Rum tarafı görücü bekleyen taze gelinler gibi Türkiye’deki seçimlerden sonra “müzakerelere yeniden başlanması” için kapısının çalınacağını umut ediyordu..
Oysa şimdilerde böyle bir ihtimaliyet yok! Çünkü Güney “müzakere zemini” hazırlamak için değil, olanları da berhava etmekle meşguldür!
Bunlardan sonuncusu Güney’den Kuzey’e geçen Rumların daha ucuz olduğu için arabalarının depolarını akaryakıtla doldurmalarından kopan kıyamettir! Bazı bahanelere sığınılmışsa da açıkça biliniyor ki “Kuzey’den alışverişi” engelleme operasyonudur söz konusu olan!
Buna karşın ayni Rum, Güney’e geçen Türklerin başta et olmak üzere türlü çeşitli ticari emtiayı satın alması karşısında bırakın “yasaklamalar” getirmesini falan; aksine ellerini ovuşturarak “gene buyurun” demekte!
ŞİMDİ lütfen iki ticari olayı yan yana koyun.. Bir, Kuzey’den akaryakıt alımını yasaklayan ve sınır kapılarında araçların depolarını denetleyen Rum; iki, hemen her gün yüzlercesi, bayramlarda tatillerde binlercesiyle Güney’e geçip alış veriş yapan Türk müşterileri karşısında sevinç duyan Rum!
DENKLEMİ anladık mı? Türk’ün parası Güney’e aksın buna karşılık Rum’un tek kuruşu bile Kuzey’e düşmesin!
Türk halkı bu ekonomik “baskı ve düşmanlıkları” sadece bugün değil, tutun ki “yüzyılla” ifade edilecek geçmişte de yaşayıp gördü! Nitekim Daha Eoka’nın harekete geçmediği dönemlerdeki “Türk-Rum mücadelesi,” Rumların Türklerin topraklarını satın alması üzerine gelişiyordu.. Mesela 1960’lar öncesinde “toprağını Rum’a satan Türk teşhir edilerek cezalandırılıyor, satışlar engelleniyordu..” Çünkü o yıllardaki liderlerimiz biliyorlardı ki “toprak yoksa vatan da yoktur ulus da!”
Nitekim İsrail 1947’de son darbeyi vurmadan yıllar önce Filistinlilerin büyük oranda toprağını satın aldıydı! Rum’un da İngiliz kumpasıyla Evkaf mallarımızı gasp etmesi tüm ada egemenliği ve Enosis amacında planlı programlı bir siyasi stratejiydi!
GEÇMİŞTE yaşanan ve alışverişe dayanan bu Türk-Rum mücadelesinin bugün de devam etmesi rastlantı değil, Rum’un ada egemenliği efkârında “ulusal mücadelesinin bir ayağıdır!”
Buna karşın biz ne yapıyoruz? (Yarın yazarım!) **********
ŞİŞESİNDEKİ CİNİ KAÇIRDIK!
İllegal olaylarda “alışılmışın” dışında vakalarla karşılaşıyoruz. Her gün bu olayların haberleri okurken, “çeşitlilikleri” karşsında şaşırıyoruz! Neredeyse diyeceğiz ki yoksa “kanunsuz işler yapmayı öğreten okullar mı vardır!”
İnsanların “kanunu tepelerken” matematik denklemi kurar gibi senaryolar uydurup planlar yapması KKTC’nin yeni modası oldu! Demek ki yavaş yavaş devlet olmaya başladık mı diyelim?
NE var ki madalyonun arka yüzünde, çoktandır artık daha çok kaşındığı için daha çok kanayan toplumsal bir yozlaşma vardır!
Didine uğraşa belki tanınmamış bir devlet oluşturduk ama mayasını tutturamadık! Yapısal kusur ve yozlaşmaları” izah etmekte zorlanıyoruz.. Ne var ki coğrafyamızla bünyemiz bu tip kanunsuz olayları kaldıramayacak kadar küçük! Bu nedenle hem moral bozuyorlar hem de geleceklere yönelik beklentileri karartıyorlar!
MESELA hemen ben de sorayım: “Sayıları 16 mıdır yoksa 17 mi? KKTC bünyesindeki bu üniversiteler, dünyanın her yanından gelen yüz bini aşkın öğrencisiyle bu ülkede ilmin irfanın kalitesini mi yüceltiyorlar yoksa memleketin çivisini mi söküyorlar?”
Kimseleri “suçlama” hakkımız hukukumuz yoktur. Estağfurullah! Fakat kabul edelim:
KKTC’de bu öğrenciler olduğu içindir ki uyuşturucu büyük bir belâ haline geldi! Haberlere yansıdığınca hem satıcı hem kullanıcı pozisyonundalar!
KEZA trafik ve sorunları! Kaçak işçilik! Para karşılığı olduğu için “fuhuş” başlığı altına giren ahlâki sorunlar…
Kısaca KKTC para kazanma uğruna illegal olayları azdıran sapkın bir yörüngeye düştü kurtulamıyor!
Nitekim benzer gelişme ranta dayalı arazi kapatmalarıyla inşaat sektöründe de görülüyor! Ki bu ülkede büyük paralarla büyük işler yapılamadı ama, “dairelerini” sata sata bitiremedikleri çok katlı binalar yaptılar!
Yaparken de ne yaptılar ama? Çarpık yapılaşmayla şehirleri yaşanamaz hale getirdiler!
FARKINDAYIZ sorunlar tek kaynaklı değiller. Mesela Üniversite ve sorunlarıyla başladığımız serzenişlerimizi birbiri ile ilintili olaylarla anlatmaya çalışırken trafik sorunuyla uyuşturucu belasına da girdik, çarpık yapılaşmalarla rant ekonomisine de!
YANİ cini şişesinden çıkardık ki kaçırdık! Şimdi tedbirlerden, yeni yasalardan söz ediyoruz. Bu da tabi pire ısırdı çık yukarı oluştan öte faydasız çaba!..
…GENE ayni şeyi söyleyeceğim. Bizi saran tüm bu istenmeyen olaylar “müzakere masalarında çözüm umut ederken geçen yıllar içinde oldu!” Bu topluma geleceği açısından başka hiçbir umut da verilmedi!
Kısaca önce yönümüzü şaşırdık! Sonra da nereye gideceğimizi unuttuk! Yıllardır Devlete inanmamak üzerine insanların beyinleri yıkanırken ilkesiz bir toplum olduk!
Hadi şimdi bulun o “cini” koyun şişesine bakalım! Bulursanız tabi! Erhürman hükümetinin işi çok zor çokkk!
**********
KISACA TAKILDIĞIM: (KKTC’DEN
GELECEKLERE BAKARKEN!)
Bir sinir hastalıkları hastanesinde, tımarhanede yani baş doktor odaları gezerken bakmış dört beş hasta duvardaki bir delikten sıra ile dışarı bakıyorlar… İzin istemiş, eğilip delikten bakmış, hiçbir şey gözükmüyor! Hastalara dönüp, “iyi ama demiş bir şey göremedim!” Bir hasta cevap vermiş: “Pöö doktor, biz 43 yıldır bakıyoruz göremedik de sen bir bakmada mı göreceksin!”
































