Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

ÇIKARLARIN FARKINDA OLAMAMAK…

Son günlerde beni en çok düşündüren haberlerden biri, İsviçre’nin Suriyeli göçmenlere özel tasarım evler vereceği haberi oldu…
Evler küçük, ama düşünün ki, dünyanın en zengin ülkelerinden ve doğa olarak en güzel bölgelerinden birinde…
Üstelik iş imkanı da var. İsviçreli yetkililer, önümüzdeki yıl 3500 göçmen alabileceklerini duyurmuşlar.
Son bir yılın global gündemi olan Suriyeli mülteciler konusuna, gündelik haberler gözüyle baktık hep.
Ancak hem onları, hem de diğer geri kalmış ülkelerin insanlarını anlayabilmek için, empati yapmak  gerekiyor…
Bir taraftan da kendi durumunuzu ister istemez mukayese ediyorsunuz.
Başlangıçta, “tamam” dedik, savaştan kaçıyorlar. Can korkusu var ve haklılar.
Sonra baktık, gelmeye devam ediyorlar. Ancak, Türkiye can güvenliklerini sağladığı halde, dünyaya yayılmaya, öncelikli olarak Avrupa kapılarına dayanmaya başladılar.
İzledik, gözlemledik. Öyle fakir fukara gibi değildiler. Üstleri başları tamamdı. Ellerinde son model akıllı telefonlar, ceplerinde kaçakçılara verecek paraları vardı…
İş o noktadan itibaren, savaşı fırsat bilerek, daha iyi yaşam koşulları yolculuğuna döndü. Hem de savaştan kaçanlar, yollarda savaştan çok daha büyük tehlikelere atılmayı göze aldılar. 
Baktık, çoğu gençtiler. Savaşması gereken yaşta… Ama yapmadılar.
Dünya her ne kadar siyaseten onları “mülteci” olarak nitelese de, artık sadece göçmendiler.
İşte çelişki burada. Neden insanlar yaşadıkları ülkeleri, birer İsviçre’ye çevirmek için gayret göstermezler de, canları ellerinde yollara düşer, mesela İsviçre’de tuvalet temizlemeye giderler?
Şaka değil, özellikle İsveç’te neredeyse tüm tuvalet temizleyicilerin Kürt mülteciler olduğunu görmüş ve şaşırmıştım…
Suriye dediğin, potansiyel zengiliğe sahip bir ülke…  107 milyar dolarlık GSYH ile dünya sıralamasında 69’uncu. Buna rağmen kişi başı gelir 5 bin dolar seyrinde. Yılda 2,5 milyar varil petrol üretimiyle  34’üncü, ihracatında 36’ncı. Doğalgaz üretiminde 46’ncı, satışında 146’ncı sırada. İhracat kaleminin başında ham petrol geliyor.
Bu örneğe Irak’ı, Lübnan’ı, hatta ne idüğü belirsiz etnik savaşlarla birbirini yok eden Afrika ülkelerini ekleyin.
Neden İsviçre, İsviçre oluyor da, doğal kaynakları daha zengin olan bu ülkelerin insanları kendi ülkelerini cehenneme çevirip, bırakıp kaçıyorlar? Ya da kaçamayan, kendilerinin dışında planlanıp, finanse edilen anlamsız savaşlarda yoksulluk çekiyor, ölüyor…
2005 rakamlarına göre halkının yüzde 80’i okuma yazma bilen (Bu rakam mesela Fas’ta %52) ve dünyaca ünlü üniversiteleri bulunan, hatta bir astronot bile çıkaran Suriye, neden yokolmanın eşiğinde..?
Geri bıraktırılmışlık gerekçesini asla kabul etmem. Eksiği yok. Aklı da var, eğitimi de.
Tek sorun ne biliyor musunuz, bağnazlık… Özgür düşünce ve onun gereği olarak demokrasi yerine, her zaman için ya bir diktatörün ya da köktendinciliğin peşinden gitmesi…
Bu zaafiyet, doğal olarak bu büyük zenginliğe sahip coğrafyada, çıkarları olan yabancıların at oynatmasına, insanları birbirine kırdırmasına yol açıyor. Ülkesinin refahı için çalışması gerekenler, dünyanın başına bela olurken, kendi halklarını da yok ediyorlar.
Birlikte daha iyiye ulaşmak için gerçek çıkarlarının, servetinin, özgürlüğün bilincinde olmama durumu… Kuzey ve Güney Kıbrıs’ı da içine alan bölgenin yegane sorunu bu… 
Şöyle dönüp bir kendimize bakalım, iki geri bir ileri giderek hiç bir yere varamamanın sebebi de çağdaş düşünce sisteminden uzaklığımız değil midir. Sanki gözlerimizde bir bağ var ve her şeye rağmen çıkartıp atamıyoruz…
Kıbrıs konusunun bunca yıl incir ipi gibi uzayıp da çözülememesi de bundan değil mi… Düne kadar stratejik önemi, bugün de doğal gaz ihtimaliyle etrafımızda yazılan senaryoları görebiliyor muyuz? Buna karşı ortak bir savunma geliştirebiliyor muyuz?
Hem de dünyayı bilen, eğitimli insanlar ordusu olmamıza rağmen…
YERİN KULAĞI VAR
KURULTAYA EROĞLU DAMGASI: 
UBP’nin dün yapılan kurultayına yine bir şekilde Eroğlu damgası vuruldu. Partinin Onursal Başkanı sıfatını taşıyan Eroğlu’nun davet edilmemesi iddiaları, kurultayın önüne geçti. Parti, kimseye özel davet yapılmadığını söylerken, diğer adaylar bunu UBP’nin ayıbı ve skandal olarak değerlendirdi…

DIŞARISI TAMAM DA, YA İÇERİSİ:
UBP kurultayında adayların salon dışındaki gövde gösterileri ne kadar ilginçseydi, salonun boş olması da o kadar ilginçti. Bugüne kadar yapılan kurultaylara göre en boş ve en sessiz kurultay olarak tarihe geçer sanırım… Adaylar, geçmişte alışıldığı gibi mobilize kitleleri oraya taşıma yoluna gitmedi. Üye de, martaval dinlemek için vakit ayırmak istemedi…

TİCARET ODASI’NDAN UYARI:
Ticaret Odası, hükümetin 3 aylık performansını beğenmemiş. Hükümetin kendisi de memnun değil zaten. Gecikmeleri UBP kurultayına bağlasalar da, böyle gitmeyeceğini de farketmeleri şart. Ticaret Odası, yine de hükümetin mali disiplinden ayrılmadan devlet mekanizmasını yenileme, kamunun üstlendiği yükümlükleri ve masraflarını azaltarak piyasaya kaynak aktarımı yapma ve kamu maliyesini sürdürülebilir bir yapıya kavuşturmaya çalışması halinde yöne de destek vereceklerini açıklıyor. Hepimizin de beklentisi bu. Hiç kimse daha fazla bahane duymak istemiyor…

ZORLU HAFTA:
Haftaya yine eylem ve grevlerle başlıyoruz. Bugün öğretmenler tüm okullarda, “Göç Yasası mağduru öğretmenlerle” grev ve eylemde olacaklar. Çiftçi ve hayvancı ise yarını bekliyor. Hükümetin ödeme sözünü yerine getirmemesi halinde, onlar da eyleme gidecekler. Sizin anlayacağınız bu hafta hükümet için oldukça zorlu bir hafta olacak… Bir an önce karar vermeleri lazım, kamunun yükünü azaltacaklar mı, yoksa böyle devam mı edecekler. Eğer ikincisini seçeceklerse, bu ülke asla eylemlerden kurtulamayacak.

NASIL KABUL ETTİLER:
Türk ve Rum liderlerin, mevcut tüm KKTC vatandaşlarının Federal Kıbrıs vatandaşı olacağı bir formül üzerinde anlaştıkları iddia edildi. Havadis yazarlarından Esra Aygın’ın haberine göre, Rum tarafının bu konuda ikna olmasında, “sayının Kıbrıs'ın demografik yapısını bozmayacağının görülmesi” büyük rol oynadığı belirtiliyor. Diğer yandan, dün Sampson’un Mahi gazetesi, dönüşümlü başkanlık konusunda uzlaşma olduğunu yazdı. Peki bunların bedeli ne olacak?  Garantiler mi?

ONLAR İKTİDAR, BİZDEKİLER KOLTUK PEŞİNDE:
Türkiye’de 16 siyasi parti ülkenin yönetimi için yarışırken, bizde ise tek bir partide 7 aday, partisinin başına geçme savaş veriyor. Duyan da kazananın ülkede herşeyi değiştireceğini sanacak…Onlar iktidarı kovalarken, bizdekiler iktidar olmalarına rağmen, koltuk peşindeler…

ZİRVEDEKİLER
Şafak Öneri: Kısa bir süre önce Yüksek Mahkeme Başkanlığı görevini bırakan Şafak Öneri, hükümetin Yasa’ya rağmen, ikinci iş konusundaki esnekliğini, bakın nasıl değerlendirmiş; “Sağlık Bakanı’nın ikinci iş yapma yasağı ile ilgili beyanları çok talihsiz. Yürütmenin suç işleyenleri koruma yetkisi yoktur”…

DİPTEKİLER
İlgisizlik ve Umursamazlık: Son ana kadar oy kullananların sayısı kaç olur bilemem ama, ilgisizlik ve usanmışlık olduğunu söylersek, yanılmayız. Eski kurultaylarda görmeye alıştığımız ne o eski coşku ve heyecan, ne de partiyi sahiplenme duygusunu göremedik ne yazık ki…