Köşe Yazarları

Denetimler de işe yaramıyor…


Sağlık Bakanlığı yine 3 ayrı su firmasının 4 tip ürününde bromat buldu. O kadar uyarıya, deşifre olma tehlikesine rağmen, ciddiyetsizlik, ihmal devam. Halk sağlığıyla oynuyorlar, umurları değil.

Hem de bu sefer damacana değil, bardak su ve değişik boyutlarda şişe sularında… Demek ki, onlara da güven yok.

Bakanlık açıklamasında “Toplumun sağlığını korumak amacıyla yapılan bu açıklamalar maalesef bazı kesimler tarafından speküle edilmekte ve toplumu yanıltmaya çalışmaktadır… Devlet Laboratuvarımız ise gerek cihazları gerekse uzman kadrosuyla Sağlık Bakanlığı ve toplumun gururudur” deniyor.

Konuyla ilgili şirketlerin açıklamalarından bahsediyor olabilir. Ama bu konuda yazı yazdığım için üstüme alındım.

Şirketin açıklamasında, test örneklemesinde yasaya uyulmadığı şikayeti vardı. Keşke Bakanlık bu konuda daha açık olsa, iddiaları birebir çürütseydi. Sonra üretimin “test amaçlı” durdurulduğu açıklaması da hepimizi endişelendirdi. İkinci test sonuçları açıklandı, bromat oranını düşürdüklerini gördük ama, o arada sağlıksız bulunan damacanaların piyasadan toplatılmaması da tepkilere neden oldu. Haberi okuyan içmedi, okumayan içmeye devam etti. Çünkü toplatılmadı.

Bakan Besim sonunda bir açıklama daha yaptı, ürünlerini piyasadan toplamayanlara ceza uygulanacağını söyledi. Bugüne kadar defalarca yapılan açıklamalara baktım, böyle bir ifade yoktu.

Gıda Mühendislerinin söyledikleri ortada, yapılan denetimlerle çıkan sonuçlar da öyle. Birilerinin sürekli olarak sağlığımızla oynadığını bildiğimizden, devletin kurumlarının en küçük bir ihmale izin vermemesini, yapılan denetimlere en küçük bir şüphe düşürülmemesini istiyoruz.

Analiz sürecinin gurur kaynağı olması bizim de dileğimiz.

Çünkü güven duymak istiyoruz…

BELKİ BU FELAKET, HAYIRLI BİR İŞE YARAR…

Şu Rum seri katil asker meselesi…

Yenidüzen, KKTC’de bulunan kadın cesedinin de, aynı katilin işi olduğu şüphesi üzerine Kıbrıs Rum polisinin, bilgi paylaşımı için Kıbrıs Türk polisi ile komite kurmak istediği haberini verdi.

Hali hazırda var olan “Suç ve Suçlara İlişkin Konular Teknik Komitesi”nin çalışmaları bir sonuç vermedi. Her adımda, adanın suç cennetine dönüşmesi tehlikesine rağmen, Rum tarafı “Kıbrıs Türk devletinin statüsü yükselir” gibi saçma, tuhaf bir gerekçeyle, uluslararası hukuğu, adalet duygusunu, vicdanları ve hatta insan hayatlarını siyasete kurban etti.

Artık çok net görülüyor ki, bu işler istisnai değil.

Neredeyse her ay bir cinayet zanlısı sınırı geçmeye başladı. Buna rağmen Rumlar işbirliğine yanaşmadılar.

Türk tarafı daha geçtiğimiz ay, “teknik komite düzeyinde suç ve suçlara ilişkin konularla ilgili bir prensip anlaşması” önerdi. Buna da yanıt verilmedi.

Şimdi ellerinde korkunç bir olay patladı. Ordularına mensup bir subay seri katil çıktı. Ve o katilin kuzeyde de suç işlemiş olduğundan şüpheleniyorlar. Güney’de yaşayan yabancılar, günlerdir eylem yapıyor. Bizzat Rum vatandaşları, polisin ve yönetimin ihmallerini protesto ediyor, kendilerini güvende hissetmediklerini söylüyor.

Filipinler Dışişleri Bakanlığı, Rum Yönetimi makamlarını, kayıplar zamanında bildirildiği halde, “suç kurbanı olmadıkları başka nedenlerden dolayı kayboldukları” gerekçesiyle kayıpları ciddiye almamakla suçladı.

Rum Meclisi hala suç takibi için bile olsa, telefon kayıtlarının incelenmesini reddediyor.

Bu rezaletin altından kalkamayacaklar.

Ve eğer böyle devam ederlerse, daha birçok insanın canı yanacak, suç oranı artmaya devam edecek.

Adada ilk kez duyduğumuz bu seri cinayet felaketiyle, belki akıl yoluna gelmelerini sağlar…

Bir cümle de Sayın Guterres’e…

Hiç olmazsa bu insani konudaki Rum uzlaşmazlığını dile getirmiş olsaydı. Belki onun raporu da o zaman bir işe yaramış olurdu.

Bunu bile yapamayan bir BM ve sözde Barış Gücü var…

YERİN KULAĞI VAR

“CRANS MONTANA” İDDİASI:

Güneyde yayınlanan Fileleftheros gazetesinin iddasına göre BM Genel Sekreteri Guterres yaz aylarında “Crans Montana” formatında gayrı resmi bir toplantı düzenlemek istediği iddiasını yazdı. Toplantıya Türk ve Rum liderler dışında üç garantör ülke ve Avrupa Birliği’nden de bir gözlemcinin katılacağı da bu iddialar arasında. Bir altı ay da bunun fasariyasını çekeriz, oldu mu olacak mı diye. Sonuç, zaman kazanmak isteyene yarar.

 ÇIKIŞ YOLU BELLİ:

Hükümetin mali sıkıntı içinde olduğu ve Türkiye’den gelmesi gereken kaynak akışının da sağlanmadığı için ödemelerde sorun yaşadığı bir gerçek. Bu aslında bir fırsat olmalı ve bu ülkede kazanıp da doğru dürüst vergisini vermeyenlerin, lüks içinde yaşayıp da, her yıl zarar gösterenlerin üzerine gidilmeli, gerçek kazanç üzerinden vergi alınmalı, bazı teşvikler kaldırılmalı, devlet kendi içinde tasarrufa gitmelidir. Sadece bunları bile yapsak bırakın sıkıntı çekmeyi, borç verecek duruma geliriz. Çünkü yıllardır “ekmeği bütün, köpeğin de karnı tok olsun istedik”.  Ama gördük ki ikisi bir arada olmuyor…

 BİR ÖYLE, BİR BÖYLE:

Daha düne kadar “bu ay maaşlar ödenemeyecek” diye hükümeti eleştiren ana muhalefet lideri Ersin Tatar, maaşların gününden önce ödenmesi sonrasında bu kez de, “ hükümetin görevi sadece maaş ödemek değildir” diyerek eleştirdi. Tatar ayrıca, Kıbrıs konusunda kendileriyle yakın çizgide olan birileriyle oturup yeni hükümet konusunu görüşebileceklerini söyledi. Kıbrıs konusunda UBP ile “aynı çizgide” olan partiler kim acaba, biraz düşünün…

KENDİSİ NASIL ALMIŞ:

Bertan Zaroğlu, “Vatandaşlık, herhangi bir hükümetin veya makamın verdiği bir lütuf değil, hukuk devletinde yasalar çerçevesinde ve kazanılması halinde verilmesi gereken bir haktır”diyerek İçişleri Bakanı Baybars’ı eleştirmiş. Keşke kendisi de çıkıp bu topluma, “vatandaşlığı” nasıl ve hangi kriterlerle aldığını açıklayabilse de herkes öğrense…

DÜRÜSTSEN NİYE RAHATSIZ OLUYORSUN?:

Kamuda maaşlar için kalan eksiğin, nasıl toplanacağını tahmin etmiştik. Trafik kontrollerinin, kayıt dışılık denetimlerinin sıklaşacağını bekliyorduk. Hiç biri de bizi rahatsız etmez, etmemeli. Vergisini ödeyeni, çalışanının yatırımını yapanı, dürüst çalışanı rahatsız etmez zaten. Devlet “Zorda olan esnafın üstüne gitmek”le suçlanıyor. E, devlet de zorda. Devlete olan borçlar da ödenecek bir zahmet. Zaten bu duruma gelmemizin sebebi de bu haksız hoşgörü değil mi? Keşke sıkı denetimler için bugünler beklenmese de sürekli olsa…

CEVAP ARIYORUM:

Güneyden kuzeye et kaçakcılığı rutin bir olay oldu artık, haber değeri bile kalmadı. Nedeni çok basit. Güneyde kuzu etinin kilosu 45-50 TL, kuzeyde ise 75-80 TL’ye dayanmış. Nedenini sorsan bin dereden su getirirler, bahaneleri çok. Kim ne derse, ne gerekçe sunarsa sunsun, adanın diğer yarısında yarı fiyatına satılan ürünün neden bizde pahalı olduğuna kimseyi inandıramazsınız…

 ZİRVEDEKİLER

Yatırım Danışma Konseyi: Bu adım, hükümetin ekonomide bir “devlet politikası” oluşturmak istediği  izlenimi veriyor. Muhalefet liderinin de Konsey’e alınması, bunu gösteriyor. Türkiye’de de benzer bir deneme var. Keşke başarılı olsa. Keşke işin içine siyaset bulaştırmadan, ortak ekonomik akılla yürünse. Keşke artık yürümeyen bu sistemi hep birlikte yıkabilseler. O zaman arzulanan zihniyet devrimi de kendiliğinden gerçekleşecek…

DİPTEKİLER

Nikos Anastasiadis: Bir Rum subayın seri katil çıkması üzerine Anastasiadis “sarsıldım” demiş. Peki ya diğer caniler? Orada cinayet işleyip kuzeye kaçanlar, kuzeyde cinayet işleyip güneye kaçanlar? Buna göz yuman kim? Bulunup, cezalandırılmalarını engelleyen kim? Demek ki bu insani konular ve  adaletin yerine gelmiyor olması, adanın suç cennetine dönmesi kendisini hiç sarsmamış. Onun takıldığı, katilin bir RMMO mensubu olması o kadar…

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı