Köşe Yazarları

Cumhurbaşkanlığı seçimleri. (hoş geldi!)


Eğer seçilmiş Cumhurbaşkanlarımız “teamül” ve “mütekabiliyet” esasında Kıbrıs siyasi sorunun çözümüne ilişkin “tek yetkili ve sorumlu” makam sahibi olmasalardı, çoktan Anayasal hakları “değiştirilip yenilensin ve daha çok yetkilendirilsinler amacında” tartışma oluşturulurdu.

Ne var ki bitmeyen  “müzakereler süreci” gelip giden Cumhurbaşkanlarımıza önemince “yetki ve sorumluluk” yüklemektedir. Bu nedenle   ötesi devlet sorunlarına ilişkin yetki ve sorumlulukların  darlıklarına  karşın çok da şikâyetçi değiller..

Nitekim Cumhurbaşkanı “Devletin başı” olmasına karşın örneğin “Hükümet”  üzerinde bir karar mercii değildir.

Nitekim  Anayasada 103. Madde, “Cumhurbaşkanı görevleriyle ilgili işlemlerinden sorumlu değildir. Cumhurbaşkanı ile birlikte imzalanan kararnamelerden imzası bulunan Başbakan ve Bakanlar sorumludur” der!

Yani Cumhurbaşkanı Hükümet kararlarını veto edip geri çevirse de sonuçta “Başbakan ve Bakanların”   icraatlarını onaylayacak bir “yetkili” konumundadır..

FAKAT ayni Cumhurbaşkanı Kıbrıs siyasi sorunuyla ilgili olarak tutun ki Hükümetin üzerinde “tek adam”dır. O kadar ki siyasi soruna ilişkin yetki ve sorumluluğu nedeniyle  çoğu zaman siyasi iradesiyle  hükümeti baypas edecek kadar güçlüdür.

Nitekim bugüne kadar sadece Sn. Akıncı değil, gelip geçmiş Cumhurbaşkanları da Dışişleri Bakanlarını kendi “işlerine” karıştırmamışlardır.

TABİ Tatar Koalisyon Hükümeti bu konuda diğer hükümetlere göre bir fark yaratarak siyasi soruna balıkla dalmakla kalmadı ilk kez Sn. Akıncı’nın gündeminde olması gereken “Maraş” gibi kangren olmuş bir sorunu deşerek “açma” kararına aldı.

Artı ilk kez açık seçik “Federasyon” ötesinde “iki ayrı devlete dayalı çözüm önerisi” de Tatar hükümetinden geldi..

Tabi ki hem Maraş hem çözüme ilişkin görüşler Dışişleri Bakanı Kudret Özersay damgalı oldu!

Önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçimlerine bu vaziyeti umumiye içinde gidiyoruz. Ve seçim kampanyaları başladıkta hep birlikte göreceğiz. Sn. Akıncı’nın karşısına çıkan UBP adayları Federasyonu değil, “iki ayrı devlete” dayalı çözümü savunacaklar..

Dolayısıyla Sn. Akıncı da kendi tezini savunmak zorunda kalacak ki şunu hatırlatayım.

UBP ve Sağ kesimin elindeki bir diğer “silah” da “konfederal sistemdir” Her ne kadar “iki bölgeli iki toplumlu siyasi eşitliğe dayalı, TC’nin garantisini” içeren bir genel çözüm şablonu varsa ve akla mantığa uygun gibi kabul ediliyorsa da Sn. Akıncı’nın bunları çok açık seçik ortalara sermesi, bu çerçevede olası bir çözümün Türk halkına yönelik bir Rum sultası haline getirilmeyeceğini kanıtlarıyla anlatması gerekecektir..

Kısaca artık bundan sonra, Cumhurbaşkanlığı seçimlerini de konuşacağız. Aramıza “Hoş geldi” diyoruz!

**********

MAĞUSA BELEDİYESİNİ YA KURTARIN…

 

“Devlet,” “Hükümet” ve “Belediyeler…”       Maalesef “Muhtarlıklar” diyemiyorum çünkü “seçilmiş” olmalarına ve aslında büyük sorumluluklarıyla kullanacakları yetkilerinin bulunmasına karşın “Muhtar ve muhtarlıklar” adeta “siyaset dışı” bir dışı bir unutkanlıkta pasif görevliler durumundadırlar!

FAKAT çok iyi biliniyor: Belediyelerin işlevleri en az Hükümetler kadar önemlidirler..

Şöyle ki: “Günlük yaşamımızda bir Başbakan yada bakan yoktur, Kolay kolay  hissetmeyiz.

Ama   “kentinizin, kasabanızın, köyünüzün  “Belediye ve Başkanını”  soluduğunuz havada.. Yürüdüğünüz yolda.. Arabanızla trafikte.. Alış verişinizle.. AVM’lerde, dükkanlarda.. Çevrenin temizlik ve tertibinde.. Akşamları aydınlık ve karanlıklarında.. Yağan yağmurlarda.. Bunaltan sıcaklarda…

Kısaca yaşamınızın nedeni olan tüm hücrelerinizde hisseder, görür, eller, işitirsiniz..

İŞTE bu kadar büyük fonksiyonlara sahip, günlük yaşamımızın organizmalarından biri olan “Belediyelerimiz” battılar, mahvoldular ve halka vermek zorunda oldukları hizmetleri akamete  uğrattılar!

Nitekim uzun süredir Mağusa Belediyesini bu düşüncelerle izliyorum..

“Sn. Başkan Arter iyi insandır” diyorum. Ve anlıyorum ki “yönetmek” için iyi insan olmak yetmiyor!

“Bilgili tecrübeli bir bürokrattı” diyorum. Ve anlıyorum ki başarılı bir Belediye Başkanı olmak için bu da yetmiyor!

Sonunda “keşke bu duruma düşmesiydi” diyorum çünkü Mağusa perişan oldu!

Ki artık çalışanlar maaşlarını alamıyorlar, kente yönelik belediye hizmetleri de gitgide azaltılıp daraltılıyor!

ŞİMDİ Belediyelerin içine düştükleri durumdan sorumlu olan gelip giden  hükümetler silsilesi içinde sonuncusu olan   Tatar Hükümetine soruyorum:

Aynen bizim gibi “vah vah” diyerek

Belediyelerin batmasını mı seyredeceksiniz?

Yoksa  mali ve ekonomik  yönden hatta yasalarında  bile gerekirse yapılacak değişikliklerle gerekli  tedbirleri alarak kurtarılmalarını mı sağlayacaksınız?

Yoksa “Belediyeleri” memleketin yönetim erkinden kopuk, sadece içinden çıktıkları siyasi partilerine hizmet etmekten öte icraatları olmayan, olan icraatlarını ise “borç harç” içinde gerçekleştirirken batıp batıran kaderselliklerine mi terk edeceksiniz?

Bakın, Mağusa Belediyesi sadece Sn. İsmail Arter’in gemisi değildir. Derinya’dan Glapsides’e kadar uzanan büyük bir beldedir. Ve kapsamında tarım alanları, “Sanayi bölgeleri” artı Limanı, yirmi bini aşkın öğrencileriyle DAÜ gibi devasa bir üniversitesi vardır..

Çok kısaca “kayyuma” devredecekseniz devredin! Yok eğer “kurtaracağız” diyorsanız kurtarın. Çünkü geçen her gün zararlar hanesi daha çok açılıyor!

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı