Köşe Yazarları

“Doğal gaz bulundu” haberleri ve sorular, sorular…


Ne gariptir ki, haber Rum basınından, Fileleftheros’tan geldi.

Baf açıklarında sondaj yapan Fatih gemisinin 170 milyar metreküp doğalgaz rezervi keşfettiği öne sürüldü…

Nasıl oluyor da, böylesine istihbari bir bilgiye ulaşabiliyorlar diye düşünüyor insan.

Ancak benzer bir rakam, birkaç gün önce de  çok inandırıcı olmayan bir şekilde sosyal medyaya düşmüştü.

Kaynak bu dedikodu mudur, yoksa aslı var mıdır bilmiyoruz. Elimizde sadece Kıbrıs Postası’nın “üst düzey bir kaynak”tan aldığı bilgi var. Miktar söylemiyor ama bulunduğunu doğrular nitelikte.

Ardından doğal olarak tartışılmaya başlandı.

ODTÜ Kuzey Kıbrıs Kampüsü Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi, özellikle enerji politikalarıyla ilgili çalışmaları olan Doçent Dr. Hayriye Kahveci, “170 milyar metreküpün, yaklaşık 6 tcf (trilyon ayak küp)” olduğunu yazdı.

Nobel şirketi, 2011’de Afrodit adlı 12. parselde ise 128 milyar metreküplük rezerv keşfedildiği açıklanmıştı. Daha sonra bunun 5-7 trilyon ayak küp olduğu duyurulmuştu.

Rumların geçen Şubat’ta açıkladığı, Glafkos denilen 10. Parsel’de Exxon-Katar konsorsiyumu tarafından bulunduğunu açıkladıkları rezerv, 141 ile 226 milyar metreküp arasında.

Bunun dünyada bulunan üçüncü büyük rezerv olduğu iddia edilmişti.

Bunlara bakınca, 170 milyar metreküp, ciddi bir rakam olarak duruyor.

Ama varsayım tabii. Resmi açıklama yok.

Üstelik yapılan, tek bir sondaj.

Teyit edilecek, açıklanacak; bekleyeceğiz…

ABD Jeolojik Araştırma Merkezi’nin 2010 yılında yayımladığı rapora göre, Doğu Akdeniz‘de kıyı şeritleri petrol ve doğalgaz yatakları açısından paha biçilemez değerde.

Sadece Kıbrıs adasının çevresinde 3,5 trilyon metreküp doğalgaz, 8 milyar varillik petrol rezervi olduğu söyleniyor.

Bölge tartışmalı.

Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesine göre, Doğu Akdeniz’deki yataklarda kıyı devletler, yani Mısır, Türkiye, KKTC, Güney Kıbrıs, Lübnan, Suriye, İsrail ve Gazze Şeridi söz hakkına sahip.

İnsan bu ülkelerin yakın tarihlerine baktığında, yaşanan siyasi karışıklıkların boşa olmadığını düşünüyor.

Ortadoğu’dan sonra şu anda en can alıcı soru, “Doğu Akdeniz’i kim yönetecek” sorusu.

Bu kadar kaynak, bu kadar yıl Avrupa’ya ya da Türkiye’ye yeter, şu kadar para eder tartışmaları birilerinin rüyalarına giriyor olsa da, bu egemenlik savaşları, bizzat bölge insanlarına felaket getiriyor.

45 yıldır bir anlaşma olmasa da istikrarda olan Kıbrıs adası da, hiç aklında olmadığı bir şekilde bu girdabın içine girmiş bulunuyor.

Acaba o çıkarlar, adanın bölünmesiyle mi korunur, yoksa bütünleşmesiyle mi?

Hangisi kimin işine gelir?

Şu anda, taraflar satranç tahtasının başındaymışlar gibi karşılıklı hamleler yapmakta.

Ama nereye varacak?

Türkiye’nin sondaj yapmasına karşı bu çılgınlık ne?

Sonuçta ileri sondajlar ve muhtemel gazın çıkarılması, taşınması yine aynı uluslararası şirketlerle ortaklık kurularak yapılmayacak mı?

Coğrafi olarak bulunduğu yerden uzaklaştırılması mümkün olmayan Türkiye bu denklemin dışında bırakılabilir mi?

Tehditle, şantajla, güç gösterileriyle hakimiyet kurmak mümkün olabilecek mi?

Bu arada bizler ne bedeller ödeyeceğiz?

Tabii doğal gazda gözü olanlar, halkların çıkarlarını asla düşünmezler. Bu çılgınlığın peşinden gidenler de…

Cumhurbaşkanı Akıncı’nın “hidrokarbon konusu bir gerginlik ve çatışma alanı olmak yerine, bir barış ve işbirliği alanına dönüşsün, ortak komite kuralım” önerisine ilk günden gelen tepkiler başka nasıl izah edilebilir?

İşte Mısır, işte Suriye, işte Filistin…

Dünyanın amma belalı bir yerinde yaşıyoruz…

YERİN KULAĞI VAR

MALUMUN İLANI:

Cumhurbaşkanı Akıncı’nın sunduğu ortak hidrokarbon komitesi kurularak doğal kaynakların birlikte yönetilmesi önerisi, Rum yönetimi ve siyasi partileri tarafından resmi açıklama bugün yapılacak olsa da, kabul edilemez bulundu. “Doğal gazın yönetilmesi konusunun Kıbrıs müzakereleriyle alakası yokmuş” gerekçeye bakın… Rumca gazeteler, önerinin ve sunulma zamanının ardında maksat arıyor.  Bugün toplanacak siyasi partiler toplantısında önerinin reddedileceğini yazdılar. Zaten tersi olsa şaşardım…

BİRAZ DA ONLAR DÜŞÜNSÜN: 

Fileleftheros gazetesi, Baf açıklarında görev yapan Fatih sondaj gemisinin 170 milyar metreküp doğagaz rezervi keşfettiğini iddia etti. İnşallah doğrudur. Şimdi biraz da, Akdeniz’deki doğal gazın üzerine tek başına oturmanın hesaplarını yapanlar düşünsün. En azından pokere denge geldi.

 

VATANDAŞIN DERDİ GEÇİM?:

UBP-HP hükümeti iki ayı aşkın bir süredir ikitdarda. Bir öncekini “beceriksiz” diye suçlayan bu hükümet geçen süre zarfında elle tutulur herhangi bir icraata imza atmış değil. Vatandaşın derdi geçim ama hükümetin, ekonomide iyileştirme, hayatı ucuzlatma gibi bir hamlesini göremedik. Vatandaş sorunlara çözüm bekler ama, onlar “Maraş’ı” açmakla” uğraşır, “cumhurbaşkancılık” oynar…

 

NASIL YANİ?:

İnşaat sektörü, bu ülkede karı en yüksek olan sektör. Yanılıyor muyum? Nasıl oluyor da inşaat taşeronları sosyal güvenlik yatırımlarını yatırmada, vergilerini ödemede zorluk yaşıyorlar? Başbakan’a gitmişler, hem af, hem “kolaylık” istemişler. Biçare asgari ücretlinin bile kesintisi varken, böyle bir talebin olumlu karşılanmaması gerekir aslında. Ancak Başbakan söz vermiş, “Çalışma Bakanı çalışma yapıyor” demiş. Gelir adaleti, vergi adaleti, şu, bu, hepsi lafta.

 HÜKÜMET Mİ, SENDİKALAR MI?:  

Sendikal Platform, Hükümet’in kamu çalışanlarının, emeklilerin ve sigortalıların hayat pahalılığı ödeneğini yeniden düzenleyerek yüzde 2 kesintiye gitmesi yönünde aldığı kararın iptali için YİM’ne dava dosyaladı. Bakalım nasıl bir sonuç çıkacak. Emeklilerden yapılan kesinti gibi olması kuvvetle muhtemel.

İLK CİDDİ SINAV:

UBP-HP hükümeti ilk ciddi sınavını yarın toplanacak olan Asgari Ücret Tesbit Komisyonu’nda verecek.  2019 yılının ikinci asgari ücretinin belirleneceği toplantı aslında UBP-HP hükümetinin işçiye nasıl baktığının da bir göstergesi olacak. Bilindiği üzere, 1 Şubat’tan beri asgari ücret aylık brüt 3 bin 150 TL olarak uygulanıyor…

ZİRVEDEKİLER

Erdinç Gündüz: “Zaman ne çabuk geçiyor değil mi ? Aradan  45 yıl geçmiş.  Ve biz hala (Rum’u Türk’ü) ‘Çözüm olur mu ? Olursa nasıl bir çözüm ?’ soruları içinde, bir o duvara, bir duvara çarpmaya devam ediyoruz. Ve 45 yıl sonra, kara’da çekilen çizgiden sonra, şimdi de, denizlerde ‘Taksim’ çizgisi kavgası yaşıyoruz. Allah kerim bundan sonrasına”…

 

DİPTEKİLER

Burası Neresi?: Nasıl bir ülke olduk artık çözemiyorum. Sınır kapılarımız delik deşik, içerisi ise tam bir kaçak ve suç cenneti. Fuhuş, kumar, cinayet günlük hayatın parçası olmuş. Güvenlik yerlerde sürünüyor. E, böyle bir ülkede yaşarsan eğer, gökten füze de düşer, denizden uyuşturucu da çıkar, hepsi normal…

 

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı