Uzunca süredir Türkiye ile Yunanistan arasındaki olumsuz ve kışkırtıcı ilişkileri kuşku ile izliyoruz.. Taraflar, söz düellosu sona erdiğinde her halde tokalaşmayacaklarsa kesinlikle vuruşacaklar!
Nitekim geçtiğimiz günlerde Yunanistan Türk savaş uçaklarını taciz ederken bir adım daha ileriye çıkarak TC’ye ait bir yük gemisine de kurşun yağdırdı..
YANİ Yunanistan sürünüyor! Türkiye’nin kendisini vurması için elinden gelen her türlü dürtülerle sabırları taşırıyor! Adeta Türkiye’ye “vur beni, vur beni” diyor!
EGE’de de durumlar iyi değil! Ya Kıbrıs’ta? Şimdilik Türk Rum halkları arasında bir sorun yok. Aksine ekonomik çıkarların bir parçası olan karşılıklı alış verişlerle bu adada iki halkın pek ala da yan yana ve barış içinde yaşayabileceklerinin ispatını çakıyorlar..
FAKAT: Türkiye ile Yunanistan arasındaki olumsuz ilişkiler Kıbrıs’taki Türk Rum halkları arasındaki bu barışçı havayı her an dağıtabilir!
NİTEKİM hafiften ayak sesleri işitildi bile: Rum tarafı Yunanistan tarafından sürekli silahlandırılmakta hatta savaş uçağı ile teçhiz edilmektedir..
DOĞU Akdeniz’deki “gazın” lafazanlıkları yapılmaktadır.. MISIR ve İsrail ile ilişkiler koyulaştırılmakta, “gazın” Avrupa’ya sevkinde sırf Türkiye’den geçmesin diye denizden ve İtalya üzerinden çok daha uzun ve zahmetli olacak boru hattı döşenmesi tasavvurları geliştirilmektedir…
VE DIŞ DÜRTÜLER de gitgide daha çok artmaktadır!
Sonuncusu geçtiğimiz hafta Rum tarafını ziyaret eden Avrupa Parlamentosu Başkanı bayan Roberto Matsala’dan geldi. VE: (Sırf Türkiye’yi çözümün dışına itip Kıbrıs’la ilgisini dolayısıyla adadaki Türk toplumunun Türkiye tarafından sağlanan garantörlüğünü kadük duruma düşürmek için) çözümün “tek üniter Kıbrıs ve bu statüsü ile adanın bir Avrupa Devleti” olduğunu iddia etti..
PEKİ NEDİR bu yeni dürtüler, yakıştırmalar? Yunanistan’la Rum tarafını açıktan destekleyerek Türkiye’nin bölgede gitgide daha çok artan gücünü törpülemek için Kıbrıs’ı maşa olarak kullanıp yeni fasaryalar yaratmak!.. Yani durumlar iyiye değil, kötüye evriliyor! ***
ASLINDA bugünkü yazımda siyasi sorundan söz edecek değildim. Olası Türkiye Yunanistan çatışmasına da değinmeyecektim.
TAM aksine: Kendi içimizdeki “toplumsal savaşımızdan” bahsedecektim!
ARTIK Kuzey’in yaşanamaz bir belde haline geldiğini (yeniden) hatırlatacaktım.
AFRiKA siyahilerinin paralarını söğüşlemek için onca üniversitenin birbirleriyle yarıştıklarının lafını edecek, buna karşın Devlet okullarının nasıl döküldüğünü anlatacaktım..
“ÜRETTİKÇE batan üreticilerden, domatesin bile satın alınamayacak pahasından, hayatın kahrından bahsedecektim..
MEMLEKETİ bu hallere sokan siyasilerimizin hâlâ makam kavgaları yaptıklarından dem vuracaktım!
SEÇİMLERDEN başka bir şey düşünemez oluşumuzun yarattığı kısır döngülerde bu ülkede nasıl dön baba olduğumuzun feryadını koparacaktım..
VE SORACAKTIM? “Denetlemeyi” ne zaman öğrenecek ne zaman devreye sokacak ne zaman bu ülkeyi denetleyecek mekanizmaları çalıştıracağız?”
ARTIK gazete manşetlerine kadar çıktılar: Her gün bir vukuatlarını, bir pisliklerini okuyor, işitiyoruz.
AYAKLARIMIZIN içinde dolanıp dururlarken hırsızlıktan eşkıyalığa, darptan dolandırıcılığa, bahis oyunlarından yolsuzluklara varıncaya dek bir ülkenin huzur ve güvenliğini bozacak, tehlikeye atacak ne kadar olumsuzluklar varsa hepsinin de baş rolünde görülen Afrika’nın (tabi ki bazı) siyahilerinden söz ediyorum..
Kİ artık bu öğrenciler üniversitedeki kayıtlarına karşın memleketin türlü çeşitli işlerinde yasalarca suç teşkil etmesine karşın kaçak olarak hatta sömürülerek çalıştırılmaktadırlar!
***
VE HATIRLATALIM: Bu genç insanlar KKTC’ye tek bir nedenle gelirler. Üniversitelerinde okumak için.. Kayıtlarını da yaptırırlar..
Sonra bakarsınız inşaatlardan lokantalara, temizlikten belediyelerin çer çöp işlerine kadar bu siyasi öğrenciler de çalışmakta! Hem de gençliklerinin getirdiği güçle canı gönülden..
ELBETTE öğrenciler mevcut koşullarda okuyabilmek için parasal giderleri karşılamak zorunluğunda çalışabilirler.. Fakat işte sorun da buradadır!. Çünkü bazı öğrenciler ya düz işçiler olarak kayıtsız ve sigortasız sadece çalışmakta… Yada son zamanlarda medya haberlerinde daha sık okuyup izlediğimizce illegal olayların pislikleri içinde boğulmaktadırlar!
ESRAR, fuhuş.. Son zamanlarda daha sık işitip haberlerini okuduğumuzca hırsızlık, gasp ve benzeri olaylar! Hatta “şebekeler” haline gelen örgütlemeler oluşturmakta, bazıları kaçak şoförlük bile yaparlarken ölümcül kazalara neden olmaktadırlar!..
PEKİ DENETİM? Denetim yok! Ne öğrencisi oldukları üniversiteler tarafından ne de KKTC’nin yetkili ve sorumlu görevlileri tarafından! Bütün denetimler “polisin olağan görev sürecinde ancak rastlantı olaylara müdahalesi kadar olmaktadır!”
ÇOK KISACA zaten huzursuz bir memleket olduk! Fakat kendi kendimize ve parasal çıkarlarımız uğruna yarattığımız siyahi öğrenciler sorunlarını küçümsememek gerekir çünkü vukuatlar gün günden beterince artmaktadır..
BİR DAHA DENETİM DİYORUZ: Denetim mekanizmalarını çalıştırın diyoruz! Çünkü artık ülkede yarattıkları bu illegal düzensizliklerle anarşi karşısında sadece üzülmüyor, korkuyoruz da! Çünkü hırsızlık yapmak için evlerimize de girmeye başladılar, masum insanlara saldırıp zarar vermeye de! ***
KISACA TAKILDIĞIM: (KKTC YENİ BİR LİDER DAHA KAZANDI.) Tabi siyaset sahnesinde!
Maşallah.. UBP öncü partiydi falan diyorduk ya.. Ki artık ancak üçlü koalisyonlarla hükümet olabiliyor! OLSUN ama cins parti oluşunun ispatında sürekli “lider” doğuruyor..
BU uğurda Koalisyonlar yıkılıp yeni koalisyon hükümetleri kurulurken doymak bilmez iştaha ile de Kurultay üstüne Kurultay tazeliyor..
Sonuncusu geçtiğimiz Pazar günü gerçekleşti.. Başbakan Sn. Ünal Üstel gerçekleştirilen Kurultay’da bu kez Başbakanlığının yanında ayni zamanda UBP’nin de Genel Başkanı oldu..
Kİ eskiden “UBP başkanları Başbakan olurlardı, şimdi moda değişti önce Başbakan olmakta sonra Parti Başkanı..
Allah UBP’ye zeval vermesin. Bu kafayla gider ve Parlamenter sistemde ısrar ederse yapacak başka hiç bir işi kalmadığından daha çok parti Başkanları, Başbakanlar seçer.. Şimdi sıra Sn. Üstel’de.. KKTC’ye hayırlı uğurlu olsun…
































