Seafields’ın finansörleri bunun sadece atmosfer için değil, banka hesapları için de kârlı olmasını umuyor.

Planları, deniz tabanına gönderilen karbon miktarı kadar, şirketlere karbon salım hakkı satmak.

Havayolları gibi karbon salımını azaltması çok zor olan şirketler, yükümlülüklerini yerine getirebilmek için bu tür krediler satın alıyor.

Karbon piyasasını eleştirenlerse bu motivasyonla hareket eden şirketlerin abartılı vaatlerle gelip bunları yerine getiremediğine dikkat çekiyor.

Bu da bizi başlangıç noktamıza geri götürüyor: Seafields’ın laboratuvarda umut vadeden bu planı okyanusun ortasında da işler mi?

East Anglia Üniversitesi’nde iklim değişikliği üzerine çalışan akademisyen Dr. Nem Vaughan “Ben sıkıcı bir bilim kadınıyım. Milyarlarca ton karbonun atmosferden gerçekten çekilebileceğini söylemeden önce daha fazla veri ve daha fazla araştırma görmek isterim” diyor.

Dr. Vaughan bu yöntemin biyolojik sistemler üzerinde büyük etkisi olmasından endişe duyuyor.

Seafields Güney Atlantik’e büyük zarar verebilecek bu yosun kütlesini güvenli bir şekilde ihtiva edebilir mi? Devridaim sistemi fırtınalardan sağ çıkabilir mi?

Vaughan “Büyük bir fırtınanın ardından kıyılara tonlarca plastik borunun vurması kimseyi mutlu etmez” diyor.

Küresel ısınmayla mücadele etmenin teknolojik açıdan daha basit yolları da var. Örneğin daha fazla ağaç ekmek, karbonu doğal olarak tutan turbalıklar gibi bölgeleri korumak ve Dr. Vaughan’a göre hepsinden önemlisi de “Karbonu atmosfere salmamak”:

“Fosil yakıtları çıkarmayı bırakın. Karbonu atmosfere salmamak, saldıktan sonra geri yakalayıp yere indirmeye çalışmaktan çok ama çok daha kolay.”

John Auckland da iş planlarının bazı parçalarının henüz test edilmemiş unsurlar içerdiğini kabul etse de bunun denemeye değer olduğunu düşünüyor:

“Her gün yatırımcıların daha riskli şeylere para yatırdığını görüyorum.

“İklim krizini çözerek büyük kârlar elde edebiliriz.

“Bunu riskli diyerek bir kenara itemeyiz. Herkes böyle düşünürse bu büyüklükteki bir çözüm yöntemi üzerine kimse çalışmaz.”