Evet, nerde kalmıştık? Birinci tur müzakerelerin başarısızlığa uğrayan Mont Pelerin.. Bugün ayni yerde ikinci tur başlayacak. Ve diyor ki Anastasiadis, ben “Kıbrıs Cumhuriyetini ilga etmeye gidiyorum!” Şimdi gelin de BM’lere, AB’ye anlatın ki anlasınlar! Kıbrıs Cumhuriyeti dediğiniz 1963’de bizzat Makarios tarafından yıkıldıydı. Sonrasında yani 1974’de o yıkımın üzerinde hem Kuzey Güney iki bölge hem de iki devlet oluştuydu..
Kırk üç yıldır da adada “iki bölgeli iki devletli bir siyasi süreç yaşanıyor?”
Şu anda da devam etmekte olan çözüme yönelik müzakerelerde aranan, ayni adada yaşayan Türk Rum iki halkın bir federasyon şemsiyesi altında barışçı çözümle fakat kendi içlerinde özerk olacak iki kurucu devlet esasında federasyonu oluşturmaları… Bu kadar basit! Hayır! Ne bu kadar basittir ne bu kadar sorunsuzdur! Çünkü Kıbrıs ne 1963’de koptuğu yerdedir ne 1974’de bölündüğü konumdadır! Adada resmen iki devlet oluşmuştur ve müzakere arayışları bu iki devletin birbirlerini tanıması esasına dayalı bir çözümü hedeflemektedir. (Öyle olması gerekmektedir!)
GÜNEY’İN STRATEJİSİ! Rum tarafı 1974’de adanın bölünmesine neden olduğu için çok pişmandır! Eğer savaşa kadar vardırdıkları aptallıkta bulunmasalardı, sonrası her müzakere Güney’le Kuzey arasında değil hep KC’i ahkâmlarında olacaktı. Bu durumda adanın her yanına dağılmış Türk halkı “azınlık oluş” dezavantajına düşerken, asla istediği çözümü sağlama olanağı bulmayacaktı! Kaldı ki Rum mülk ve nüfus çoğunluğu altında sosyoekonomik yönden “varlığını” korumakta güçlük çekeceği de bir başka gerçekti!
Bu gerçeğe bir mim koyun çünkü şu anda Anastasiadis Cenevre’de kadük olmuş Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı olarak da masadadır! Ve Ulusal Konseyine yaptığı açıklamada “Cumhuriyeti federasyona dönüştürerek kaldıracağım” dememektedir!
CUMHURİYET KALKINCA: Otomatik olarak “garantörlükler” kalkacağından Türkiye’nin “garantörlük hakkı” da kalkacaktır!
Tabi Anastasiadis’li Rum liderliği ile kılisesinin Türkiye kaşıntısını biliyoruz! Sadece “garantiler” konusu değil. Sosyoekonomik ve siyasi ilişkiler yönünden de Türkiye’nin adadaki varlığına son verilmesi hedefleniyor. Bu da salt Anastasiadis’in marifeti değildir! AB’nin, İngiltere’nin, Rusya’nın da adada ilanihaye bir Türkiye varlığına sıcak bakmadıklarını hele bölgedeki bu koşullarda yabana atılacak bir olasılık değildir! Nitekim Güney bunu da görmüş, isabetli bir seçimle adadaki TC varlığını uluslar arası arenaya çevirmeye çalıştığı Cenevre’ye taşımayı başarmıştır.
Hesabı tutacak mı? Sanmıyoruz diyelim ve ekleyelim. Zaten çözüm olasılığı çok zayıf!
TÜRKİYE MEDYASI VE “BİZİMKİLER!”
Son günlerde her halde Erdoğan da katılacağı için olmalı, Türk medyası Cenevre Konferasına özel ilgi gösterirken, kırık dökük haberlerle de Rum tarafının arsızlıkları ile Türk tarafının olası ödünlerinden söz etmeye başladılar! Ki müzakereler başlayalı beridir Kıbrıs’a dönüp de bakmadılardı! Bu ilgisizliğin Anastasiadis’e müzakere masasında büyük oranda rahatlık kazandırdığı bir gerçek olmalıdır. Çünkü adam AB’ni de arkasına alırken o kadar pervasızdı ki bir canımız kalmıştı istemediği! Yani diyoruz Türk medyası son anda laf ola beri gele girdi devreye o da yarım yamalak tabi!
BİZİM CEPHE: Müzakereler süresince bazı kesimler Anastasiadis’in en büyük destekçileri oldular! Çünkü “nasıl bir çözüm istediklerini” söylemeden “hemen çözüm” sloganıyla Kuzey’le Güney arasında köprü kurarlarken, (tabi gayretlerinin ve katkılarının karşılığını euro olarak ödenirlerken) ve Türkiye çeksin gitsin diye ikide birde Büyük Elçiliğinin kapısına siyah çelenkler koyarlarken; elbette ki Anastasiadisli Rum liderliğini sevindirip gayretlerini artıracaklardı.. Tutun ki Anastasiadis ve bazı Rum liderleri kendi halklarından görmedikleri iltifatı KKTC’deki “bizimkilerden” gördü!
Cenevre derken bu son dönemeçte bunların da hatırlanması için hatırlatayım dedim!
HEP AYNİ SORUN: (DEVLET ÖNCÜ OLAMIYOR!)
Geçmişte yılları yaz’a kışa böler, yaşamlarımızı kuraklıkla bereketin kazanımlarıyla kayıplarında takvimleştirirdik..
Sonraları tabi ki teknoloji gelişecek, tabi ki sosyal hayatlar bu teknolojiye göre yenilenecek, “yılları kurtarmanın” yerine, mevsimleri kurtarmak girecekti.. Mesela yaz geldi miydi turizmi, kış geldi miydi seracılıkla ötesi ürünleri, baharda hasat düşünülecekti.. Sonra daha çok büyürken artık kurtarılması gerekenler aylar, haftalar, günler oluverecekti…
FAKAT: Merkeziyetçi hantal devletçilikle bürokrasi toplumdaki bu büyük değişimin “öncüsü” olamadı! Aksine devlet, artık bir gün sonrasını gözetip, hep öne doğru hareket eden tüm toplum dinamiklerinin önünde olacağına, arkada kalarak bürokratik engellerle büyük devinimin önünü kesti!
KISACA ayni konuları temcit pilavı gibi ısıtıp önünüze koymak pahasına diyoruz ki “devlet sosyoekonomik ve sanayiye yönelik gelişimin “çekicisi taşıyıcısı” olamadı! Hatta plan ve kanunlarla bile toplumsal devinimin önünü açamadı!
MESELA: 43 yıldır hangi siyasi partinin seçimlere giderken aslında kimselerin okumadığı bildirgelerinde “devri iktidarımızda şu kadar üniversite açacağız” dediğini gördünüz! Ama Üniversiteler hep açıldı!
YAHUT şu kadar turistik otelin inşa edilmesini sağlayacağız… Şu kadar okul, hastane.. Şu kadar Sanayi tesisi… Devletin plan programları dışında bunlar da oluştu!
DENECEK ki “devlet yasalarla yolları açar, yatırımcılar, üreticiler, sanayiciler yine devletin teşvik ve katkıları ile o yolları yürür!”
ÖYLE olmadığını biliyoruz. Bafra Güney’in Aynapa’sı olacaktı! Yıllardır o meşum çevrenin ıssızlığında üç dört casinolu turistik otelle vaziyetler idare ediliyor. Girne’deki oteller de öyle! Sanırsınız KKTC’nin dışında kalmışlıklarıyla nasılsa gökten inmiş seyyareler! Memleketin kalkınma ve büyümesine hâlâ katkıda bulunamıyorlar!
Üniversiteler de öyle! eğer her yıl bir YÖK bir Rektörlük kavgası falan patlamazsa Devletin ne kadar içlerinde ne kadar dışlarında olduğunu öğrenemeyecektik!
KOOPERATİFÇİLİK: İngiliz döneminde yerleştiydi bünyemize, Türkiye bile gıpta ederdi… Sonra çaldık, harcadık yıktık! Yine kurduk… Uğruna Bakanlıklar oluşturduk, yine çaldık yine harcadık yine yıktık! Sonunda defterini dürüp arşive kaldırdık! Elde kalanları da gelip giden Başbakanların boynuna astık ki en çok vergiyi Koop.Merkez Bankasından alsın devlet! Ve şimdi hangi noktasındayız? Hıyarın kilosu 9 lira! Çünkü ürün azlığını toptancılar bloke ettiler, kazık atıyorlar!
KISACA: Devlet “toplum içindeki büyük değişimlere adapte olamıyor, öne çıkıp büyümeye öncü olamıyor. Ne yapılıyorsa el yordamıyla ile yapılıyor! Değişim artık kaçınılmazdır!
































