Chichen Itza

31 Temmuz 2018 Salı | 13:59

Meksika’nın Dünya Mirasları Listesinden harika bir antik kent…

DÜNYANIN YEDİNCİ HARİKASI
Chichen Itza (ya da Çiçen İtza), Yucatán yarımadasında bir Maya antik kentiydi. Aynı zamanda dini bir merkezdi de. Meksika’nın Dünya Mirasları Listesinde, çok önemli bir arkeolojik sit alanı olan bu yerine, arkeologlar, MÖ 7’nci yüzyılda kurulduğunda birleşiyorlar.

Bir çok turizmci, arkeolog ve tarihçiye göre, bu antik kent, piramitleri, gözlem kulesi, Top Oyun sahası, bin sütunlu Pazar yeri, tapınakları, manastırı, taşlara oyulmuş ve günümüze kadar ulaşmış hiyeroglif yazıları, çevrede özgürce dolaşan İguanaları (kertenkelenin büyüğü) ve civarındaki cenote’leriyle (yer altındaki göletler) dünyamızın yedinci harikası.
Chichen İtza adı, “Yukata Maya” dilinde 3 kelimeden oluşur: Chi (Ağız), Chen (çeşme ya da gölet) ve İtza (yerli halkın kendi adı). Yani, ’’İtza’nın göletinin ağzında’’.

6. yüzyılda ise Mayaların yerleştiği, Chıchen Itza, 14. yüzyılda bilinmeyen bir nedenden dolayı tamamen terk edilmiş.
Binlerce yıl önce kurdukları bu antik kenti görmek için, binlerce yıl sonra dünyanın öbür ucunda yaşayan insanların, işini gücünü bırakıp da o yıllarda henüz geçilmemiş Okyanusu geçerek, Meksika’nın yolunu tutacağını, şehri kuran Mayalar nereden bileceklerdi ki?

Ama Chichen Itza, günümüzde Meksika’nın en çok ziyaret edilen antik kentlerinden ve 07.07.2007 tarihinde dünyanın yedi harikasından birisi ilan edilmiş.
Antik kentin daha kapısından girer girmez, yol boyunca sıra-sıra dizilmiş Meksikalı satıcılarla karşılaşıyoruz. Renkler desenler cümbüşünde bin bir çeşit hatıra eşyaları. O kadar güzel el işi ürünleri var ki. Ülkede emek ucuz. Üstelik işçilik de nitelikli olunca. Hem fiyat uygun, hem de bir hatıra ya da birisin hediye almadan geçemiyor pek çok turist. Örneğin eşim bir çanta aldı. Pazarlık edip fiyatını bir miktar düşürdüm. Beş dakika yürüdükten sonra baldızımın aynı çantayı, benim aldığımın neredeyse yarı fiyatına aldığını görünce burada pazarlığın sonu olamayacağına karar verdim. Demem o ki ne alacaksanız sıkı pazarlık edin! Ancak şunu da belirteyim ki; öyle müze ve ören yeri gibi kalite standardı ile fiyatları belirlenmiş dükkanlarda kesinlikle pazarlık yapılmıyor.

Beş dakika kadar daha yürüdük ve ilk İguana ile tanıştık. Az ilerimizdeki bir harabe taşının üzerine, kafası yukarıda bir heykel gibi yüzünü güneşe tutmuş öylece duruyordu. Bundan sonra da bu antik kentin tarihi kalıntıları arasında dolandıkça, taşların üzerinde veya bir toprak tümsekte, kertenkeleninkinden çok daha büyük olan vücutlarını bir zırh gibi saran kalın derileriyle, başları dik ve hep güneşe bakar vaziyette, arada bir karşıma çıkıp fotoğraf çekmem için poz verip durdular.

KUKULKAN PİRAMİDİ
Girişten birkaç yüz metre gittik gitmedik; 10’uncu yüzyılda inşa edilmiş yaklaşık 30 metre yüksekliğinde ünlü Kukulkan Piramidi çıktı karşımıza. Tabanı 55 metre uzunluğunda kare şeklinde ve asıl önemlisi Mayaların astronomi ve matematik bilgilerini öne çıkaracak şekilde inşa edilmiş. Örneğin Piramidin 4 cephesi, 4 mevsimi gösteriyor. Piramidin ortasından tepesine çıkılan 91 basamağı var. . Buna göre 4×91=364 sayısına ulaşılıyor. En son çıktığınız tepedeki düzlüğü de ekleyince bir yıldaki 365 güne ulaşılıyorsunuz.
Ayrıca Maya inanışına göre yer altının 9 kat olduğundan hareketle, piramidin merdivenlerinin sağı ve solundaki duvarlar, 9 katlı basamaklar şeklinde inşa edilmiş.

Kukulkan Piramidi, dünyanın astronomik ve coğrafi döngüleri ile ilişkili benzersiz özelliklere sahiptir. Yılda iki kez, ilkbahar ve sonbaharda, gece ve gündüzün eşit olduğu günlerde (ekinoks), piramidin bir tarafı tamamen gölgede kalır. Güneş ise yalnızca merdivenleri aydınlatır. Piramidin çıkıntılarının yansımasıyla, Piramidin basamaklarının dibinde, uçan ejderha biçiminde, “tüylü yılan kafasının” gölgesi oluşturur.
Piramidi yaparken özellikle bu şekilde mi inşa edildiği hakkında bir kanıt olmasa da, bu olay Kukulkan Piramidinin çok önemli bir özelliğidir.
Bir ara Piramidin karşısında durmuş, sırayla el çırpan birçok turist görmüştüm. Sonra kulak kabarttım. Daha önce bu konuda okuduğum bir kitapta yazılanları hatırladım. Piramidin önünde el çırptıktan sonra yankının yüzlerce metre güçlenerek genişlediği fark ettim. Kitapta “Kukulkan Piramidi önünde bir el çırpıştan çıkan ses, silahtan çıkan kurşun sesi kadar” etkili olduğu yazıyor olsa da… Belki de ben o kadar güçlü olduğunu ayırt edemedim.

Eskiden turistlerin basamaklarından tepesine kadar çıkabildiği Piramit, son yıllarda yeterince yıpranmış olduğu için, benim vardığım 2018 Şubatında üzerine çıkmak yasaklanmıştı. Yine de aşağıdan bakınca tepesindeki geniş terasta, Tanrı Kukulkan’a ithaf edilmek üzere inşa edilmiş tapınağı görebiliyordum.
Arkeologlar, Mayaların önemli kutsal ritüellerini gerçekleştirmek için, piramitte ve sunaklarda yüzlerce yıl tanrılar için kurban edilen insanlar olduğuyla ilgili pek çok bulguya sahip olduklarını da not düşmüş olayım.

EL CARACOL
El Caracol, Chichen Itza’nın Kolomb öncesi Maya uygarlık bölgesinde eşsiz bir yapısıdır. İspanyol dilinde ‘salyangoz’ anlamına gelen El Caracol, bu ismini Kuleye çıkılan ve salyangozu andıran döner merdivenlerden almış. Basamaklarla çıkılan yüksek bir platform üzerinde yer alan ve Mayaların gökyüzündeki değişiklikleri incelemek için bir gözlemevi olarak kullandığı kule, geçen bin küsur yıla inat hala ayakta
Maya astronomları, Venüs’ün batıdan göründüğünü ve doğudaki ufukta ortadan kaybolduğunu gözlemliyor ve bu döngünün 584 gün sürdüğünü hesaplamışlardı.

Bu kulenin gözlemcileri, 29 olası astronomik olaydan (güneş ve ay tutulmaları, ekinokslar, gündönümleri, vb.) önceden haberdar olabiliyorlardı.

“TOP OYUN SAHASI”
Orta Amerika’da 3000 yıllık bir geçmiş Maya kültürünün, bugünkü Meksika, Guatemala ve Belize topraklarında kurduğu uygarlık, Meksika’nın Yucatan bölgesindeki tapınakların, manastırların, sarayların ve piramitlerin yer aldığı şehir devletçiklerinde, özellikle 500 civarında “Top Oyun”” sahasıyla ilgi çekiyor.
Mayalar, binlerce yıl önce, günümüzdeki basketbol oyununa benzer bir “Top Oyunu” keşfetmişler. Pok-ta-Pok olarak da adlandırılan bu oyun, bugünkü gibi, ne eğlence, ne de spor olsun diye oynanıyordu.
Peki neydi bu top oyunu?
Mayalar, top oyununu inandıkları tanrılar için gerçekleştiriyorlardı.
Arkeolojik buluntulardan anlaşıldığı üzere, kauçuktan üretilen topun ağırlığı 2 ila 5 kilo arasındaydı. Oyuncular, topu omuzları, kalçaları veya dirsekleriyle hep havada tutmak zorundaydılar. Topa el veya ayakla dokunmak yasaktı. Sakatlanmaktan korunmak için oyuncular, göğüslerinde, kalçalarında, kollarında ve dizlerinde tahtadan veya deriden üretilmiş koruyucular taşırlardı. Bu nedenle biraz da Romalı gladyatörleri andırdıkları söylenebilir.

Oyun sahasının kenarında, altı metre yükseklikte duvara yerleştirilmiş taş halkalar bulunurdu. Topu bu halkadan geçirerek en çok sayıyı toplayan takım, oyunun da galibi sayılırdı.
Savaşta esir düşenler, ki bunlara krallar da dahildi, hayatta kalabilmek için top oyunlarında kazanmak zorundaydılar. Ama arkeologlar bu karşılaşmaların adil bir şekilde yapılmadığını, mesela esirlere koruyucu giysi verilmediğini tahmin ediyor.
Oyunda mağlup olan takım oyuncuları, tanrılara kurban edilirdi. Kalın iplerle bağlanan mağlu takım oyuncuları, tapınakların basamaklarından ölüme yuvarlanırdı.

Kimi arkeologlar, yenilenlerin değil kazananların kurban edildiğine inanıyor. Çünkü Mayalara göre ölüm, her şeyin sonu değil, sadece diğer dünyaya bir geçişti. Ve tanrılara kurban edilmek de cezadan çok bir onurdu.
Chichen Itza’daki “Top Oyun Sahası”, Mayalardan kalma en iyi top oyun sahasıdır. 168 metre uzunluğunda, 38 metre genişliğinde, 8 metre yüksekliğinde duvarlarla çevrili birbirine paralel iki duvara sahip olan bu sahanın her iki ucunda tapınaklar vardı. Sahanın şekli karşılıklı iki T harfini andırıyordu.
Oyunun dini anlamı bilinmemekle beraber, Arkeologlar, başı kesilmiş oyuncuları resmeden duvar rölyeflerinden hareketle, bu oyunların ölümüne oynandığını belirtiyorlar.
Chichen Itza’da gezip gördüğüm “Top Oyun Sahası”, aradan geçen binlerce yıla rağmen, büyüklüğü, seyir yerleri, etrafı çevrili taş duvarlarıyla ihtişamından çok az şey kaybetmişe benziyordu.

SAVAŞÇILAR TAPINAĞI:
Chichen Itza’da Savaşçılar Tapınağı’na bir kemer altından geçilerek girilirmiş. Ama şimdi o kemerler yok. Buna karşın günümüze kadar ayakta kalabilmiş olan Toltek savaşçı figürleriyle işli taş sütunlar, bir zamanlar yüksek bir çatıyı taşıyorlarmış. Biraz dikkat edince tapınağın taş sütunlarının, oymalar ve fresklerle süslü olduğunu fark edebildim. Mayaların bir kolu olan Toltek sanatının bilinen jaguar ve kartal figürleri ise, taşlara oyulmuş ve ilk anda gözüme çarpan hayvan figürleriydi.

BİN SÜTUNLU PAZAR (MERCADO)
Bir zamanlar bin sütunu bulunan ve “Mercado” da denilen pazar yerinden, günümüze kala kala 168 sütun ayakta kalabilmiş.
Bir an için gözümü yumup, bu 168 sütunun yerinde bin sütun olduğunu düşündüm. Kapladığı alanı, taşıdığı tavanı ve kapalı Pazar yerini hayal ettim. O dönemin şartlarında muazzam bir tesis olmalıydı.

DÜNYANIN ON DOĞA HARİKASINDAN BİRİ: IK-KİL CENOTESİ
Chichen Itza, Dünya Tarihi Mirasları Listesine girmiş ve dünyanın 7 harikasından biriyse, Ik Kil cenotesi de dünyanın 10 doğa harikasından birisidir.
Cenote, kabaca tanımlarsak, çökmüş bir mağaranın oluşturduğu derin çukurda suların toplanmasıyla oluşan göletlerdir. Kukulkan Piramidinin yaklaşık 400 metre kuzeyinde yer alan cenote doğal ve güzeldir. Dairesel şekli ve dikey duvarları vardır. Chichen İtza ismini bu göletten aldığı söylenir.
Biraz daha uzağında Ik Kil cenotesi hem yazmış olduğum gibi dünyanın 10 doğa harikasından birisi ve hem de ziyaretçilerin kullanımına açıktı. Bir mağaranın çökmesi ile oluşmuş. Maya tarihi kadar eski olan bu derin kuyunun, yeraltı dünyasına giriş olarak hizmet ettiğine inanılırmış.
Giriş ücretliydi. Ama pahalı değildi. Aldığım bileti gösterip karşılığında bir avlu aldım. Tuvaletlerdeki soyunma kabinlerinden birisinde elbiselerimi çıkarıp mayomu giydim. Yukarıdan bakınca kendimi çok geniş ağızlı bir kuyunun başında gördüm. Aşağıda, yerin altında, masmavi suları 50 metreden bu yuvarlak göletin içerisinde ve çevresinde genç-yaşlı pek çok kişi gördüm. Yukarıdan aşağıya doğru sarkan yemyeşil sarmaşıkların arasından, TARZAN filmlerindeki sarmaşık köklerini hatırlatan bir örümcek ağı gibi, egzotik bitki köklerinin taa aşağıdaki göletin sularına kadar sarktığına şahit oldum. Gerçekten burası eşine benzerine az rastlanır, bilim-kurgu filmlerine konu olacak güzellikte bir doğa harikasıydı. Yerin dibindeki Cenote’ye taş merdivenlerinden döne döne inerken, kendimi bir masal alemindeymişim gibi hissetmedim dersem yalandır.
Yarım saat kadar yüzdüm. Müthiş bir heyecandı. Yaşamımın unutulmaz anlarından birisi olarak her zaman hatırlayacağım…

Halil Paşa