Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

“ÇIKMAZ YOLA GİRİLDİ!… VE BATAĞA YATIRILAN KOOPERATİFLER!   

Eveleyip gevelemeden yazayım. Kıbrıs siyasi sorununa yönelik çözüm arayışları  Türk tezi açısından tam bir çıkmaza saplandı!

Şöyle ki AB ile Güney komşumuz Türkiye’ye rest çekerek ve  başına, “asla” kelimesini koydukları bir kararlılıkla “Kıbrıs’ta iki devletli çözüm olamaz” diyorlar!

Kaldı ki bu uyarıyı yüzlerini Kıbrıs Türk liderliğine değil, Ankara’ya çevirerek yapıyorlar! Tutun ki Kuzey Türk devletini  sadece görmezden gelmiyor, yok sayıyorlar!

Dolayısıyla “çözüme yönelik müzakere kapısını da kapalı tutarak Kuzey Kıbrıs Türk halkını “çözümsüzlüğün”  kör kuyusunda tutmaya devam ediyorlar!

***

BÜTÜN KAPILAR KAPANDI! Bunca yıldır bu adada böylesi siyasi çaresizliğe düşmedikti.                                                                     Nitekim en çaresiz olduğumuz dönemlerde bile tutun ki Rum’la cebelleşir, kendimize “Otonom Kıbrıs Türk Yönetimi” gibilerinden siyasi statü takar, beğenmediğimiz yerde ilga ederken yerine “Kıbrıs Türk Federe Devletini” ikame ederdik..

Arta kalan zamanlarda da yıllarca sürecek müzakereler masalarında zaman öldürerek kendimizi oyalardık…                                           ***

BÜGÜNE DÖNERSEK: Altını çizerek yazıyorum, şimdilerde Rum tarafıyla AB ve tabi Amerika karşısında Türkiye’nin desteğine  karşın “çok çaresiz kaldığımız” gerçeğini yaşıyoruz.                                                       (Tabi Denecek ki  arkamızda koskoca Türkiye’nin gücü ve güvencesi vardır. Nedir korkumuzla telaşımız!)

“Denecek” ama artık AB ile Amerika karşısında Türkiye de yalnızlığa düşürüldü! Şöyle ki sorun gitgide “mazlum ve mağdur halkların” siyasi hak hukuk arayışına dönüşüyor ama:

BU dönüşümde “mazlum ve mağdur taraf,” adadaki toprakları hâlâ işgal altında tutulduğu iddiasındaki Rum tarafı oluyor!”

Öyle de olunca  adadaki Türkiye de “işgalci” konumuna düşürülürken çözüm arayışları yolunda ortaya çıkan son “siyasi durum” şöyle gelişiyor:

***

TÜRKİYESİZ KIBRIS! Nasıl çözüm olursa olsun.  Rum tarafının artık  arkasına destekçisi AB ile ABD’i de aldığı gerçeği vardır.                                                                                  Nitekim bir süre önce Guterres’le görüşen Anastasiadis  “eğer müzakereler başlayacaksa artık kapsamında  garantiler ve askerlerin  olmadığı  yaşayabilir bir çözümü konuşmalıyız” diyordu!

Yani Türkiyesiz, garantisiz ve federal sistemi içeren bir çözüm!      Tutun ki 1960’ın Kıbrıs Cumhuriyeti benzeri bir federasyon…

Öte yandan: Sn. Tatar son çığlıkta istediği kadar adada iki ayrı devlet vardır desin! Dünya devleti olamadıktan sonra kime ne fayda!

***

BİR DAHA YAZALIM:  Azınlıktaki toplum olarak  bu adada savunmamız hatta hücuma kalkmamız gerekirse,  süngü gibi kullanacağımız  bir silahımız vardır: “Self determinasyon hakkımız..”

Şöyle Ki: Belki bu adada Çeklerle Slovaklar gibi kadife ayrılık yapamadık ama “kendi kaderimizi tayin hakkında” ve 1974 yılında iki ayrı toplum, iki ayrı coğrafya, bizim “devlet” dediğimiz iki ayrı “yönetim erki” yarattık. Daha doğrusu siyasi yönden “kendimizi Kuzey Kıbrıs’ta yeniden yarattık..”

***

BU “yeniden doğuş”  adadaki Türk toplumu için “kurtuluşunun tarihi miladıdır!”

Şimdi yaptığımız mücadele işte bu tarihi miladı, Kuzey-Güney  bölgelerini kapsamına alacak  bir siyasi çözümle kalıcı fakat barışçı bir sonla noktalamaktır.                                          Oysa  Rum tarafı  nihai çözüme hâlâ ve ısrarla “federasyon” diyor!  Sn. Tatar ise  “iki egemen devlete dayalı” çözümü  savunuyor.

***                                                  BİRLİK BERABERLİK: Ancak dikkatinizi çekerim. Rum tarafından “iki egemen devlete” tek bir destek sesi işitilmezken, bizim tarafta “devletçiler ve federasyoncular” kavgaları yaşanıyor!”

Dolayısıyla “nasıl bir çözüm” sorusuna cevap verecek “referandumu” önce kendi içimizde yapmalıyız.”                                                   Ulusal karara varmalıyız ki Kıbrıs siyasi sorununu gevezelikten kaostan kurtaralım.

***

SON KARAR:  Halkın olmalıdır. Ki siyasi partiler de olsalar kimseler halkın iradesi hilafına kendi görüşlerini siyasi çözüm olarak empoze edemezler!

(DİYORUZ da bugüne kadar beş Cumhurbaşkanımız göreve geldi, hepsi de “Kıbrıs siyasi sorununun tek söz ve saz yetkilisi olarak kendilerince çaldı söyledi ama hâlâ  Kıbrıs Türk halkı olarak “nasıl bir çözüm istediğimizi bilmiyoruz!” Bu konuda bir ulusal mutabakata varamadık!)

Bunlara karşın tutun ki çözüm gerçekleşecek.  Peki:

***                                                  TÜRKİYE’NİN ADADAKİ YERİ NE OLACAK? Eğer Türkiye  Kıbrıs Türk halkının  adadaki garantörü oluştan kopartılırsa   işte o zaman  korkalım!                                                      Rum’un istediği bir göz biz ikisini de vermiş oluruz ki bu adadaki varlığımıza da noktayı koyarız!                                                                                   ***

KISACA TAKILDIĞIM: (KOOPERATİFLERİN HAZİN MACERASI!)

Kıbrıs Türk halkının hemen “hiçbir şey” olmadığı dönemlerde “bir şey” hep vardı: “Kooperatifler.”

Kıbrıs Türk halkının “varlık savaşımında” sosyoekonomik yönden başarıp sahiplendiği tek “kurum”   İngiliz sömürge idaresi döneminde   başlatılan    “kooperatifçiliği” kendi bünyesinde de oluşturmasıydı.                      Genelde “Köylerde” kurulan  “Koop”lar köylüyü  kredilendirme yetkisine sahipti.

Fakat tutun ki Koop’larda “yolsuzlukluklar” da işte bu “yetki kullanımlarında” yaşandı!                                                                     ***

MESELA bir köy Kooperatifinin sorumlu ve yetkili olan “görevlisi”   (bunlar genellikle ya köylerin maldar ağaları yada bakkaliyelerde çalıştıran esnaftan kişilerdi) istediğince istediği krediyi verme hakkına sahipti! Kasabalarda bu görev “Kooperatif İktisat Bankalarına” aitti..

***

FAKAT bu kredilenmeler nedeniyle O kadar büyük yolsuzluklar yaşandıydı  ki hepsi de batıverdi.                                                               Çünkü ne kredi olarak verilen  paralar geri dönüyordu ne de bu krediler yasal zeminde veriliyordu! Resmen “krediler üzerinden  suistimal  yapılıyordu!

***

KOTAK DÖNEMİ: 197O’de vakta ki Doktor Fazıl Küçük’ün  Başkan,  Rauf Denktaş’ın Başkan yardımcısı olduğu   “Geçici Türk Yönetimi Yürütme Kurulu”  oluşturuldu, rahmetlik İsmet Kotak’ı “Çalışma ve Kooperatif İşleri Üyesi” olarak göreve getirdilerdi.

(Bugün de ve hâlâ zannedilir ki  Kotak Yeni Kooperatifler kurdu,  Kooperatifçiliği  yaydı.)

HAYIR! Kotak, batarken batağa saplanan  tüm Koop. kuruluşlarının üzerine giderek mesela bugün de “Koop. Şirketler Mukayyidi Kemal Deniz Dana’nın gerçekleştirdiğince büyük denetim seferberliği başlattıydı.”

Yani mevcut Kooperatifleri bataktan çıkartarak yeniden ve tertemiz topluma kazandırdıydı..

***                 KORUYAMADIK: Maalesef geçen zaman içinde “kooperatifçiliği de rantın, vurgunların, yolsuzlukların, (acıyla söylüyorum) yasal mekanizmaları haline getirdik!

Ki bugün de hâlâ “iyileştirilmeleri” için büyük efor sarf eden Kemal Deniz Dana  yaptığı açıklamada “KKTC’de  bulunan 213 Kooperatifin  20’sine el konulduğunu açıklamak zorunda kalıyor.. Ki bu 20 Koop. her halde denetimleri tamamlanmış olanlardır. Ya diğerleri?

***

HEP “SON SÖZÜ” SÖYLÜYORUZ: Ki bu ülkede sosyoekonomik yönden kalkınma modelimiz olacak kadar sahibi olmaya çalıştığımız  Kooperatifleri de harcadık!

Ki yakın tarihimiz hep buna benzer “sonlarla” kaimdir!