Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

DAVOS DA BİTTİ: (ZATEN KİMSE NE OLDUĞUNU BİLMİYOR BARİ SIRADAKİ GELSİN!)

Davos macerası da geride kaldı. Tabi kulaklarda hoş seda bırakarak. Orada başta Akıncı olmak üzere her kim ki Kıbrıs sorunu ile uzaktan yakından ilgiliydi, gözleri ve kulakları kapalı çözümden söz etti!
Zannedersem dünyada hiçbir siyasi sorun bu kadar “fiilin şart kipinden çekiminin” sahibi olmadıydı. “Çözmeliyim, çözmelisin, çözmeli.. Çözmeliyiz, çözmelisiniz, çözmeliler…” Müberek yenecek nesne olsaydı mide fesadından ölecektik. Çünkü “çözüm” kelimesini artık ağzımız yetmiyor, burnumuzdan da tıkıyorlar!
Tabi Sn. Akıncı durum vaziyetlerden çok memnun. “Dünya kamu oyu diyor soruna hiç bu kadar yakın olmadı, bu kadar destek vermediydi.” (Hele konu tazminata dolayısıyle parasal katkılara gelsin, görürüm ben destekle kösteği!  Eğer başta AB olmak üzere “Anan güzel mi ya” demezlerse ben de  her yıl başına gelmedik işler kalmayan 13. maaş olayım!) Ve döneyim “çözüm” lafına:
AKINCI NEDEN UMUTLUDUR. İşte o yukarıda “vurguladığımızca sorunun hem BM’ler hem de AB çevreleri ile Amerika tarafından gördüğü büyük destek.. Ancak bu destek hâlâ sanal! Şu yönden:
Bir: Bazı uzlaşmalara varılmışsa da hâlâ nasıl bir federal çözüm olacağı bilinmiyor!
İki: Referandumdan “evet”  çıkacağı da bilinmiyor çünkü bu kez “hayır” olasılığı daha çok gözüküyor!
Üç: Çözümün maliyeti konuşuluyor ama “hazırlığı” yapılmıyor!
Dört: İkili ilişkiler, iyi niyetli gösteriler, Rum’un işgal altında olduğunu iddia ettiği ve hâlâ vatanım dediği Kuzey coğrafyası üzerinde “geri dönüş” provasının şovu haline gelirken, otomatik olarak Kuzey’deki Türk halkına da yeni göç yolları gözüküyor!
Beş: Çözüme destek verenler Türk tarafını daha bir Kuzey’e itelerken, Rum tarafına da dönüş yolları açacak politikalar üretiyorlar…
KISACA: Başta Sn. Akıncı olmak üzere tüm ilgili çevreler “nasıl bir çözüm” sorusuna Türk tarafının hem maddi hem de manevi “büyük bedeller ödemesi” gerektiği cevabını veriyorlar!
Halk ne olup bittiğini bilmiyor! Kendisinden istenen tek şey “müzakerecilerine güvenmesi!” Bir halkın kaderi hangi demokratik ülkede halkından bu kadar ayrı gayrı düşürülür bilmiyoruz.  Kaldı ki bir gün bu halktan kendi kaderini, yani “self determinasyon hakkını” kullanması için referandumda sandığa gitmesi istenecek: “Evet” veya   “hayır” demesi için!     

**********     

DEVLET DURDU! (BAKIN KAPTAN NE DİYOR!)
Geçen hafta,  öncesi  haftalar gibi “boş” geçti!. Bakanların bile artık yapacakları işleri kalmadığından dolayısıyle kala kala hurmalardaki kırmızı böcek tehlikesi kaldığından, kendilerini bu büyük soruna vakfettiklerdi!
Fakat önce oturup “tanınmamış devletin” ne denli “pahalı yurttaşları” olacağının ispatında, dünya alemin gözlerinin içine soka soka “harçlara” bir kez daha zam yaptılardı!
Oysa beklerdiniz ki 40 bini aşkın insanın “alacak verecek” davası yüzünden mahkemelik olduğu, bireysel kredi borçlanmalarının tavana vurduğu memlekette  “dolaylı vergilere”  değil, “direkt vergilere” yüklenilsindi. Başından beridir KKTC bu sorunu çözemedi! Çünkü:
KAPTAN NE DİYOR: Geçen hafta KTAMS’ı Başkanı Ahmet Kaptan’ın gelip giden hükümetlere yönelik eleştirilerinden söz ettiydim. Bu “sendikacılarımız”  zaman zaman eleştirilerimize de takılsalar, itiraf edelim ama: Çalışan kesimlerin sendikacılarıdırlar ve sorunların şah damarında atmaktadırlar. Kaldı ki ne görevleri  siyasi iktidarların karşısına geçip “vah vah ne de zor durumdasınız” diyerek birlikte ağlaşıp sümük çekmektir ne de siyasi koşullardan dolayı anlayış göstermektir! Aksine hükümetin ümüğünü sıkmaktır!
KAPTAN NE DİYOR: (Aktarıyorum.) “Ülke vergi toplama becerisinden yoksundur. Partilerle kurumların dairelerdeki etkileri inanılmaz boyuttadır. Anlayan anlamayan Parti Merkezlerinden üçlü kararnamelerle atanan müdür ve müsteşarlara telefon açarak,  “dediğimi yapmazsan seni görevden alırım”  diyor! Böylece bu arkadaşların üzerinde ciddi baskı unsuru oluşturuyorlar. Hatta tehdit ediyorlar. Bunların örnekleri de vardır. İmza atmadığı için görevden alınan müsteşarlardan tutun da rüşvet iddiaları ile Bakanlarımızdan müdürlerimize kadar birçok söylentiler olmuştur…”
İşte bir “sendikacının” devletin tepe adamlarına yönelik iddiaları. Ki arada soruyor: “Elektrik üreten, Hava alanını işleten  şirketler  ne kadar vergi veriyorlar?”        Bunlara karşın: Bırakın böyle bir devletin en pahalı kimliğini, pasaportunu kullandığımızı, pahanın pahası  harçları ile sıkboğaz olduğumuzu! Fakat sormak hakkımız değil mi?
Bu devleti ayakta tutmak için dünyanın en pahalı harçlarını ödemek zorunda bırakılan bu halka siz “devlet yöneticileri” karşılığında “hangi istikrarlı düzeni” sağlıyorsunuz ki?  Mesela “Ahmet Kaptan’nın bircik bircik ayazlattığı  düzeni  mi?”
Siz ne diyorsunuz kardeşim: TC’nin akıttığı suyu bile ne edip eyleyip Türkiye’nin boynuna asılı bir günah keçisi yaptınız! Bakın bu tip becerilerinizi dünyanın süper gücü Amerika bile beceremez. Sizin kadar pahalı kimlik satarak yurttaşına sizin gibi kazık  atamaz!
     **********
KISACA TAKILDIĞIM. (GÜZELYURT’A HASTAHANE YAPILACAK MI?)

Bugünkü Kıbrıs siyasi sorunu ile ilgili yazımda “çözümün ne olduğunu bilmiyoruz ama  çözüm isterken çözüme gidiyoruz” diyordum. Şimdi “mesela”  diyeyim.
Annan  planına  “evet”  diyen Güzelyurt ahalisi bu kez referandumda karar verdi “hayır” diyecek! Çıktı yollara başladı bağırmaya: “Güzelyurt verilmez, Rum buraya gelemez…”
Sormazlar mı? Verileceğini nereden biliyorsun? Onlar da cevaplamazlar mı? “Verilmeyeceğini kim söyledi!”
Devam edelim. Bir süredir Lefke halkı Güzelyurt’a cami yapılmasın Cengiz Topel hepimize yeter diyor!  Aslında caminin  yapılacağı yok ama sözü verildi!
FAKAT: Güzelyurt Rum’a iade edilecek mi bilinmiyor! Edilmeyecek mi yine bilinmiyor! Eee! Hastane sözü neyin nesi oluyor! “Verilmeyeceğinin ispatı mı yoksa nasılsa yapılmayacağının dalgasında Güzelyurtluların ensesinden  yapılan politika cambazlığı mı?