MEVCUT Anayasamız 1985’de yapıldı. Yaptıranlar da yapanlar da öteki pek çok yasalarımızda olduğu gibi günün siyasi ve ekonomik koşullarını göz önünde tuttulardı. Ki öncesinde de “Otonom Kıbrıs Türk Yönetimi” hemen ardından da “Kıbrıs Türk Federe Devleti Anayasası” yapıldıydı..
DİKKATİNİZİ çekerim: Bu “Anayasalar” ne siyasi ne de ekonomik değişimler sonucunda değil hatta adlarından ibaret sayılması gereken “rejim değişikliği” nedeniyle de değil; sadece “çözümsüzlüğün zorladığı tanınmamış devlet oluşumuzun dünyaya açılmak telaşımızla beklentimizden kaynaklı arayışlarının denemeleriydi..
HAYIR, “zannetmiyorduk” ama… Yine de eğer yönetim şeklimizi belirten sözcüklerle yaptığımız yasaları yürürlüğe sokarsak, dünya aleme kendimizi “devlet” olarak kanıtlayacağımızı hatta tanıtacağımızı zannediyorduk! YADA Bağımsız ve egemen bir devlet olduğumuzu, Güney’deki Rum toplumu ile hiçbir bağlantımızın olmadığını ispat etmeye çalışıyorduk..
Aslında Anayasalar değişiyordu ama ne “toplum yapımız değişiyordu ne sosyoekonomik durum vaziyetlerimiz!” Ne de siyasi yapısallığımızda bir değişim oluyordu!
NİTEKİM ve hâlâ başta BM’ler olmak üzere dünya alem Kıbrıs’a baktığında “Anastasiadisli Rum’un Cumhuriyetini” görür! Dolayısıyla tanıdıkları da 1974’den beridir ucuna takılıp peşinde sürüklendiğimiz, aslında bizim değil, Rum’un malı olan “Kıbrıs Cumhuriyetidir!”
Haa! Bizi hiç mi görmezler? Görürler! “TC’nin işgalindeki Kuzey olarak!” ***
BU DÜŞÜNCELERİMİ yazmak istemezdim! Çünkü bu adada en az Rum toplumu kadar Türk toplumunun da egemen devlet hakkına sahip olduğuna inananlardanım..
Kİ GÜNEY Rum Yönetimi adadaki bu siyasi statümüzü kabul ettiği gün yazacağım ilk yazı şu olacaktır: “Neden egemen Türk ve Rum Devletleri bir Federasyon çatısı altında iş ve güç birliği yapmasınlar..” “Neden tüm adanın güvenlik ve huzuru için birlikte çalışmasınlar…”
ANCAK hâlâ biliyoruz ki Rum tarafı kendini sadece yıkılıp gitmiş Kıbrıs Cumhuriyetinin tek temsilcisi olarak görmüyor.. Kuzey Türk Devleti gerçeğini de ıskalayarak adanın tek egemeni olarak görüyor.. Hatta Helenizmin adası olarak!..
TA Makarios’tan kalma bu manyak siyasetleridir ki mesela benim yaşımdaki kuşaklar bu adada hâlâ özgürlük ve egemenlik hasreti çekerlerken, siyasi tanınmamışlık nedeniyle de her türlü ve en ağırından bedeller ödemektedirler!.. *** TÜM BUNLARI hatırlattıktan sonra ağzımdaki baklayı çıkarayım. Kaç gündür yıkılıp giden hükümetin yerine yeni bir hükümet kuramıyoruz!
Siyasi partiler birbirleriyle eskilerin dediğince “teşriki mesai” de yapsalar da bir “koalisyon hükümeti” oluşturamıyorlar!
VE savsakladıkları yeni hükümet kurma çalışmalarına karşın üstelik şunun da farkına varmıyorlar!
BU toplum şu anda mevcut olan “bürokrasisiyle” (ki dünyanın en kötüsü olmalıdır) Hükümetsiz de kalınsa kendi kendini idame ve idare edebilecek yapısallıktadır..
BURAYA bir mim koyun! Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini kurar ve Anayasasını yaparken ne ikide birde “Hükümet yıkıp yeni koalisyonlar Hükümetleri oluşturacağımızı biliyorduk ne de “kader” diyeceğimiz bir siyasi yapısallıkta “koalisyonlara” muhtaç duruma düşeceğimizi biliyorduk!
ÇÜNKÜ o yıllarda UBP, Başta Denktaş olmak üzere mevcut kadroları ile güçlüydü.. Gerçekten kitle partisiydi..
BUNA karşın UBP’nin gücü de en az kendisi kadar güçlü bir muhalefet partisi olan CTP’den kaynaklanıyordu! Ki her iki partinin iktidar ve muhalefet olarak yan yana gelmeleridir ki “memleketin çok partili demokratik rejimini oluşturuyordu..
Ki UBP Kendini bu çok partili demokratik teamüller nedeniyle tazeliyor yineliyordu.. ***
OYSA artık bir iki kişilik milletvekilleriyle siyasi partiler yelpazesinde yer alırlarken kendilerini Hükümette “Bakanlar” olarak bulan küçücük siyasi partiler garabetinde bir “yönetsellik zafiyetine düşüldü!” UBP ve CTP gibi büyüklerin arasına sıkışmışlıklarıyla siyaset sahnesinde yer alan bu minyatür partiler, aslında “sende pişer bize de düşer” kabilinden her devrede oluşturulan koalisyon hükümetlerinin başı çeken UBP’sine yamanarak ya fellik görevi yaptılar yada oluşan Koalisyon Hükümetlerinin ayak bağı oldular!
***
DEMEK İSTEDİĞİMİZ ŞUDUR. Bu memlekette “adan zeye” gerçek anlamda “reformist değişimlere” ihtiyaç vardır. Çünkü seçim sistemimizden başlayan yasalarımızla Kurumlarımızın çalışma koşullarına, atamalardan istihdamlara varıncaya kadar “köhne ve hantal” olan toplumsal bir yapısallığımız vardır.. Şöyle ki artık yıkılıp giden Hükümetlerin yerine kurulacak yeni hükümetleri kurma görevini bile Parti Başkanlarına değil, vekillere vermek zorunda kalıyorlar!
NE mahzuru var demeyin! Siyasi hiyarerşi bir kez bozuldu mu artık erken seçimlerle de düzeltemezsiniz! “Başları ayak ayakları baş yapamazsınız…” Ha son söz mü?
Reform yapacaksanız önce Anayasadan başlayın! Seçim Sistemini değiştirin “çok partili demokrasi” diyerek kulüp esamesindeki siyasi partileri birleşmeye ve güçlenmeye zorlayacak yeni seçim barajı saptayın..
YANİ siyaseti fantaziyadan, kişisel çıkarlar hesaplarından, makam sevdalılarının sevdalarından kurtarın!
































