal olacağını dolayısıyla  Türkiye üzerinden sevk edilmesi konusundaki dayatmaları söz konusu olursa işte o zaman Rum tarafıyla bir işbirliğinden söz etmek mümkün olur.. (Ne var ki Türkiye ile Yunanistan arasındaki  husumetlerin ortadan kalkmasına da yardımcı olacak bu yakınlaşma şimdilik sadece hayal!)

**********

YÖNETİYORUZ (FAKAT KÖTÜ!)

Geçen hafta memleket  hayvancıların eylemiyle sarsılır, insanlar artan pahalılıkla cebelleşirken, iki hanım politikacımız  pimini çektikleri bombalarını medya aracılığıyla halkın önüne atarlarken; adeta, “hadi sizden de patlatması”  dedilerdi!

SİBER ne dedi? Nitekim HK ajansına konuşan Eski Meclis Başkanımız Sibel Siber Anayasaya aykırı olduğunu  iddia ettiği “örtülü ödenekler” konusunda şöyle diyordu:

“Anayasaya aykırı   bir şekilde yasasız denetimsiz kullanılan bir bütçe vardır. Adına da örtülü ödenek diyoruz. Örtülü ödenek ihtiyaçsa önce yasası yapılmalı… Anayasa hiçbir siyasi seçilmişe böylesine keyfi ve ne maksatla kullanıldığını, kullananın dışında kimsenin bilmediği denetime kapalı bir ödeneği ne alma ne de verme yetkisi veriyor…”

BOMBANIN diğerini ise HP milletvekillerinden İçişleri Bakanı Ayşegül Baybars atarken şöyle diyordu:

Sekiz aydan beridir bakanlık yapıyorum ve bazı bakanlıkların harcama kararlarını gördükçe üzülüyorum!..”

Birbirini tamamlarken örtüşen  bu iki açıklamayı değerlendirmek gereğini duyduğumda algıladığım  mesajlar  şunlar oldu:

Erhürman hükümeti  tüm idealist vaat ve görüşlerine karşın kıyasıya eleştirdiği ve hesap soracağız dediği kendinden önceki hükümetlerle  icraatlar yönünden hâlâ olumlu farklılık yaratamıyor!..                                                                                                            Halkta yaratılan “öyle geldi böyle gider”  hükmünü silmeyi başaramıyor!

Sistemler tartışılırken, “statüko” sıkı sıkıya muhafaza ediliyor!

Dolayısıyla bozuk olduğuna inanılan düzeni değiştirmek  yerine, kendilerinden önceki hükümetlerin  bıraktığı ellerinin altındaki mirastan nemalanmaktan başka çareleri kalmıyor!

ÖRNEK istenirse, işte Dörtlü Koalisyonun İçişleri Bakanı ile eski Meclis Başkanının açıklamaları ve uyarılarıyla tedirginlikleri” demek, en kolayından ispatı olmuyor mu?

Kendi icraatlarında  bile bozuk düzenler artığı “yanlışları”  sürdüren bir hükümet “reformlarını nasıl gerçekleştirebilir” sorusu bir kez daha cevapsız kalmıyor mu?

ÖTE yandan her iki politikacımızın  “uyarı ve yakınma” niteliğindeki  çıkışlarını, ayni zamanda özeleştiri olarak değerlendiriyorum.

Çünkü CTP’li Siber ile hükümet ortağı HP’nin İçişleri Bakanı Ayşegül Baybars’ın eleştirileri, bizatihi kendi partileriyle hükümete yönelik oluyor. Yetki ve sorumluluklarını kullanmak gereğini duyduklarında partileriyle hükümetin yapısal bozukluklarını bizzat kendileri neşterleyerek ortalara seriyorlar!

TABİ ki   Birisi Meclis Başkanlığı yapmış yılların CTP’lisi, diğeri elan İçişleri bakanı olan iki politikacının kendi partileriyle kendi hükümetlerini töhmet altında bırakmalarının arkasındaki nedenleri de bilmek isterdik. Mesela (hiç zamanı olmamasına karşın “yoksa dörtlü koalisyon hükümeti de mi  çatırdıyor” şüphelerimizde..)

…Kırk dört yıldır sürekli “kendimizi yönetemediğimizden” söz ediyoruz.               “Yönetemiyoruz” diye bir şey yok ama. Yukarıdaki iki örnek “kötü yönettiğimizin resmidir!” Demek ki yönetiyoruz ama kötü!”

**********

KISACA TAKILDIĞIM: (BEN DEMEDİM MİYDİ?)

Dün Havadis gazetesinin  “Bu okullarda eğitim zor” manşetini gördüğümde aynen son döviz krizi gibilerinden beni de bir gülme krizi tuttu!

ÇÜNKÜ: Dünya elem biliyordu ki kırk yıldır bu ülkede Eylül’de okullar sorunlu açılır, tartışmalar kavgalar hatta eylemler yaşanır.

Nitekim sorunu iyi bildiğimden kaç gündür “köşemden” Eğitim Bakanlığını işaretleyerek “tamam mısınız” falan diye “Eylül” ayının içinde olduğumuzu hatırlatıyordum..

Tarih tekerrürden ibarettir derler. Ve eklerler. “Ders alınsaydı hiç tekerrür eder miydi?”

Hadi müjdeler olsun. Okullar yine sorunlu açılacak!

 

 




İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı