Köşe Yazarları

“Çözüm” olsa da olmaz!


Artık çok açık seçik anlaşılıyor ki siyasi sorunu BM’ler gözetiminde de olsa Türk ve Rum liderliklerinin çözüme ulaştırması mümkün değildir..

Çünkü artık dünyada hiçbir siyasi sorun “tekil” değildir. Hele  Kıbrıs sorunu hiç değildir.. Şöyle ki:

Çözüm  Kıbrıs’taki iki halkın adadaki siyasi varlıklarını güvenceye almakla oldu bitti sayılmayacaktır!..

Çünkü oluşacak çözümün  bölgedeki “Doğu Akdeniz ve Ortadoğu’daki siyasi dengeleri de gözetmesi gerekecektir.”

Hatta olası çözüm Kıbrıs’ın üyesi olması nedeniyle AB’nin çıkarlarını da  ilgilendirecektir!

AYNİ bağlamda çözüm, “Türkiye ile Yunanistan’ı çok daha yakından ve etkin şekilde ilgilendirecektir…”

(Öte yandan adada bir diğer garantör ülke durumundaki İngiltere gerçeği vardır. Bugüne kadar zannediliyordu ki “çözüm olursa  İngiltere pılıyı pırtıyı toplayıp adayı terk edecekti!”

Oysa son aylarda İngilizin yıllar önce terk ettiği  Mağusa’nın hemen yamacındaki  “Dört Mil” dediğimiz üssünde,  yeni yeni başlayan onarımlar, gidiş gelişler gözlemleniyor ki bunun anlamı “İngiliz’in koçanlı üslerini hiç de terk etmek niyetinde olmadığıdır!”

ÖTE yandan Fransa da yavaştan yavaştan Rum yönetimi tarafından Güney’de kendisine  peşkeş çekilen olanaklardan yararlanmak için  Doğu Akdeniz’e iyice alışmış durumdadır..

TABİ şunu bir daha hatırlatalım. Doğu Akdeniz’e dolayısıyla Kıbrıs’a eşek arıları gibi üşüşen bu “ülkeler” sadece “çok zengin” dedikleri aslında henüz ne kadar zengin olduğu bilinmeyen hidrokarbon yataklarından dolayı değil..

Ortadoğu’da Suriye ile başlayan, şimdilerde “İsrail’in yeni topraklar işgaliyle” genişleyen  dolayısıyla bölgede değişimlerin yaşandığı gerçekleri de dikkate almak gerek çünkü Kıbrıs adası tüm bu değişimlerin odağındadır..

ÇÖZÜME dönelim:  İki halk analaşacak ve adada kendi kaderini   kendi saptayacak..

Tutun ki saptadı, Federal Devlet anlaşmasında buluştu.

PEKİ yukarıda sözünü ettiğimiz ve Rum tarafının sağladığı imtiyazlarla Doğu Akdeniz’e konuşlanmış  ülkelerle, bu kez Türk tarafının da yer alacağı Federal devlet çıkarlarını gözetecek  nasıl sağlıklı ilişkiler kurulabilecek ki? Çünkü:

Evvel emirde Türkiye ile Yunanistan’ı.. İngiltere ile Fransa’yı.. İsrail ile Mısır’ı.. Suriye ile hem ABD’i hem Rusya’yı… Ayni bölgede “Kıbrıs Federal Devlet” politikası içinde “uyumunca” tutmak nasıl mümkün olacaktır?

BU nedenle tekrarlayalım: “Öncelikle Türkiye ile Yunanistan anlaşmalı ki en azından Doğu Akdeniz’de Kıbrıs’a yansıyacak siyasi ve askeri olumsuzluklar bertaraf edilsin. Oysa şu anda tırnaklık kadar da olsa böyle bir olasılık yoktur!

**********

SOSYAL ANALİZİMİZDİR        

1958’lerde bu adada 80-90 bin kişiydik. Yani cemaattik!

1964’lere kanlı Noel’le girerken kendimize 100 bin kişiyiz diyorduk ama her yörede eli silah tutanlara baktıkta, “bir avuçluk” denecek kadar  oluğumuzun resmi çıkardı karşımıza..

Bugün kabul edilir resmi rakamlarla KKTC vatandaşı olarak TC’den de aramıza katılıp vatandaşlık kazananlarla birlikte 350 bin kişiyiz.

Ki 1974’den  sonra Ankara’ya canımız her sıkıldığında, “nüfusumuz kadar nüfusunu da çekiyoruz” serzenişinde bulurken  demek ki Kıbrıs’lı olarak   350 bin kişi bile değilmişiz. Nitekim  1974 den sonra Güney’den Kuzey’e göç eden yurttaşlarımız 50 bin olarak bilinir.

ANCAK   Çok açık seçik gerçektir.  1974’den önce Kıbrıs’tan dış ülkelere sürekli “göç” verirken, sonrasında göç almaya başladık.  Tutun ki Kuzey’de yine “nüfusumuz kadar  da dışımızdan gelen bir nüfusla birlikte yaşıyoruz.”

Bu nüfus dağılımının ne kadarının “kalıcı” ve ne kadarının  “gelip geçici” (Dejure ve  Defakto) olduklarını bilmiyorum.

Fakat hep birlikte bu adada bir büyük topluluk oluşturduğumuz gerçeği vardır. Ki bu gerçeğin içine sürekli gidip gelen turistleri, ziyaretçileri de kattığımızda  tutun ki kendi Devlet yapımıza ve ihtiyaçlarımıza  göre hazırlanmış “yönetim erki ile kurumları  “denetim zafiyetine düşmektedirler..

hatırlatmakta yarar vardır: Biz kendimize “devletiz” dediğimizin üzerinden 30 yıl bile geçmedi. Kaldı ki “devletiz” demek de yetmiyor “tanınmamışlığın” tüm rizikolarıyla olumsuzluklarını toplumsal sorunlarımızla birlikte bünyemizde taşıyoruz!

BUNA karşın: Bu “küçük devlet” bugün gitgide büyüyen sosyoekonomik sorunlarla boğuşmak zorunda kalıyor!  Nitekim:

“Sosyal” dediğimizin parantezinde “nüfusumuz kadar dıştan gelen bir  nüfusun yarattığı “intibak  sorunları” vardır…

“Ekonomi” dediğimizin parantezinde de “nüfusu kadar nüfusu bünyesinde taşıyan bu devletin ancak Türkiye sürekli para akışında bulunursa ayakları üzerinde duracak takatı olabileceğidir!

Yani nedir olay? “Bizzat muhtacı dide durumundaki KKTC, nüfusu kadar nüfusuna himmette bulunmak durumunda kalmakta!”

BU garip “KKTC sosyolojisi” şimdilerde  anketler, statistik verilerle yeni yazılmaya başlandı!

Bizi panikleten de gözlerimizin önüne serilen sonuçlar!

Hep ayni tekrarları yapsak da devam ettiklerince yani “illegal olaylar, cinayetler.. Üstesinden gelinemeyen uyuşturucu ticareti…” Ve “bizzat devlet kademelerindeki tatsızlıklarla yolsuzluklar..”

KISACA “neden böyle olduk” diye kendimizi sorgulayacağımız yığınla sorunlar..

Burada altını çizerek vurgulayım. İllegal olaylar karşisında Paniklememizin bir nedeni de gazetelerimizin en basit vakayı bile olduğunca polis raporlarından sayfalarına aktararak noktasına virgülüne kadar okuyucularına aktarmaları!

Buna karşın aktarılan bu felaket haberlerine karşın…

İnsanlar ayni sayfalarda “iyiliklerle güzelliklere, gelişmelerle yeniliklere elleyemiyorlar!  Bu ülkedeki asıl beklentilerine, umutlarına yönelik cevapları göremiyorlar..

Her şeye karşın bir gün bu da olacak diyelim…

 

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın

Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı