Hangi siyasi sorun Kıbrıs sorunu kadar rahat tartışılır? Üzerine bu kadar çok çözüm alternatifleri uydurulur? Sayesinde irili ufaklı diplomatlar en kolayından ilişkiler sürdürebilir? İsteyen istediğince lafazanlığını yapabilir? Ve de binlerce kişi çözümsüzlüğünden dolayı ensesinden dolarlar, Euro’lar vurur! Düşünmez misiniz, “vardır bu sorunda bir keramet” diye! Ya BM’lerle Türk Rum taraflarına Allah’ın bir emanetidir, yahut siyasi ahkâm kesmeleri için bahşedilmiş bir eğlencelik sorundur!
Baksanıza BM’ler Özel temsilcisi Eide bile ne diyor? “Çok kolay canım! Bu sorun eğer istenirse şipşak çözülür!” Davutoğlu bile benzer yorumda bulunuyor, “taraflarda irade varsa bu sorun hemen çözülür!” Aman ne kolay!
O HALDE HADİ ÇÖZELİM: İşte geldik “ama ama” safhasına! “
Ama Anastasidis’li Rum liderliği sorunu çözmek istemiyor ki?
Ama bu sorunu Rum tarafı eşitlik ilkesinde kabul etmiyor ki!
Ama Anastasidias federal çözümde dönüşümlü Başkanlığı istemiyor ki!
Ama Rum tarafı “federal sistemi” eşit koşullara sahip iki kurucu devlet esasında görmüyor ki!
Ama Rum Türk halkına Kuzey’de yüzde 25’den bir santim fazla toprak bırakmak istemiyor ki?
Ama Türkiye’nin güvencesini kabul etmiyor ki!
Ama nihai çözümde TC kökenlilerin Kuzeyde kalmalarını istemiyor ki! Vesaire…
ŞİMDİ: Yine “çözüm çok kolaydır der misiniz?” Olsaydı böylesi bir barışçı ve rahat ortamda zaten kırk yılda kırk defa çözüm olmaz mıydı?
Kısaca Eide’nin adaya gelip taraflarla şip şak görüşebilmesine bakılıp da aldanılmasın! Çünkü bu “kolay ortamı Türkiye’nin adadaki askeri varlığı” ile “barışçı güvencesi” yarattı! Önce bu gerçeğin altı çizilmeli!
Ardından adadaki Türk halkının en az Rum halkı kadar kendi egemenlik ve özgürlük hakkı olduğu kabul görmeli ki “federal sistem eşitlikçi iki yönetim olarak şekillensin!”
Ve de iki bölgelilik sıkı sıkıya korunurken her bölge kendi içinde kendi yönetiminin sahibi olsun.
Yani Rum tarafı TC ve KKTC’nin itirazları ile haklarını dikkate almadan ne enerji ile oynasın ne de cancağızı istiyor diye Rusya’ya limanlarını açsın!
Hatta hellim değil mi hellim! Onunla bile oynayıp Türk halkının üretimine tükürmesin…
HÂLÂ DİYORSANIZ Kİ: “Canım hızla çözüm çok kolaydır çokkk!” Eee hadi kolay gelsin! Çözün kardeşim tutan mı vardır!
********
“Köy gelişim projeleri:” (Orda bir köy vardır Kaleburnu!)
Bir yanda trafik sorunlarına yönelik “çalıştay” öte yandan “Köy Gelişim Projeleri!” Araya sıkıştırılan Sağlık ve Eğitimle ilgili arayışlar… Kırk yıl sonra da olsa memleketin “fiziki gelişimine” şekil verecek, planlı programlı yapılanmasını sağlayacak çabalar… Ve ilahi… Her ne kadar Gazetelerle gazeteciler 4. Güç’ü yüklenmişliklerinin haklarında “övgülerle şakşakların” değil, “eleştiri görevinde” iseler de gözleri ve gönülleri kapatıp sürekli “vur abalıya gitsin” heyamolasını da kendi hesabıma sevmiyorum! İki nedenden dolayı: BİR: Bizim gibi henüz çözüme ulaşamamış mücadele toplumunun bu mücadelesini kazanması için güçlü ekonomi ile istikrarlı düzenleri yaratmak zorunda olması… İKİ: Hükümet icraatları KKTC’yi güçlendirmeye yönelikse desteklenmeleri gerektiğinin bilincine varılması… MESELA: İçişleri Bakanlığı’nın CTP misyonundan kaynaklı “vatandaşlık olaylarına yaklaşımına” ne kadar kuşku ile bakıyorsam; son günlerin yeni arayışlarından birisi olan “Köy Gelişim Modeli Projesine” de tam tersi bir tutumda o kadar heyecanla bakıyorum… Hem de yıllar öncesi feryadımı bir kez daha hatırlayarak. Şöyle ki: “KÖYDE KENT, KENTTE KÖY HAYATI OLMAZ!” Yıllar öncesi feryadımdı! Ki şimdilerde en ücra köylerimize kadar “adları” kendi üretimlerine göre konmuş festivaller oluşturulurken; işte o Köy yaşamları ile özellikleridir pazarlanmak istenen! Kırk yıl sonra “köylü olmanın faziletidir” hatırlanan… Çünkü köylerimiz çoktan gençlerini yitirdiler! Köyleri dolandığınızda bu gerçeği görmekle kalmıyorsunuz. “Çoğu köylerde kışın içinde bile yeşilin yitip gittiğine elliyorsunuz! Tarlaların ekinlerle değil, otlarla dolu olduğunu görürüsünüz! Bazılarında bahçeler kurumuş! Evler boş, yollar sessiz, köylerdeki nüfus gitgide azalmış! Azalmış ki onca köylerden sabah otobüslerle taşınan öğrenciler bile Merkezi Okulları doldurmaya yetmiyorlar! Köyler “köylülüklerini” çoktan yitirdiler! Issızlaşırlarken yabanlaştılar! Çok kısaca köylerde yetişen gençler kentlere göç ettiler! Kamu görevlisi, kentlerde evlendiler, koptular topraklarından.
KÖYLERİMİZİ DİRİLTMEK GEREKİYOR: “Kelimenin tam anlamı ile “diriltmek” diyorum! Mesela o Kaleburnu köyünü bilirim… “Kartal yuvası!” Önünde deniz derya… Havası püfür püfür… Ama o köyün gençleri, insanları yıllarca ve sadece Londra’lara göç ettiler! Toprakları atıl kaldı! Yetmedi “Emirnamelerle” gasp edildi! Buna karşın duyulan hasret olmalı her göç eden İngiltere’de kazandığı para ile köyüne bir ev yaptı. Kayalar üzerinde çarpık yapılaşmayı da çağırmış olsalar kanatlarını çırpmaya hazır kartal yuvaları gibi durmaktalar… Dahası Kaleburnu köyü az ilerideki altın kumlu denizi ile geleceğin turizm beldesi… Böylesi bakir bir yörenin devlet tarafından hatırlanmasına, Planlı programlı projelere alınmasına insan sevinmez mi? Bunu söylüyoruz işte! Yoksa ille de şartsa şunu da söyleyebilirdik: “Öteki köyleri mamur ettiniz kaldı Kaleburnu köyü!” Söylemiyoruz ve diyoruz ki darısı tüm köylerimizin başına…
**********
Kısaca takıldığım: (Memlekette hiç mi rekabet olmayacak?)
İşin aşın aslanın ağzında olduğu memlekette insanların işlerini kaybederek işsiz kalma korkularını anlarız. Özellikle Devlet sektörlerinde çalışanlar açısından! Nitekim KTHY’leri batarken geride bıraktığı çalışanları hâlâ sürünüyorlar!
Ne var ki bu “korkuları” bahane ederek özel sektörlerin yatırım ve kalkınmaya yönelik” projelerine barikat koymak akıl kârı değildir… Meselâ mesleki kesimler artık tam bir “kapalı toplum ekonomisi” önerirlerken mevcut “iş yerleri” ile hatta üretimlere bile yenilerinin katılmamasını istiyorlar! Çiçekçilerden lokantacılara, eczacılardan her halde Avukatlara kadar…
Sonuncusunu Telekomünikasyon ayazlattı! Öncesinde de Turkcell’in Lefkoşa’dan Mağusa’ya döşediği fiber kaploya yönelik “bize rekabet yapacak” çığlıkları vardı!
Şimdi de Komtek adlı firmanın “Hızlı İnterneti adaya getirebilirim” açıklamasına taktı! Diyor ki Tel-Sen “her isteyen istediği kazıyı, istediği testi, istediği uygulamayı yapmaktadır!” Sanırsınız memleket dingonun ahırı oldu! Olay şu ama:
Yeter ki kimseler Telekomünikasyona rakip olmasın! “O zaman sen yap!” Hayır! “Ne yapacak ne de yaptırtacak!” Öyle geldi böyle gidecek! Bir de durup durup demezler mi, “sizi gidi statükocular!” Allah var: “Sizler mi bizler mi?”
































