Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Cibinkâr Allah Kerim! (Anastasiadis sütten çıkmış ak kaşık!)

1 Şubat 2014’te başlayan müzakereler süresince: Talat, Hiristofyas’la anlaşmaya varılan konuları kabul etmeyen Anastasiadis!

Başlangıçta tek devlet, tek kimlik, tek uluslararası temsiliyet yanı sıra Kuzey ve Güney’in kendi içlerinde ve birbirlerinin yönetimlerine müdahale etmeyecekleri federal sistemi kabul eden Anastasiadis!
Fakat sonradan hem siyasi eşitliği hem de iki bölgeliliği reddeden yine Anastasiadis!
Müzakereler devam ederken toprak ve sınır düzenlemelerinin “sona” bırakılmasına karşın, Güven Yaratıcı Önlemler silsilesinde Maraş’ın, Güzelyurt’un, Lefke’ye kadar uzanan yöredeki topraklarla bazı sınır köylerinin iadesini isteyen yine Anastasiadis!
Adanın tek devleti oluşunun hak ve yetkilerini öne çıkartarak uluslar arası anlaşmalar yaparak ve Türk halkını yok sayarak Doğu Akdeniz’de hidrokarbon yataklarına ulaşan yine Anastasiadis’li Güney Rum Yönetimi!
Türk tarafının “Kıbrıs’ın çevresindeki denizlerde senin kadar benim de hakkım vardır” diyerek Türkiye ile varılan anlaşma sonucunda MEB’de araştırma yapmasına “egemenlik haklarım çiğnenmiştir” deyip masadan kaçan yine Anastasiadis… Ve ilahi…
BU ANASTASIADIS’E NEDEN GÜVENELİM? Geçen günkü basın toplantısını gazetelerden okudum. Bir şey anlamadım! Çünkü aklı havalarda uçarken “adanın tek egemeni olduğunu” iddia edecek söylemlerin lider profilini ayazlatıyordu! Türk tarafına “himmette bulunurcasına” da “çeksin Türkiye Barbaros gemisini müzakerelere yeniden başlanır” diyordu!
BÜTÜN OLAY ŞU: Kuzey’deki Türk halkına, bu halkın garantörü olan Türkiye’ye “her şeyden önce adada tek egemen devlet olduğumu tanıyacaksınız” dayatması! İstiyor ki “çek gemilerini” dedi miydi KKTC adına sismik araştırma yapan Türkiye başını eğerek ve “emirleriniz olur” diyerek çekip gitsin! Elindeki tek kozu da “müzakerelere yeniden dönme vaadi!”
YA BİZİMKİLER? Bazı “safdillerimiz” ise çoktan mayna etmişler! Diyorlar ki “yani Türkiye gemilerini çekse de müzakereler yeniden başlasa ne kaybederiz?” El cevap: “Egemenlik hakkımızı!” Dahası, Eğer Rum tarafı her istediğini “çözümü” koz olarak kullanarak yaptırtırsa yarın bizatihi “çözümün” kendisi de Rum tarafının istediği gibi olmayacak mı? Kaldı ki hele başlasın o müzakereler, bakın bakalım sorun Barbaros gemisi midir yoksa “ben tüm adanın tek egemen devletiyim” iddiasındaki Rum tarafının tüm adaya egemen olacağı bir federal sistemi amaçladığı mıdır?

**********      
Göç Yasası’na karşı özel sektörün tepkileri (Kim haklı kim haksız?)

Son günlerin ilginç tartışmalarından biridir. Şu “Göç Yasası” dedikleri ile Ticaret ve Sanayi Odalarının karşı çıkışları…
Bu tartışmaları izlerken kendimi “iki cami arasında bînamaz” gibi hissettim. Çünkü: İlk defa değil ama “özel sektörle Kamu görevlileri temsilcileri yıllardır bu kadar karşı karşıya gelmemişlerdi! Ve kendi savunmalarında bu kadar “haklı” olmamışlardı!
O zaman sorulacaktır: “Haksız kim?” 1974’ten sonrasını yaratırlarken popülizmle fırsatçılığı ve rant ekonomisi ile devletin bünyesine sahtekârlığı sokanlar! Sorunu açalım: Bir süredir “Kamu Çalışanlarının Aylık Maaş Ücret ve Diğer Ödeneklerinin Düzenlenmesi Değişiklik Yasa Tasarısı” tartışılıyor. İlgili sendikalar “eşit işe eşit maaş” talep ediyorlar ve 2011’den bu yana Kamuda işe başlayanlara yeni Tek Sosyal Güvence Yasası ile daha az maaş verilmesine karşı çıkıyorlar… Adını da “Göç Yasası” koyuyorlar…
Bu gelişmeler yaşanırken Ticaret Odası ile Sanayi Odası bir süre önce siyasi partilere çağrıda bulunarak “Göç Yasası’nda yapılacak değişikliği kabul etmemelerini” istiyor…
İşte bu istek çalışan iki kesimi karşı karşıya getirirken kıyamet de kopuyor! Bu konuda önce KTTO ile Sanayi Odası’nın özetle şu değerlendirmelerine bakalım:
*Kamuda statükonun devamı kabul edilemez.
*KKTC’de 2013 verilerine göre toplam istihdam 101 bin 181’dir. Bu durumda Kamuda çalışanların oranı yüzde 16.8 olmaktadır. Geri kalan 84 bin kişi de Özeldedir.
*Tarımdan sanayiye, ticaretten turizme, finanstan yüksek öğretime kadar hep özel sektörün istihdamları vardır.
*Eğer biz bu istihdamları yapmasaydık şimdiye kadar binlerce insan göç etmiş olmalıydı.
*Bu arada hatırlatalım: Kamu yönetiminin toplam istihdam içindeki payı KKTC’de yüzde 16 iken Güney’de ve TC’de yüzde 6’larda seyretmektedir… Şimdi de Şener Elcil’in (sendikaların) tepkilerine bakalım:                
*****
Sendikalar ne kadar haklıdırlar? (Dolayısıyla ne kadar haksızdırlar?)     
  
Ticaret Odası Başkanı Toros ile Sanayi Odası Başkanı Çıralı’nın daha kelimeleri yeni çıkıyordu ki Şener Elcil sivri diliyle ağızlarına dalıverdi ve şu girizgâhı yaptı:
“Bu iki oda senelerce Türk’ten Türk’e kampanyaları ile toplumu soyan sömüren çevrelerin örgütleridir. 1974 sonrasında TC’nin yarattığı düzende Kıbrıs Türk toplumunu dikenli teller ve duvarlar arkasına kapatan yine bu örgütlerdir. Ganimetten nemalanan da bunlardır… Falan… Ve Elcil devam ediyor:
İki odaya kayıtlı 14 bin şirket vardır! 4175’i gelir beyanında bulundu. Bunların sadece 1700’ü vergi verdi! Bir kısmı da zaten kooperatiflerdir. Ali Çıralı ve Fikri Toros o zaman vergileri kadar konuşmalıdırlar! Toros’un ve Çıralının ürünlerini boykot edin çağrısı yapıyoruz…”
BEN BUNLARA KİRLİ ÇAMAŞIRLARIN ORTALARA SERİLMESİDİR DERİM. Ve eklerim: “Benim cötüm kara seninki benden kara!” Şener Elcil’in Türkiye’ye yönelik suçlamalarına katılmıyorum… Fakat bu ülkede özel sektörün gerek istihdamlar gerekse vergiler ve vergilendirmeler konusunda KKTC’yi ayağa kaldıracak kapasiteye sahipken, en az kamu görevlileri kadar devletin sırtından inmeyen “yükler” haline gelmelerine hep karşı çıkmışımdır. (Bir anlamı veya kıymet’i harbiyesi olmasa da!)
Şener’in 4 bin 175 kişiden sadece bin 700 kişinin vergi verdiği gerçeğinin altını özellikle çizmek gerekiyor. Ötesine gelince:
Geçmişi düşündüğümde ben o “Türk’ten Türk’e” kapmayanlarını görüp izlemekle kalmadığımı; “bizzat yaşadığımı!” Hatta örgütlü insanlar olarak rahmetlik Şemmedi’yi de yanımıza alarak köy köy dolanıp Rum’dan iki arşın kabut bezi aldı diye insanları dövdüğümüzü de hatırladım!
Bu memlekette “özel sektör” yeşerip büyüsün, büyürlerken memleketi de beraberlerinde büyütsünler amaçlarında böylesi “terörist katkılarda” bile bulunulurken; ya onlar ne yaptılardı?
Sınır kapıları açılıp da Rum tarafına geçtiğimizde gördüktü: Ve “Ooo” dedikti! Orada fiyatlar KKTC’nin yarısından da daha ucuzdu!” Yani Kıbrıs Türk halkı yıllarca evet “kazıklanıp sömürüldüydü!”
GÖÇ YASASI’NA GELİNCE: Tek sosyal güvenlik sistemini uygulayıp yaşatmak zorundayız çünkü bu ülkede gitgide kamu görevlileri ile asgari ücretliler arasındaki maaş ve özlük hakları arasındaki uçurum büyümektedir!
Düşünün ki 84 bin insan bugün özel sektörde asgari ücrete yahut az üzerinde maaşa tutsak yaşarlarken kesinlikle sekiz saat üzerinde de mesai yapmaktadırlar! Üstelik ne bir öğretmen gibi yılda üç ay tatilleri vardır ne de zırt pırt dünyanın şurasında burasında turlayacak paraları ile tatilleri vardır! Ve bu insanların ne sendikaları vardır ne de mevcut sendikalar tarafından umursanmaktadırlar!
Kaldı ki tarlada, bahçede, ağılda, mandırada çalışan insanlar da vardır, binlercesi ile işsiz genç insanlar da! Yasaları yazboz haline getirmekle çözüm olmaz! Onları doğru düzgün çalıştırmakla çözüm sağlanır…