İnsanlar kendi “doğrularının” savunucusudurlar. Ancak dünyada ne listelenip tescillenmiş “doğrular” vardır ne de her “doğru” mutlaktır! İfadem karışıkça da olsa o zaman anlatayım.
MUSTAFA AKINCI’NIN MİSYONU BUDUR: Seçilirken “ben alıştığınız Cumhurbaşkanı olacak değilim” mesajını verdiydi. Dolayısıyla çok gereksiz de olsa, Erdoğan’ın çıkışına “altta kalmam” imajını çakarak kafa kol dalmasını çok yadırgamadım. Nitekim:
Eroğlu da yaptıydı Denktaş da: Bu memlekette ilk kez “ben KKTC’nin Başbakanıyım” diyerek Ankara’da kendine resmi törenle karşılama yaptırtan politikacı Derviş Eroğlu’dur. Yine zaman zaman Ankara’ya kızdı mıydı “söylesinler biz bu adada kuş muyuz yoksa deve kuşu muyuz” diyerek yeri göğü inleten de Rahmetlik Denktaş’tı.
Keza bir Köşeciler taifesi ile sendika, birlik, dernekler de zaman zaman Ankara’ya serzenişte bulunuyor, kızıyor, hatta Erdoğan’ın sindirmesinin mümkün olmadığı mesajlar veriyoruz. Tutun ki iki ülke arasında 1954’lerden beridir süregelen kaçınılmaz ve kanıksınmış ilişkilerin sonucudur bunlar. Ancak hiç gocunup yerinmeden itiraf edelim: “İki devlet arasındaki bu ilişkiler sosyo ekonomik yahut siyasi de olsalar hep Anavatan Yavruvatan çağrışımına sokulacak duygularla harmanlandı.” Ne var ki “birleştirici” unsur her zaman “Türk” oldu. Tıpkı Güney komşumuzun Helen ve Helenizmi gibi!
AKINCI’NIN “DOĞRU”SUNA GELELİM: Bu son olayda Erdoğan’ın ne kadarsa, Akıncı’nın da o kadar oldu! Tartışma “Kıbrıs siyasi ve ekonomik gerçekleri ile KKTC-Türkiye ilişkileri ve çıkarları ekseninde değil; Akıncı-Erdoğan “doğruları” üzerinde aynalandı! Her ikisi de çok kısaca “popülizm” yaptı! Ki Erdoğan’ın buna ihtiyacı yoktu. Akıncı’nın da rüşt ispatı yaparken “yavru” kelimesini basamak yapmasına ihtiyacı yoktu! Neyse ki sorun kapandı gitti, iyi oldu…
ASIL BEKLENEN DİK DURUŞ: “Müzakere masasıdır!” Dolayısıyla Anastasiadis’li Rum liderliğinin “arsızlıklarına, muzırlıklarına” yenik düşmeden Kıbrıs Türk halkının hakkını çekip koparmaktır. Önceki görüşmecilerden beklediklerimiz ne idiyse Akıncı’dan da aynı beklentiler içinde olacağız. Hele bir hayırlısı ile göreve başlasın…
**********
Zaten hükümet rölantideydi: (Bundan sonra yerinden hiç kıpırdamaz!)
380 bin kişilik toplumda yüz milyon nüfuslu devletlerin anayasaları ile saptanmış “seçim ve seçim sonrası prosedürlerle” sarmalıyız! Seçimden bir saat sonra kesin sonuçların elde edildiği KKTC’de, pazar akşamı sandıktan Cumhurbaşkanı çıkan Akıncı, “ben Cumhurbaşkanı oldum” diyebilmek için Cuma gününe kadar beklemek zorunda kalacak! Ve ancak Cumhurbaşkanlığı’nda yapılacak devri teslim töreninden sonra makamına oturabilecek…
KKTC RÖLANTİDE! İki karpuzu bir koltuğumuzun altına sıkıştıramıyoruz! Nitekim aylardır Cumhurbaşkanlığı seçimlerine odaklanmış memlekette yaprak kıpırdamıyor. Zaten çözümsüzlükleri ile bekleyen yığınla sorun vardı şimdi dağ gibi oldular!
Üstelik çözümlerine yönelik umut da yok! Çünkü tam Cumhurbaşkanlığı seçimleri bitti, artık Hükümetin çalışmaları başlayacaktır diyecektik, ııh! Çünkü CTP 14 Haziran’da erken Kurultay’a gidecek!
Bu ne demektir? Parti Başkanlığına adaylığını koymayacak dolayısıyla Başbakanlıktan istifa edecek Yorgancıoğlu kendini Kurultay’a kadar geriye çekerken, parti içinde de yeni “halef” arayışları başlayacaktır. Talat “görevi devralmaya hazırım” diyor. Kabul görürse hem CTP’nin başkanlığına hem de Başbakanlığa konacak! Yani CTP’yi heyecanlı günler bekliyor…
Tabii ki bu gelişmeler içinde hükümet icraatları bekleyemezsiniz! Zaten Yorgancıoğlu rölantideydi şimdi tümden koyuverecek! Meclis’in ise ne yapacağını kestirmek zor! KISACA: Zaten bugüne kadar halka “çözüm isteriz” dedirtmek için hükümet olan siyasi partilerin, olanca becerileri TC’den gelen parayı “KKTC’deki memurlarla sektörlere bölüştürmekti!” Eh bu kısa geçiş sürecinde de teamül devam eder, koalisyon hükümeti zevahiri kurtarır!
**********
İşte takıldığım büyük olay: (KKTC çok hastadır çokkk!)
Bir süre önce tam filmlere senaryo olacak bir olayı anlattılardı: Bir gencimiz uyuşturucu bağımlısıdır… Ailesi biliyor fakat ne yapacağını bilmiyor! Çocuklarını Polise ihbar etmekten korkuyorlar çünkü polis için uyuşturucu kullanan o genç kanunlara göre suçludur! Mahkemelerde süründürürler hapsederler! Hastaneye yatıramazlar çünkü orası da “yeri” değil! Uyuşturucu bağımlısı gence uyuşturucuyu kestiler mi hastanenin altını üstüne getirir, etrafı darmaduman eder!
Aile iki cami arasında binamaz kalır! Sonuçta söz konusu olan canları ciğerleri kendi evlatlarıdır. Rezalet çıkarmasın dolayısıyla rezil rüsva olmasınlar diye kol kırılır yen içinde kalır kabilinden vaziyetleri idare etmeye çalışılırlar. Ancak Bonzai’ye para mı dayanır?. Bir akşam uyuşturucu bağımlısı oğul para vermediği için annesini öldüresiye döver kaburgalarını kırar! Olay yüzlercesi olaydan sadece bir tanesidir!
NİTEKİM: Tanıdığım bir gençten bir başka yurttaş da alkol (bira) bağımlısıdır. Periyodik aralıklarla “alkol krizine” girer, kasalar dolusu bira içer! Ne yaptığını bilir ne çevresini tanır! Ne yerdedir ne göktedir psikoloğu vardır ama yazdığı ilaçlara karşın yararlı olamamaktadır. Bu alkol bağımlısı insan da kriz esnasında panik atak durumuna geçer. Kesinlikle durdurulması gerekir! Fakat polise ihbar etmekten başka tek çare yoktur! Oysa polisin eline düşmesi demek alkol krizine girmiş genç insanın hayatının sönmesi demek olacaktır! Kaybedecek işi, sürüş ehliyeti ve mahkemeler sonrası belki hapislik:
“BAĞIMLILIK TEDAVİ MERKEZLERİ!” “KKTC’de sosyal devlet oluş gereksiniminde ne vardır ki bunlar da olsun” dedirtircesine yokturlar! Geçmişte Çakıcı Lefkoşa’da “Pembe Köşk” adıyla böyle bir klinik kurduydu. 2004’te kapatmak zorunda kaldı. Pekala: Evlatları, yakınları bu tip alkol ve uyuşturucu bağımlılığına tutsak olan hasta insanlarımızı ne yapalım? Kime hangi ilgili birime müracaat edilsin? En önemlisi “alkol ve uyuşturucu bağımlısı insanların” kriz anlarında hem aileleri ile yakınlarına hem de çevredeki insanlarla bizzat kendilerine zarar vermemeleri için ne yapsınlar? Sakinleştirilmeleri için kimden yardım istesinler kimin kapısını çalsınlar? Dikkatinizi çekerim. Yüzlerce binlerce gencimiz “alkol ve uyuşturucu bağımlısıdırlar!” Sn. yetkililer. Sn Hükümet, Sn. Sağlık Bakanı. Kurtarın bu insanları! Çünkü bu insanlar bizimdirler. Bizim yarınlarımızdırlar…
































