Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Cumhurbaşkanı sadece müzakereci midir..?

Sayın Denktaş’tan bugüne, cumhurbaşkanlığı, Kıbrıs konusu ile özdeşleşmişti.
Hep durumlar kritikti, hep bir umut vardı, hep vaatler vardı…
Cumhurbaşkanı olacak kişinin, müzakerecilik dışındaki görevlerine, adayların bu konudaki vizyonlarına hiç bakılmadı sayılır.
Bu kez ilk defa olarak seçimlerin odak noktası Kıbrıs konusu değil…
Karşı tarafta anlaşmaya yönelik bir irade olmadığı çok açık bir şekilde ortada olduğundan, kimse “Ben bu işi hallederim” diyemiyor. Bunda, Hristofyas-Mehmet Ali Talat tecrübesinin de rolü var. Biz ne kadar istesek de, tango tek kişiyle oynanmıyor…
2010 seçimleri öncesi, devam eden bir süreç vardı. Masa kuruluydu. Yeni dönemde de, Talat’ın başlattığı müzakerelerin kaldığı yerden devam etmesi durumu vardı. Adaylar söylemlerinde özellikle bunu vurguluyorlardı. Hatta Eroğlu bile, “Talat’ın bıraktığı noktadan devam edeceğim” demişti.
Bu kez, Mustafa Akıncı’nın söylemlerinde bir nevi umut kırıntıları var. Akıncı yine bir “fırsattan” söz ediyor ama o fırsatın ne olduğu açık değil. Karşı tarafı masaya nasıl çekeceği konusu muallakta…
Sibel Siber de aynı şekilde çözümün varoluş mücadelesinin taçlandırılması olduğunu, zamana oynamayacaklarını, çözüme odaklanacaklarını söylüyor ama onun da esas vurguladığı bir anlaşmanın getireceği faydalar…
Bir de Rum tarafının masadan kaçması, anlaşma niyetinin olmaması şeklindeki tutumunun dünyada yeteri kadar deşifre edilmediğini savunuyor…
Siber, Rumları anlaşmaya getirecek olan unsuru uluslararası konjonktür olarak gösteriyor.
Siber’in Cumhurbaşkanı’nın diğer görevleri konusuna yoğunlaşması da bundan.
2010’da “Cumhurbaşkanı sadece müzakereci değil” diyen ve devletin başı olarak yapacaklarını öne çıkartmayı tercih eden Eroğlu ise, bu seçim dönemi aynısını söyleyenleri, rejimi anlamamakla suçluyor. Bir dönem sergilediği bir performans olduğu için, o konuları es geçmeyi tercih ediyor.
Cumhurbaşkanı  Derviş Eroğlu’nun Kıbrıs konusundaki söylemlerinde ise, birbiriyle çelişen unsurlar var…
Konuştuğu kitlelerin niteliğine göre bu değişiyor.
Rumların istediği köyleri sıralıyor, böylece bu aşamada bir anlaşmanın olanaksız olduğunu ima ediyor, hatta insanlara bunu empoze ediyor…
Diğer taraftan, “İki yıl içerisinde Kıbrıs sorununu bir şekilde sonuca bağlayacağım” diyor…
İlk bakışta bunu “iki yılda anlaşma” diye algılayabilirsiniz.
Ama aynı konuşmanın başka bir yerinde, Anastasiadis’in masaya dönmesi halinde, 47 yıldır olduğu gibi ucu açık görüşmeler talep edeceğini söylüyor…
Buradan da, bir anlaşmayı şimdi şimdi mümkün görmediğini anlıyorsunuz.
Yani ucu açık görüşme isteyen Rum tarafında bir politika değişikliği olmadığı sürece, 2 yıl içinde anlaşma olması imkansız…
O zaman bu iki yıl sonunda Kıbrıs konusu nasıl sonuca bağlanacak..?
Püf noktası burada… “Anlaşma sağlayacağım” demiyor…
“Sonuca bağlayacağım” diyor…
Peki, bu ne demek..? Her tarafa gider. Anlaşma olmazsa, kesin bir ayrılık da olabilir. Yine de 2 yıl içinde nasıl o noktaya gelineceği de açık değil.
Bir çeşit son. Ama ne, orası belli değil…
Belki de özellikle böyle esnek bir söylem tercih edilmiş. Kim nasıl anlarsa, öyle anlasın.
Kısacası, bu kez umutlar yok. Zaten umut verecek bir durum da yok. Onun için de Kıbrıs’ın Kuzey’inde adaylar birbirine çok yakın oy oranlarında. Kararsız sayısı fazla…
Oysa cumhurbaşkanlığı makamının sadece müzakerecilik makamı olmadığını, gerçek anlamda tarafsız, adil, vizyon sahibi, halkın tümünün yararına hareket edecek, hükümetlerle çekişme yerine, birlikte devletin işleyişine katkı koyabilecek bir makam olduğunu hatırlamak gerek.
İşin bu tarafı düşünüldüğünde, karar vermek de kolaylaşır gibime geliyor…

YERİN KULAĞI VAR
SİBER ÇADIR’A GİTMEMİŞ:
Seçimler yaklaştıkça adaylara zarar verme konusu da sınır tanımıyor. Her fırsat rakipler tarafından kullanılıyor.  Örneğin CTP adayı Sibel Siber’in, eylemde olan CAS çalışanlarını ziyaret ettiği ve kendisine oy vermeleri halinde işe alınmaları sözü verdiği yönündeki haberlerin tamamen uydurma olduğu öğrenildi. Sibel Siber çadıra davet edilmiş ama gidememiş, eylemcileri Meclis’e davet etmiş,  CAS çalışanları da bu davete icabet etmemiş.

AKINCI’YA BELEDİYE ÜZERİNDEN SALDIRI:
Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Akıncı’nın yanında yer alan LTB Başkanı Mehmet Harmancı’ya da, Akıncı’nın eşi üzerinden, “LTB’de yönetim Akıncı’nın eşine teslim” şeklinde iddialarla saldırılıyor. Sosyal medyada, LTB içerisindeki tüm icraatlarda tek söz sahibi Meral Akıncı’nın olduğu öne sürülüp, buradan Akıncı aleyhine kampanya yapılıyor… 

İMZASINA SADIK KALAK MI:
Derviş Eroğlu’nun seçim sürecinde “egemenlik” konusunda ne söyleyeceği merak ediliyor. Eroğlu, 11 Şubat’ta imzaladığı, “ortak metinle” tek egemenliği kabul etmişti. Bu imza orada dururken, Sayın Eroğlu’nun egemenlik konusunda söyleyeceği her şey, ya attığı imza doğrultusunda olacak, veya attığı imzayı inkar etmiş olacak… 

ESKİ DEFTERLER AÇILDI:
Alpay Durduran ile Mustafa Akıncı arasında başlayan söz düellosu durmak bir yana, artarak devam ediyor. Akıncı’nın bir TV programında kullandığı, “sol gevezelik yapıyorlardı” suçlamasına tepki gösteren TKP Eski Milletvekili ve bugünlerde YKP Parti Meclis Üyesi Rasıh Keskiner, “Biz, TKP’de sol gevezelik değil, sol değerleri savunduk” diyerek tartışmaya yeni bir sayfa açtı. Buna karşılık Akıncı, solcuları partiden atanın Durduran olduğunu söyledi ve Arif Hasan Tahsin’in anılarını kanıt olarak gösterdi. Öyle görünüyor ki bu kavgada, eski defterler üzerinden karşılıklı suçlamalar devam edecek…

ZENGİN OLMAK SUÇ OLDU: 
CTP adayı Sibel Siber’e “vurmak” için bahane arayanlar, önce “gerçek solcu değil” argümanına sarıldılar, tutmayınca, bu kez de Siber’in mal varlığını dillerine doladılar. Yok efendim böylesi bir zenginliği olan birisi “solun” adayı olamazmış. İyi de Sibel Hanım bu mal varlığını “çalıp-çırpıp mı” kazanmış veya siyasete girdikten sonra mı edinmiş, soran yok. Diğer taraftan gerçek mal varlığını gizleyenler veya hala daha açıklamayanlar, çok daha mı dürüst sizce? Dürüst olmanın bile “suç” sayıldığı, “yalan beyanın” kabul gördüğü bir ülkede yaşıyoruz ne yazık ki…

YURTTAŞLIK YASASI PARÇA PARÇA MI GEÇECEK:
Bir yıldan fazla bir süredir Meclis’e gelmesi beklenen yeni Yurttaşlık Yasası hala tamamlanamadı. Ancak bugün Meclis gündemine Yasa ile ilgili bir başka değişiklik geliyor. Yurttaşlığı iptal edilen kişilerin mal varlığıyla ilgili bir düzenleme bu. Nasıl bir aciliyeti vardı anlamadık. Herhalde vardı ki, Yasa’nın tümü Meclis’e gelmeden bir parçası gelebildi.

 

ZİRVEDEKİLER
Mehmet Ali Talat: Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu’nun “Kıbrıs sorununu iki yıl içinde çözmek için yeniden aday oldum” açıklamasına yanıt veren İkinci Cumhurbaşkanı Talat, “Sayın Eroğlu’nun nakaratındaki, iki yılda müzakereleri sonuçlandırmanın anlamı ortaya çıktı. İki yılda olan olacak, sonra artık çözümsüzlük baki!” yorumunu yaptı…

DİPTEKİLER
Hekim Siyasetçiler ve Çöken Sağlık Sistemi: Tıp bayramında hekim siyasiler, kırk yıldır sistem kurulamadığından yakınmışlar ve neler yapılması gerektiğini söylemişler. Meclis’in yarıdan fazlası hekim. Ülkenin bugüne kadar en uzun süre Başbakanlığını yapan kişi de hekim, gelmiş geçmiş bakanlarının çoğu da. Konuşmak kolay. Yetki ellerinde olduğunda en azından kendi meslekleri olan sağlık konusunu halletmiş olsalardı…