TC Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu BM’ler Özel temsilcisi Eide’nin gelişine denk düşürdüğü bir günlük KKTC ziyaretinde hem yoğun temaslarda, hem de açıklamalarda bulundu.
(Parantez içinde yazalım: Eide ve Çavuşoğlu’nun ayni güne denk gelen ziyaretlerinin Güney’deki Rum halkını ne kadar ilgilendirip meşgul ettiğini bilmiyorum. Fakat Kuzey’de “önemsiz ve beyhude ziyaretler” olarak değerlendirildiğini zaten biliyoruz! Gelinen müzakereler aşamasında artık bu tip ziyaret ve açıklamaların pek de önemsenmediğine bir işaret koymalıyım!)
ÇÖZÜMSÜZLÜĞÜ ÇÖZÜMSEL SİSTEMLER HALİNE GETİREMEDİK! Siyasi sorununun halkın ilgi odağından çıkıp “yalnızlığının kaderine” terk edilmesine bigâne kalmak mümkün değildir! Çünkü Kıbrıs Türk halkının sorunları, bizatihi “çözümsüzlüğünden” kaynaklıdır! Kırk yıldır bu çözümsüzlüğü sürdürürken ne “çözüm alternatifine sahip olunmuştur dolayısıyla o seçenek bile Güney’in önerilerine bırakmıştır ne de “çözümsüzlük” sosyo-ekonomik yönden “çözümsel sistemler” haline getirilmiştir.
DOLAYISIYLA NE OLMUŞTUR? Kırk yıldır gelip giden iktidarlar başarısızlıklarını “çözümsüzlükle” kamufle ederek, “bu siyasi koşullarda icraatlarımız ancak bu kadar olur” bahanesine sarmışlardır! Üstelik hem kötü yönetimlerinin boyunlarına asılı töhmetinden kurtulmuşlar hem de bu başarısızlıklarının sorumlusu ilan ettikleri “çözümsüzlük nedenini” Kıbrıs Türk halkına da kabul ettirip, “çözüm de çözüm” sloganlarının nakaratı yapmışlardır! (Buna ayni başarısızlığın sahipleri olan Kıbrıs’la ilgili dışımızdaki “memurları” da eklemek gerek. Maşallah payları büyüktür!)
ÇAVUŞOĞLU’NUN AÇIKLAMALARI: Bizim gitgide siyasi sorundan soğumamıza karşılık, sorunun “yetkilileri” açıklama ve ziyaretleri ile gündeme girmeye devam ediyorlar. Tabii artık bu gündemler geçen gün de görüldüğü gibi “günübirlik” olmaya başladılar.
Sırası geldi bir başka gerçeğin daha altını çizmeliyim: “1960’lardan önce Türkiye’den gelen siyasiler meydan nutukları atarlarken, “size Anavatandan kucak dolusu selam ve sevgiler” getirdik derlerdi…
1963’lerden sonra “paralar” gelmeye başladı! 1974’te kıyametler koptuğunda da “barışçı çözüm” dönemlerine geçildi! Sloganları da “Kıbrıs Türk halkının hakkını kimseye çiğnetmeyiz…” “Anavatan-Yavruvatan el ele!..
Son kırk yıldır gök kubbemizde hâlâ ayni hamaset dolu sesler yankılanıyor: “Kıbrıs Türk halkının haklarını kimseye çiğnettirmeyiz bir, “barışçı çözüm isteriz” iki… İşte Lefkoşa Payitahtını günü birlik ziyaret eden Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu da kırk yıldır söylendiği için Kıbrıs Türk halkının tarihine mal olmuş o “veciz sloganları” tekrarladı! Nitekim bir kez daha anladık ki hem “barışçı çözüm istiyoruz” hem de “haklarımızla Doğu Akdeniz’deki gazdan pay istiyoruz!”
********** Anasına bak danasını al! (Devletine bak belediyeleri al!)
Geçen gün artık ziyaret etmek gerektiğine inandığım için görevi altı ay önce Oktay Kayalp’tan devralan şimdilerin Belediye Başkanı İsmail Arter’i ziyaret ettimdi… Arter bana “hiçbir siyasi parti veya kişiye bağlı olmadan tüm Mağusa halkına hizmet vermek için Belediye Başkanlığı görevini yüklendiğini” söyledi; ben de Arter’e “yazarken her hangi bir siyasi partiyi veya politikacıyı gözetmediğimi” söyledim… Dolayısıyla birbirimizi anlamamız gerektiği sonucuna vardık:
NEYDİ ANLAŞILMASI GEREKEN? Bir Belediye Başkanının partisi ile siyasi görüşü ne olursa olsun “sınırları içinde verilen hizmetin ayrısız gayrısız ve tüm kent insanlarını kucaklayıcı olması… Nitekim birlikte vurguladık: “Böylesi toplumsal hizmet görevlerini yüklenip de kim başarısız olmak ister?” Buna karşın ezeli sorundur: Her başarının önünde bir karşı direniş vardır!
NİTEKİM KOLAY DEĞİLDİR BAŞARILI OLMAK! (HEP O “YETKİ DAĞILIMLARI” SORUNU NEDENİYLE!) İsmail Arter’le konuşmamızın detaylarını önümüzdeki günlerde Köşeme aktaracağım. Bugün “kolay mı başarılı olmak” soruma” cevap arayacağım çünkü sadece Belediyeler değil, olduğunca KKTC “yetki ve sorumluluk,” dolayısıyla “sistemsizlik açmazları” içinde kriz geçirmektedir! Bunları önceleri de yazdıydım bir kez daha hatırlatayım:
DAVUL BELEDİYENİN, TOKMAK ELALEMİN ELİNDEDİR! Aynen, “Hükümet kapısına” dayanıp, bağırıp çağırıp etrafı tarumar ettikten sonra haklarını alanlar gibi!
Nitekim Mağusa’da yahut öteki yörelerde belediye başkanı veya kentin tüm yaşamsal, düzensel işlerinden sorumlu “belediye” olmanız da yetmez… Mesela kente hizmet verirken bakın neler girer devreye: Devletin Eski Eserler Dairesi! Çevre Dairesi! İçişleri Bakanlığına bağlı Karayolları! Şehircilik ve Planlama Daireleri! Sağlık Bakanlığı, Turizm Bakanlığı yetkilileri! Hatta karşınızdaki muhalefetin ayaklarınızın altına koymaya çalıştığı karpuz kabukları! Dolayısıyla iş yapmak için önce muhalefet şerhi ile devlet mevzuatlarını kırmanız gerekir ki önünüz açılsın! Bu beceriyi göstermek de o kadar mümkün değildir!
O kadar mümkün değildir ki kentin anayollarına bile hükmünüz geçmez, kedi kadar sıçanların barınma ve üreme yerleri olmuş “eski eser” adlı viraneliklere bile fiskelik müdahaleniz söz konusu olamaz!
UZUN YILLAR “YEREL YÖNETİMLER” SAVUNULDU: Ne oldu? Kaldı ki bırakın “Yerel Yönetimler derken Belediyeleri anladığımızı. Devlete bakın: Üretim durmuş! Sadece TC’ye geçen yıl 75 milyon dolarlık ihracat yapılırken, 1 milyar 107 milyon dolarlık da ithalat yapılmış… Bunun adına ticaret açığı diyorlar!
Devletinin böylesi açıklara düştüğü gerçekte “Belediyeler” okyanuslarda yüzen transatlantik mi olurlar?
Yurttaşlara bakın: merkez Bankası açıkladıydı: Ödenmeyen Krediler 800 milyon TL’yi aştı! İnsanlar batarlarken Belediyeleri ayakta mı kalırlar?
Devlet kademelerinde parmağını bile oynatmayan Müşavirlere 2015 yılı bütçesinde 18 milyon TL ayrıldı… Ülkenin lokomotifidir denilen turizme ise 17 milyon TL! Ee insaf! Böylesi bir bütçe kumpasında hangi belediyenin yaşama şansı olabilir ki?
KISACA: Düzgün çalışamayan, sistemleri oturmamış devletin, yitip gitmiş istikrarın “istikrarsızlık” ortamlarında tabi ki Belediyelerin Zümrüd’ü Anka kuşu olmasını bekleyemezsiniz! Nitekim tüm “büyük küçük düşüncelere” o düşünceleri icraat haline getirmeye çalışmalarına karşın beceremediler!
(VE BİR DÜZELTME) Bir süre önce “Mağusa Belediyesi’nin Köpek Kulübeleri” başlıklı yazımda “bilgi yanlışı” oldu. O “kulübeleri” yapanların Belediye ile ilgileri yok! İşgüzar bazı örgütlü gençler köpekleri ne kadar sevdiklerini göstermek ve gelecekte “büyük politikacılar” olurlarken, sayelerinde Mağusa’nın ne hallere düşeceğini ispat etmek için; yaptıkları kartondan köpek barınaklarını Namık Kemal Meydanı’ndaki Bandabuliya’nın duvar diplerine koydular ki herkesler görüp takdirlerini sunsunlar! Yani o köpek kulübelerinin Belediye ile ilgisi yok, zaten kaldırdı… Düzeltirim…

Önceki Haber
Sonraki Haber

























