15 MİLYONLUK VURGUN VE UMUT…

11 Eylül 2018 Salı | 10:06
basaran duzgun banner

Memleket kötü günlerden geçiyor.

Ben söylemiyorum bunu.

Hemen her konudaki uzmanlar söylüyor.

Ekonomistler “hiç bu denli büyük bir kriz olmamıştı” diyor.

Başbakan Yardımcısı, “dur bakalım daha kötüsü gelecek” diye kışkırtıyor.

Tarım uzmanları yükselen fiyatların üretimi durdurma aşamasına geleceğinden bahsediyor.

Hayvan üreticilerinin (vurmalı-kırmalı) eylemleri zaten durumu gayet iyi anlatıyor.

Yerli üretim büyük bir tehdit altındadır.

Çünkü “ithalata izin verin, bu kadar pahalılık yeter” lobisi iş başındadır ve muhtemelen çok yakında sonuç alacaklardır.

Çünkü patates stokçuluğu konuya tipik bir örnektir.

1.20 liradan soğuk hava depolarına kapatılan patatesler 6.10 liradan piyasaya sürülmeye başladı.

Uzmanlar “stokçular en az 15 milyon lira vuracaklar” saptamasında bulunuyor.

Psikologlar, “yaşanan kriz birçok psikolojik hastalığı da beraberinde getirecektir” diye uyarıyorlar.

Çünkü toplumsal adalet düzeni bozuldu.

Bir gecede cebindeki parası pul olan, bir stokçulukla 15 milyon vurgun vuranı görüyor.

Ve büyük bir stresle kin ve öfke beslemeye başlıyor.

 

***

Memleket kötü günlerden geçiyor.

Ve ne kötüdür ki kantarın terazisi kaçtı.

Hükümet panik halinde sağa-sola doğru koşuşturup duruyor.

Fakat nafile uğraşlar sergiliyor.

“Ek mesaiden tasarruf yapalım” dediğinde kilitlenen havaalanını ve hizmet vermekten aciz hastaneleri karşısında buluyor.

Ödemek zorunda kaldığı 16 milyon TL.

Hayvancılarla kıran kırana pazarlığa oturuyor ve ödemek zorunda olduğu 80 milyon TL.

Daha sırada çiftçiler var, narenciyeciler  var, patatesçiler var.

Var oğlu var.

Daha henüz memurlar yani kamu çalışanları sahaya inmedi.

Maliye Bakanı “esas kıyamet Ocak ayında kopacak” diyor.

Zaten Ocak ayında sterlinin 10 lirayı aşacağı konusunda nerdeyse görüş birliği vardır.

Maliye Bakanı’nın “tsunami gelecek” dediği bu olsa gerek.

 

***

Memleket zor günlerden geçiyor.

Bu zorluklar karşısında şükür ki henüz bir umut vardır.

O umut da toplumsal dayanışmamızdır.

Yok olmayı reddedip, birbirimize sahip çıkarsak eğer yok olmaktan kurtuluruz.

İşimize, aşımıza, ekmeğimize, işyerimize, gazetemize herşeyimize sahip çıkarak ve birbirimizi destekleyerek bu kötü günleri def edeceğiz.

Bu toplum, 1960’lı yıllarda, 1970’li yıllarda dayanışmanın ve var olmanın en güzel örneklerini sergiledi.

Şimdilerde gene yapacağına dair çok ama çok umutluyum…