Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

AKP nasıl başarıyor?

AKP siyasi hayatının başında etiketlenmek istendiği üzere yalnızca ‘’dindar’’ olanların partisi iddiası ile yola çıkmamıştı.

AKP’nin siyasi başarısı ‘’inançlı olmanın’’ ötesine geçen bir tanımlamayla yarattığı batıya da uyumlu olan ‘’muhafazakârlık’’ oldu.

Bu geniş tanımlamanın parti ve lider kadrosu etrafına da yansıması ile yaratılan aidiyet hissi AKP’yi bir kitle partisi haline getirdi.

Partiler üstü tanımlamayla kendini ‘’Geleneksel’’ ve ‘’Modern’’ olarak tanımlayanların varlığından hareket ederek 50% oy potansiyeline bu iki kümeyi ortak bir paydada, muhafazakârlıkta, birleştirerek ulaşmayı başardı.

AKP’nin ilk 10 yılındaki siyasi başarının altındaki en önemli etken bu oldu.

       xxx
Geleneksel muhafazakârlara önem verdikleri ‘’fikri beslenme’’ ihtiyaçları ile yaklaşıldı.

Bu kesim ekonomik olarak darda olsa da onlar için siyasetin sosyal hayattaki gidişata yansıması ve İsrail’e karşı Müslümanların liderliğine soyunabilmek ekonomi ve dış siyasetin diğer unsurlarından daha önemli olduğu tespitinden hareket edildi.

Özellikle ekonomi ve dış siyasetle ilgili konularda geriye gidiş olduğu anda bu fikri beslenmeye yönelik söylem ve uygulamalar hep ön plana çıktı.

Hatırlanacağı üzere işe başörtüsü ile başlandı.
Arkasından eğitimde ‘’4+4+4’’.
Kürtaja yasak.
İnternet kullanımında sınırlama.
Çocuk sayısı ve buna göre teşvik edici para yardımı.
Öğrenci evleri ve karma yurtlar gündeme geldi.

Burada hedeflenen toplumda var olan en güçlü partiler üstü eğilimin ‘’inançlı olmak’’ olduğundan hareket edildi.

       xxx

AKP’ye sandıkta esas siyasi başarıyı getiren kendi yarattığı ‘’modern muhafazakârlar’’ oldu.

Bu kesim geleneksel örf ve adetlere bağlı dini duyarlılıkları olmakla beraber özel günlerde abartmamak kaydıyla alkol de alabilen veya buna tepki koymayan bir kesim. Bu şekilde gruplandırılmalarının en önemli sebebi demokratik açılım, Kürtçe eğitim ve kadının iş hayatına katılımını önemsemeleri gibi geleneksellikle alakası olmayan alanlarda ortaya koydukları beklenti oldu.

Bunun da çıkış noktası ekonomik büyümeye bu konuların çözümlenmesinin çok daha büyük fırsat ve katkı sağlayacağını düşünmeleri.

Daha önce tabana bu derece yayılmamış olan ‘’modern muhafazakârların’’ büyük bir bölümü ekonomik olarak bir şeyler yapmak isteyen bilgili, potansiyel sahibi ama imkanı olmayan kişilerden oluşuyordu. 

Bu kesimi muhafazakâr olmanın getirdiği ‘’biz’’ duygusundan kopartmadan, bireysel olarak kendini tanıma ve bir şeyleri gerçekleştirme adına fırsat sağlanarak genişlemesi sağlandı.

‘’Sen yaparsın biz de arkandayız’’ deyip araya cemaatlerin de girmesine izin verilerek daha önce kapalı olan kapılar açıldı. 

Bu kesim ekonomik olarak Türkiye’nin geleceğine müthiş bir güvenleri olan, bundan dolayı yatırım, üretim ve tüketim konusunda da iştahlılar.

Dini hassasiyetleri bilse, anlasa ve sırıtmadan uygulasa da öncelikli olarak ekonomiye ve demokratikleşme çabalarına bakarak oy tercihlerini belirliyorlar.

Bunları canlı ve bağlı tutmak ‘’geleneksellere’’ promosyon dönemlerinde uygulanan ‘’fikri beslenmeyle’’ mümkün olmuyor.

Bu ‘’modern muhafazakârlar’’ AKP iktidarının ilk 10 yılında gelinen noktadan son derece memnundu. Erdoğan’ın son iki üç yıldır toplumun diğer yarısında yarattığı olumsuz algıdan da bir o kadar rahatsız oldular. İkileme düştüler.

İşte bu ‘’modern muhafazakâr’’ diye AKP’nin yarattığı kesim ‘’gezi parkı’’ olaylarından itibaren sandığa ya gitmeyerek ya da siyasi bir hedefi olmayan marjinal partilere yönelerek AKP’nin düşüşünün ilk adımlarını attılar.

7 Haziran seçiminden sonraki dönemde tek başına iktidar olamamanın ekonomi üzerindeki etkisini ön plana çıktı. Koalisyon hükümetinin kurulamamasının, kurulsa da yürütülmesinin faiz ve kur üzerine getireceği belirsizliği bu kesime gösterilmiş oldu. AKP, Kürt açılımın ‘’buzdolabından tekrar çıkması’’ için de tek başına iktidara gelmesinden başka alternatif olmadığının mesajını verdi ve bu kesimi bir kez daha geri kazandı.

       xxx

Görüldüğü üzere AKP’nin Türk siyasetine getirdiği en büyük yenilik seçmeni partiler üstü hassasiyetlerine göre kümeleme ve buna göre siyaset üretme yetkinliği oldu.

AKP önce muhafazakârlığın farklı tonlarını yarattı.

Devamında da Türk siyasetine bağımsız ölçümlemeyle politika üretmeyi ve kümelenmelere yönelik siyasi söylem inşa etmek adına kullanmaktan geri kalmadı.

En objektif duygularla bakıldığında, AKP iktidarı siyasetin plan ve program çerçevesinde yapılmasıyla nelerin yapılabileceğini gösterdi. AKP iktidarının ‘’başardıklarına’’ katılıp katılmamayı bir kenara koyalım.

Yönetim ilmi açısından bir planın hayata geçirilmesi sürecinde AKP iktidarının uyguladığı sevk ve idare yetkinliği bence başlı başına ayrı bir konu başlığıdır.

Bunun için ne yapıldığına değil nasıl yapıldığına da bakmak lazım. Tek başına iktidar süresi içerisinde siyaseten azınlığa düşenler, önce rahatsız,  sonra endişeli, ondan sonra da tepkili konumuna en son olarak da Arınç ve Gül’den normalleşme adına medet eder duruma geldi.

Bu yalnızca AKP'nin başarısı değil elbette. CHP ve MHP'nin de büyük payı var bu ‘’başarıda’’.