Müzakerelere ne kadar “hazırlıklı” ve “planlı” başladığımızı bilemiyorum. Bunu en iyi bilen Sn. Akıncı başkanlığındaki müzakere heyetidir.
Geçmişte Annan planı masaya yatırıldığında müzakeresi “ucu açık” devam ettiydi. Zaten “ucu açık” lafının siyaset literatürümüze girmesi de o dönemden kaldı. Tabi hemen vurgulamak gerekir. Artık Annan gibisi bir çözüm planının üzerinde plan yapmak mümkün değil. O kadar teferruatlıydı. Nitekim şu anda masadaki en büyük referans ve çözüm haritası çok büyük olasılıkla yine Annan planıdır.
Dün New York’ta liderler görüştüydü. Yarın oradan gelen haberlere döneceğiz de şimdi bir başka soruya cevap arayalım:
ÇÖZÜME HAZIR MIYIZ? Yoksa masaya “ucu açık” müzakere yöntemi ile oturmamıza nazire bu kez de “hele çözüm olsun çaresine bakarız” mı diyoruz? O halde çözüm olursa sonrasının ne olacağına gelin bir bakalım. Tabi referansımız çözüm olsaydı bircik bircik uygulanacak olan Annan planıdır. Ki şimdilerde Rum tarafı üzerinde ödünler istemektedir.
Bir: Eğer Annan planı kabul görseydi KKTC sınırları içindeki yüzde 21 oranındaki toprak Rum’a terk edilecekti. (Şimdi üzerinde olmalıdır!)
İki: Mali müesseseler, inşaat, Sağlık eğitim, ulaştırma ve diğer sektörlerde faaliyet gösteren 553 işyeri Rum’a terk edilecekti.
Üç: Öngörülen toprak ayarlamaları sonucunda 442 ticarethane, 188 otel ve lokanta Rum sahiplerine iade edilecekti.
Üç: İnşaat sektöründe 160 işyeri terk edilecekti.
Dört: Sonuç olarak tüm iadeler sonrasında KKTC’nin GSMH’sının yüzde 22’sine tekabül eden 200.3 milyon dolar tutarındaki milli gelir kaybımız olacak, ayrıca bütçede 40 milyon dolar gelir kaybı yaşanacaktı. Söylemeye gerek yok şimdi çözüm olsa bu kayıplarımız kat katıyla artacak. Öte yandan:
RUMLARA İADELER. Kuzey’deki verimli topraklarımızın yüzde 66.4’ünü kaybederken, Rumlara bırakılacak bölge KKTC topraklarının yüzde 21’ine eşit olacaktı! Su kaynaklarımızın yüzde 75.6’sını kaybedecektik. (Şimdi bir tek bu olay lehimize döndü.)
Ayrıca iade edilecek toprak ve mülklerden dolayı KKTC’nin tarımsal üretimi büyük oranda azalacaktı. Tabi Güzelyurt verilirse narenciyeyi tümden kaybedeceğimizi yazmaya bile gerek yok! Keza Lefkoşa Mağusa anayolunun güneyindeki kırmızı topraklı patates üreten köylerimizi de iade edecektik ki çözüm sonrasında patatesi bile ithal etmek zorunda kalacaktık.
ÇÖZÜME HAZIR MIYIZ? Rakamlar uzar gider. Biz şu andaki müzakerelerde Rum tarafının Annan planı dönemlerinde kazandığı hakkı ile elde edeceği mülkle ilgili uzayıp giden rakamların bir kısmını ayazlattık. Tabi biraz da korkarak soruyoruz. “Çözüme hazır mıyız?”
GEÇEN HAFTAYA BAKTIK
Kaynaklarını çalıştıramayan veya yaratamayan ülkeler yönetimlerinin elleri halkın cebindedir! Ağır vergiler, fonlar ve harçlarla “hazineyi” diyeceğim ama “hamamın namusunu kurtarmaya” çalışırlar! Mesela dolar düşer akaryakıt fiyatları yükselmezken, basarlar benzine mazota zammı! Hem de bizimkisi gibi hükümet olursa mesela 3 ayda ardı ardına 3 zam yapar!
Geçen hafta Pazartesi’ne 3. Akaryakıt zammı ile girdikti! Unutmayın enerjiye zam demek “pahalılığa” pahalılık katmak demektir. Nitekim bazı ithal mallarına konan fondan sonra “bizzat Tarım Bakanı Çavuşoğlu acı acı yakındıydı geçen hafta. Yüzde 3 fona karşılık sadece peynire yansıtılan zam yüzde 300’lere baliğ oluyormuş! Üstelik dünyanın en kalitesiz peynirleri!
Eee, millet Güney’e gidip alışveriş yapıyorsa haksız mı? Hem daha ucuz hem daha kaliteli! (Bir de çözüm olursa Rum-Türk ekonomileri arasındaki ilişkilerle alışverişlerin boyutlarını düşünün.)
DÜŞÜNÜYORLAR! Nitekim TC’deki bazı firmalar çözüm laflarının konfetiler gibi havalarda uçuşmasıyle birlikte “kumarhane turizminden” kaldırdıkları başlarını bu kez de Kıbrıs’taki “North Cyprus” damgalı firmalarını tüm adaya şamil kılmak için “North”u kaldırıp sadece “Cyprus”u bıraktılar. Tabi bizim KTTO ile birlikte.. Çözüm oldukta tüm Kıbrıs sathında sürdürecekler ticari faaliyetlerini!
Bu kadar “Kıbrıslılığın” Kuzey’de cemaat esamesine düşecek Türk ekonomisini nasıl olumlu etkileyeceğini anlamadım ama inşallah diyorum, o 1960’lar döneminde olduğu gibi yeniden “Türkten Türk’e” kampanyaları dalgalarına düşmeyiz!”
ÖTE YANDAN: Asıl büyük olay aylardır feryatların kopmasına, okulların eksikliklerinin devam etmekte olduğu uyarılarının yapılmasına karşılık yine okulların öğretmen ve altyapı eksiklikleriyle yeni ders yılına başlamasıydı! Daha büyüğü ise okulların açılmasının uyuşturucu kullanımı ile satışının da patladığı döneme denk gelmesiydi! Ya geçen hafta başka hangi olaylar vardı gündemi zorlayan? Yeni değil ama “Sosyal Sigortalar Dairesinin” istense de kapatılamayacak rakamlara ulaşan borcu. Borcundan öte Devletin 40 milyonluk borcunu nasıl alacağı! Ki düşüneceksiniz: Sosyal Güvenliği bile borç batağında olan bir devlet KKTC’nin güvenliği ile büyümesini nasıl sağlayacak?
KISACA TAKILDIĞIM: (DAÜ BÜYÜK ÜNİVERSİTEDİR, FAKAT!)
Bir üniversitenin başarısı ile dünya “üniversiteler potasına” girmesi için önce büyük sermayeye ardından en iyi öğretim görevlilerine ve de çok uzun yıllara ihtiyaç olduğunu herkes bilir. Hatta DAÜ kuran Özay Oral “her bölümde üç dünya çapında profesörüm olsa bak bu üniversite nasıl en büyük olurdu” derdi.
Uzun lafın kısası. İki üç gündür Kıbrıs’taki üç üniversitenin dünyanın en ciddi dergilerinden THE’de yer alması haberleri uçuşuyor. Nitekim Dünyadaki ilk bin üniversite içinde 2’si Güney’den biri de Kuzey’deki DAÜ olmak üzere 3 üniversite var.
Niçin DAÜ? En eski üniversite. Kaliteli olmaya özen gösteren üniversite ve gitgide 20 bini aşkın öğrencisi ile dünyada adı işitilen üniversite! Ve ekleyelim. Üçüncü ülkelerden gelen öğrencilerin kalitesine dikkat edilmez ve parasal gelir uğruna öğrenci seçimlerine dikkat edilmezse onca yılların ve başarılarına yazık olacaktır!
































