Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın, garantiler konusundaki görüşleri, müzakereleri sağlam ve kararlı bir zeminde yürüttüğünü gösteriyor.
Hem bir üniversitenin siyaset akademisinde yaptığı konuşmada, hem de Havadis-Cyprus Weekly’ye verdiği mülakatta tekrarladığı bir nokta var. Güney’den ve çeşitli çevrelerden gelen “AB’ye giriyoruz başka güvencelere ne gerek var” ifadelerini manasız bulduğunu söylüyor ve reddediyor. Ardından bu tezini, formüle ediyor.
Bir kere, garanti konusunda “güvenlik” vurgusu yapıyor. Kıbrıs Türklerinin, güvencede olduklarını yaşayarak deneyimlemeleri gerektiğini söylüyor. Birden bire sudan çıkmış balığa dönmek istemediğimizi anlatmaya çalışıyor. Hani birilerinin çıkıp da, “artık güvendesiniz” demesiyle olmayacağını, halklar kendilerini güvencede hissedene kadar garanti sisteminin devam etmesi gerektiğini savunuyor. Burada kastı, can ve mal güvenliği.
Ama garantinin bir başka boyutu da var ve o da, en az birincisi kadar yaşamsal. Kurulacak olan yeni yapının garanti edilmesi. Yani anlaşmanın….
Diyor ki, 60 Cumhuriyeti’nde olduğu gibi bir gecede statüsüz kalmayalım. Yapılacak anlaşmanın çökmesi halinde bizim de haklarımız korunsun.
Cumhurbaşkanı’nın tezi, hamasetten uzak, mantıklı ve kabul edilir, çağdaş tezler. Kimse bunları birilerinin söylettiğini, Akıncı’nın tutum değiştirdiğini falan iddia edemez, etmemeli… Kendisi inanarak savunuyor, bu çok belli. Argümanları geçmişte söylenenlere benzese de, kendine özgü. Ancak, öne çıkarttığı endişelerin, geçmişten bugüne Kıbrıs Türkünün devam eden endişeleri olduğunu da vurgulamış oluyor.
Annan Planı’nda garantiler için “mutatis mutandis” durumu vardı. Yeni anlaşmanın içinde aynen yeralacaktı. Asker belli süreler içinde çekilecek, geride bir kontenjan kalacaktı, ancak sistem devam edecekti. Güney Kıbrıs çok yakın bir geçmişte ansızın garanti sisteminin ortadan kaldırılması kampanyası başlattı. İngiltere’yi de ikna ettiler ve şimdi büyük ölçüde bir pazarlık konusu olarak ileri götürüyorlar. Detayları bize müzakereciler söylemez, bunlar masanın gizliliği ilkesi içinde.
Ancak Cumhurbaşkanı Akıncı’nın yine dikkat çeken bir söylemi şu; “İki kesimli, iki toplumlu, tarafların birbirine tahakküm edemeyeceği gönül huzuru içinde kabul edilebilecek bir anlaşma ortaya çıkarsa bunun garanti edilmesi noktasında Kıbrıslı Türkler için, Türkiye’nin güvencesinin devam edeceği, Rumların da bundan tehdit algılamayacağı bir formülün üzerinde uzlaşılabileceği kanaatindeyim”.
Benim bundan anladığım; belki Rumlar için Yunanistan’ın ya da İngiltere’nin garantisi önemsiz olabilir. Geçmişte, özellikle de 74’de İngiltere ve Yunanistan hakkında kötü deneyimleri var. Nihayetinde 74 darbesini Kıbrıs’ta gerçekleştiren, Yunan Cuntası.
Ama Kıbrıs Türkleri için Türkiye’nin garantisi hala önemini koruyor.
Ve burada Akıncı, “Önce bunu tehdit olarak algılamaktan vazgeçin, garantörlerle oturalım, bir formül bulalım” da diyor…
Kıbrıs Rumlarının Türkiye’nin garantisi konusuna bakışlarındaki sakatlığı ortaya çıkaran bir söylem bu. Gerçekten de sanki garanti sistemini ortadan kaldırmakla, Türkiye’nin Kıbrıs Türkleriyle ilişkisini kesebileceğini mi sanıyorlar? Oysa o ilişkiler 74 öncesi gibi değil bugün. Yani sadece siyasi ya da askeri değil, çok ciddi bir şekilde ekonomik ilişkiler var. Artı, sosyal ilişkiler de eskisinden çok farklı. 74 sonrası adaya gelip yerleşen insanlar ve hatta orijinal Kıbrıs Türklerinin Türkiye ile ile ilişkileri çok daha sıkı. Karşılıklı bir akışkanlık içinde. Rumların göremediği bu. Çünkü bu ilişki, kendilerinin Yunanistan’la olan ilişkisinden çok farklı…
Buna bir de Kıbrıs Türkünün ne isterse olsun, siyasi olarak garanti sisteminin devamından yana olmasını ekleyin… Ki Cumhurbaşkanı bu oranın yüzde 90 olduğunu söylüyor.
Birisi sosyal medayada, anlaşma karşıtlarına seslenmiş ve “Akıncı’nın bu sözlerinin neresine itiraz edebilirsiniz ki” diyor. Bence asıl seslenilmesi gereken, Akıncı’nın kökten destekçileri. Bu söylemin arkasında durup, geliştirilmesi gerekiyor…
YERİN KULAĞI VAR
OTURUN VE ANLAŞIN O ZAMAN:
Güzelyurt’a üniversite yapılacak haberleri bile Rum dostlarımızın tepkilerine neden oldu. Ağız birliği yapmışcasına herkes “yapamazsınız” çığlığı atmaya başladı. Vay efendim Güzelyurt zaten verilecekmiş, oraya yatırım yapamazmışız, yok başka bir ülke ile anlaşma da yapamazmışız. Utanmasalar, kendi evimizin içinde ne yaptığımıza da karışacaklar. Eğer yapılanlardan rahatsızsanız, oturun ve bir anlaşma için çaba sarfedin. Biz Güney’de yaptıklarınıza ses çıkarıyor muyuz…
KARIN DOYURMUYOR:
Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, “AB’ye giriyoruz başka güvenliğe gerek yok” açıklamalarının karın doyurmadığını söyledi. Haksız mı? 1963 ve 1974’de yaşadıklarımız ortada duruken, Kıbrıs Türklerinin, güvenlik kaygıları nedeniyle bu taleplerini saygıyla karşılamaları gerekmez mi? Eğer bize karşı kötü emelleri yoksa, garantörlüğün sürmesinden niye bukadar rahatsız oluyorlar anlamıyorum…
GÖZLER DPUG’Lİ VEKİLLERDE:
Geçen hafta, hiçbir gerekçe göstermeden DPUG’den istifa edip yurt dışına giden Hakan Dinçyürek’in ardından bugünkü Meclis birleşiminde yeni istifaların olup olmayacağı merak ediliyor. Siyasi kulislerde DPUG’deki istifaların sadece Hakan Dinçyürk’le sınırlı kalmayacağı ve başka istifaların da olacağı konuşuluyor. Bugün yeni bir sürpriz olur mu bilemem ama, 3 vekilin daha adı geçiyor…
DENETLEMEYİ BİLELİM YETER:
Ülkenin suya ne kadar ihtiyacı olduğunu, dün Havadis gazetesinin göletlerle ilgili haberinden bir kez daha öğrendik. Nereden gelirse gelsin, toplum olarak bu suya ihtiyacımız olduğu bir gerçek. Su üzerinden siyaset yapmak ve “istemeyik” demek kendimize ihanet etmek demektir. Adam gibi bir denetleme mekanizması kurduktan sonra, suyu kimin yöneteceğinin hiçbir önemi kalmaz…
AVANTAYA SON:
Su konusunda yaşanan tartışmalardan birisi de, kazılan kuyulara saat takılacak olmasıdır. Devlet kuyu kazma izni veriyor ama, bu demek değildir ki, sen bu kuyudan istediğin kadar su çekip kafana göre kullancak ve birşey ödemeyeceksin. Zaten mevcut yeraltı sularını böyle tüketmedik mi? Bundan zarar görecek olanlar çıkıp, yeraltı kaynaklarımızı bile devrediyorlar diye tepki gösteriyor. Amaçları, mevcut düzenin devam etmesini sağlamak…
“KADINLARA ÖZEL”:
Yarın 8 Mart Dünya Kadınlar Günü. Gazetelere bakıyorum “kadınlara özel” kampanyalardan geçilmiyor. Özel çaylar, özel hamamlar, beyaz eşyalar ve daha niceleri. Hepsi de kadınlar üzerinden işi ticarete dökmüş. Gün kadınların ya, “ne koparsak kardır” mantığı günün önüne geçmiş… Bu da bir çeşit kadın ticareti…
ZİRVEDEKİLER
Birikim Özgür: “Ortalık yangın yerine dönmüşken, bazıları gibi yangın redifli gazel okumadık, yangını söndürmek için gerekeni yaptık. Mali yardım bağımlılığı hastalığımızın semptomları ile mücadele ettik…”.
DİPTEKİLER
Bir Garip Ülke: Haberde şöyle deniyor; “Polis Basın Subaylığından yapılan açıklamaya göre, yapılan operasyonlarda, bölgede faaliyet gösteren pansiyon, bet ofisi, gece kulübü ve kumarhanelerin kontrol edildiği ve harhangi bir olumsuzluğa rastlanmadığı kaydedildi”… Bu ülke neresiyse, gidip orada yaşamalı insan…
































