İngiliz adaya geldiğinde,
Baktı ki Türkler ve Rumlar var.
…
Kıyafetleri ile yaşam tarzları ile ada ahalisi İngilizlerden tamamen farklıydı.
…
Neticede, bu insanlar İngiliz yönetimi altında yaşayacaklardı ama nasıl?
Medeniyet buralara uğramamış, keşiflerden ve yeni dünyanın nimetlerinden haberleri yoktu.
Araba, bisiklet, tren, gramafon, radyo falan yoktu.
Hatta ilk sinemalar açıldığında dev perdelerde at koşturanların perdeden dışarıya taşıp üzerlerine doğru geleceklerini sanan bir ahali vardı.
…
Ama mutlaka bir işe yarıyorlardı.
Elbet İngiliz’in yapamadığı bazı şeyleri de bunlar yapabiliyorlardı.
Bir kere merttiler, iyi ata biniyorlardı, iyi kılıç ve silah kullanıyorlardı.
…
O yıllarda yazar Dixon Türkler için şunları belirtir.
“Sade, cesur ve ağırbaşlı olan bu insanlardan mükemmel zaptiye olur v e mükemmel asker olarak eğitilebilirler. Kışla yaşamının nitelliklerine sahiptirler. Küçük yaştan atı ve kılıcı bildikleri için kendiliğinden askerdirler. Dış görünüşte diğer yerlilerden farksız oldukları halde gurur ve savaş ruhuyla doludurlar. Bu işten anlayanların bana söylediklerine göre hiçbir İngiliz subayı safları için böyle bir materyale hayır diyemez…”
…
Diyen de olmamıştı zaten.
Bu materyali düşündükleri gibi kullanmışlardı.
Artık İngiliz yönetiminin zaptiyeleri idi onlar.
Materyal kaliteliydi, çünkü zaten kışlada yaşar gibi yaşıyorlardı.
…
Aradan çok uzun yıllar geçtiğinde, artık İngilizce öğrenen, okul medrese görüp medeniyeti kavrayan kitleler de oluşmaya başlıyordu ki, gelecek umut vericiydi.
…
Öyle de oldu.
İngiliz çekip gittiğinde, ardında bıraktığı medeniyetin kredisi kullanılmaya devam edildi.
…
Materyal çok iyiydi.
…
Lakin Kıbrıs’ta meseleler hiçbir zaman bitmemiş, ardı sıra kendisini başka versiyonlarda göstermekteydi.
…
Artık varlıklı ailelerin çocukları üniversitelere gitmiyordu.
1968 yılında kitlesel olarak yüksek öğrenime gidişler kolaylaşınca,
Kışla yaşamında çıkan ahali, bir anda başka bir boyuta sıçramıştı.
…
Sonra 1974 oldu.
Ne olduysa o zaman oldu.
Yeni gelenler de yerli ahaliye baktılar.
İngiliz’in bulduğu materyal yerine, başka bir materyal vardı.
Bunlar çiftçilik yapmıyor, davar gütmüyor, ellerini toprağa bulamıyor, fabrikalara gitmek istemiyorlardı.
Herkesin derdi okumaktı ve bunu da başarıyorlar, her gün için çıtayı yükseltiyorlardı.
…
Materyal iyiydi.
Ama zaptiyeliğe artık uygun değildi.
Kolları yerine kafaları çalışıyordu.
…
Materyal buna göre kullanıldı.
Hepsini memur yaptılar.
Hala böyle kullanılıyor…
































