Ülkemizde son dönemdeki gelişmeler, Yüksek öğretim sisteminin istismar edilmesiyle nitelikli olmayı hedefleyen ve belirli belgele ulaşarak terfi etmeye çalışan kişilerin varlığı tesbit edilip suç unsuru olarak ortaya çıkmıştır. Bu durum genellikle kamuda karşımıza çıkıyor. Asıl mesele, suç iddialarına gelmeden önce, devletin yetkin kurumlarına kadar sızan bir sorun olduğudur. Yıllardır, devletin kadrolaşma sürecinde siyasi etkilere ve tercihlere dayalı istihdam kriterlerinin belirlenmemesi ve siyasal taraftarlığa göre kadroların oluşturulması gibi sorunlar mevcuttur. Bu durum, bugün yaşananların farklı alanlarda da yaşanabileceğini öngörebiliriz.
Bu durumu tanımlarken, doğru tanımın bulunması önemlidir. Her durumda farklı olayların meydana gelebileceği unutulmamalıdır. Ancak burada asıl önemli olan, toplumun hukukun üstünlüğüne, demokratik kurallara, özgürlüklere ve temel insan haklarına uygun olarak kamu gücünün şeffaf bir şekilde kullanılabildiği, siyasi yapıların adil ve eşitlikçi olduğu bir yönetim anlayışının hakim olmasıdır.
Olayların suç haline gelmesi ve toplumsal sonuçlar doğurması sadece bireylerin işlediği suçlarla sınırlı değildir. Sosyolojik ve siyasal faktörlerin de göz önüne alınması gereklidir. Ülkemizde özellikle son 10 yılda, ekonomik ve siyasi sorunlar, bölgemizde ve dışında yaşanan anti-demokratik olaylar, savaş nedenleri ile ortaya çıkan göç etme ve göç alma eğilimleri oluşmuştur. Göç planlaması gibi faktörler, toplumun zaten sınırlı kaynaklarını daha da zorlayarak karmaşık sorunlarla karşı karşıya kalmasına neden olmuştur.
Toplumun, uzun bir süredir toplumsal mücadele yerine bireysel çıkarlarını ön plana çıkarması, bugünkü koşulların oluşmasına zemin hazırlamıştır. Herkesin kendi çıkarları doğrultusunda hareket ettiği bir yapı, adil bir sürecin olmadığı algısını güçlendirmiştir.
Ülkemizdeki sorunların üstesinden gelmek için, devletin kurumlarında liyakat sahibi insanların konuyu ele alması ve sistematik bir çözüm süreci başlatılması önemlidir.
Olayları sonuçlardan yola çıkarak ele alınarak sonuç almanın çözümü için yeterli olmayacağı görünmektedir. Oluşan sebepleri ve kökenini tespit etmek ve düzeltmek için çaba gösterilmelidir. Bu sorunu detaylı bir şekilde araştırmak ve sosyal, siyasal, hukuksal ve ekonomik gerekçelerini belirleyip düzeltmek için mücadele etmek elzemdir.
Sonuç olarak. Cumhuriyet Meclisi’nin bu sürece dahil olması daha objektif olacaktır. Kahraman arayışına gerek yok, Devletin kurumlarında bulunan liyakatli insanlar yaşanan olayları ele alarak meseleyi aydınlatmalı ve tekrar suç oluşmaması için yetkinlikleri hukuka ve hakikate uyarak çözmelidir. Sorunlarla yüzleşmenin kaçınılmaz olduğunu kabullenmeliyiz. Olayların sonuçları üzerinden karar vermek ile birlikte, olayların köken sebeplerini ortaya çıkarıp düzeltmedikçe sürdürülebilir bir yaklaşım olmayacağını anlamalıyız. Toplumun adalet duygusunu yeniden kazanması bu yaşananlardan sonra kolay olmayacaktır.
































