Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

BURCU’YU KIZDIRAN SORUN. (RUM TARAFININ SÜREKLİ HABER SIZDIRMASI.)

Neyse ki müzakerelere heyecan katmayı başardılar. Hem sürecin tekdüzeliğini  bozdular hem de “müzakereciler” arasında  kaçınılmaz olan tartışmaların “ketumiyet” perdesini araladılar! Dolayısıyle işitip gördük ki süreç öyle al gülüm ver gülüm değil! Zaten öyle olmasını beklemek de “Rumun tabiatına zıttır!” Nitekim müzakereler devam ederken zaman zaman yaktığımız bir iki umut kandilinden sızan ışık kırıntılarına   bakıp,  “eğer Rum tarafı yine cıvıklık yapamazsa belki bir çözüme ulaşılabilir” dediğimizi de hatırlarız!
Ne var ki cıvıklık ve vıcıklık Rum liderliğinin  olmazsa olmazıdır nitekim yine oldu! Fakat bu kez “yeterince keskin değildir” dediğimiz Barış Burcu’yu bile  çileden çıkartırken bir kez daha  sahneyi  viran eylediler! 
OLANLAR ŞAŞIRTMIYOR: Bir süre önce Anastasiadis Politis gazetesine yaptığı açıklamada, “Yönetim ve Güç paylaşımı,” “nüfus  oranı” ve  “dört özgürlüklerde” anlaşma olduğunu “mülkiyet” konusunun da büyük oranda halledildiğini söylemişti. 
Cumhurbaşkanı sözcüsü Barış Burcu bu açıklamaya fena halde kızmış olacak ki şunları söyledi:  “Henüz ortak uzlaşı sağlayamadığımız konularda sanki Rum tarafı da bizim pozisyonumuza gelmiş gibi sahte bir algıyı hiçbir zaman yaratmadık. Muhataplarımızdan da ayni şekilde davranmalarını beklerdik…”
Malum Müzakereler başlarken varılan mutabakatta “tarafların gizliliğe” uymaları da vardı… Oysa başından beridir Rum medyası masada olup bitenleri ayazlatıyor, sağır Sultan bile  ne olduğunu işitiyordu! Belli ki Burcu  Rum liderliğinin ikide birde basına sızdırdığı bu açıklamalardan tedirgindi. Çünkü süreklilik kazanan bu haber sızdırmalar  artık Türk tarafını sarmalına almaya yönelik   bir siyasi dalevere haline gelmişti:
Nitekim Anastasiadis ve Rum medyası açıklamalarını yaparlarken hem masada Türk tarafından büyük ödünler koparttıklarının  reklamını yapıyor hem de bu reklamı  önlerindeki seçimin kampanyasına sokup Rum seçmenleri tavlamaya çalışıyorlardı!  Yani bir taşla iki kuş vurmaya çalışıyorlardı!
Fakat Rum tarafının bu lafazanlığı Kuzey’de ters tepiyordu! Kendimizden biliyoruz:  Rum medyasından sızan haberleri kullanırken olağan bir değerlendirmede “sürecin hiç de leyhimize cereyan etmediğini yazıp söylüyor dolayısıyle müzakerecileri hem şaibe hem de töhmet altına itiyoruz! Eee insaf, bile bile böylesine lades olmayı hangi “müzakereci” ve de “yetkili” politikacı kabul eder ki? Nitekim Barış Burcu’nun da canına tak dedi, açtı ağzını yumdu gözünü! 
FAKATTT! Tabi ki bu tip  açıklamalarla suçlamalar “olur bazı bazı” iyimserliği ile karşılanamaz! Belli ki uzlaşıldı gibi lanse edilen “Yönetim ve güç paylaşımında” bile hâlâ aşılamayan sorunlar vardır.
Zaten dedikti. Rum tarafı Annan planına hayır demekle büyük bir fırsat kaçırdıydı. Şimdi “üzerinde”  ödünler peşinde koşuyor ama artık Kuzey de bu ödünleri çözüm uğruna kabul edecek  konumda değil… Süreci izlemeye devam diyelim…             

    **********     

ABARTILAN SU OLAYI. (ÇÜNKÜ ENSESİNDEN KANDIRMACA POLİTİKALAR YAPILIYOR!)
Şimdi siz su konusunun yahut Ercan Hava Alanı ile Kıb-Tek sorunlarının Koalisyon Hükümetini zor durumlarda bıraktığını falan mı düşünüyorsunuz?   Aksine “iyi ki vardılar, iyi ki sorundurlar”   diyen bir hükümet de olamaz mı? Çünkü eğer hükümet bu sorunları önünde bulmamış olsaydı şu anda “hani icraatlar” sorusuna muhatap olacaktı.
Ne var ki:  Öylesi bir hava estirildi ki devletin hazinesinde memurun ek mesailerini bile  ödemeye  yetmeyen  bütçesizliğe karşın,  büyük bir Alicengiz oyunu ile “Ankara’nın suyun yönetimi konusunda hükümeti zor durumda bırakmak için para akışını kestiğine inandırdılar!” Ve bir kez daha Türkiye’yi Kıbrıs Türk halkı karşısında töhmet altında sokarken, kendileri de sütten çıkmış ak kaşık oluverdiler! Üstelik “KKTC’ye büyük bir vatanperverlikle nasıl bağlı oldukları ile bu Kuzey coğrafyasını nasıl  “egemen bir devlet olarak yüceltmek istediklerinin” ispatını çakarak! (Fakat masada görüşülen de işte bu  yüceltmek istedikleri devleti ilga ederek Rum ile birlikte  federal devlete dönüştürme  uğraşı oluyor ki bu da ayrı hikâye!)
SU OLAYINA DÖNELİM: Türkiye’ye diklenerek rüşt ispatına soyunmanın kaçta kaçının politik şov,  kaçta kaçının aldatmaca yutturmaca olduğunu bilmiyoruz! Hatta Maliye Bakanı Özgür’ün sorunla ilgili  teferruatlı açıklamalarına karşın bile olayın çok abartıldığı inancındayız.. Hâlâ da abartılmaya devam ediliyor çünkü bu “mübarek suya” KKTC’ye akmaya başladığı  günden beridir “içme ve tarım suyu” olarak büyük önemi ve yararı ile değil; şu anda mevcut Koaliyon hükümetinin  (hem CTP hem de UBP saflarında) oy olarak hanelerine    yazılacak yönü ile yaklaşıldı!  Yani “politik bir yatırım” aracı durumuna düşürüldü!
GELELİM BÜYÜK LAFLARA: Diyor ki Maliye Bakanı Birikim Özgür “Türkiye  de buradaki vesayete dayalı   insanımızı hiçleştiren bozuk düzenden sorumludur…”       Yanılmıyorsam bu laf Ercan olayına, oradan TC’nin Lefkoşa Büyükelçisi Kanbay’a  ve ötesinde hâlâ imzalamadıkları “KKTC-TC Mali ve Ekonomik protokole dolayısıyle Ankara’ya atılan taşlardır..           Fakat eşitliği çekip “ne demek istedi” sorusuna cevap vermek gerektiğinde   en tazesinden olduğu için geçen haftanın hemen sonunda Meclis Başkanı Sibel Siber’in açıklaması ile cevap verilir: Meclis Başkanı Sibel Siber Meclis Başkanlığının örtülü ödeneği ve yardım kalemi olmadığını belirtirken, “şeffaflık için  örtülü ödeneğin örtüsü kalkmalıdır”  dediydi..  Ne alâka derseniz şu:  “Rantın da temsiliyeti olan o  “örtülü ödenek” de mi Ankara’nın marifetidir? Ki ardından bitmeyen sorularda  “müşavirlerimize de gelir sıra, ihalelere de!”
Öte yandan “bir yerde retçilik varsa orada rantçılık vardır. Vesayet sistemi ranta dayalı bir sistemdir. Biz rantçılığı ortadan kaldırıp bunun yerine çağdaş…” Falan da diyor Özgür.
Sonuçta biz de  diyeceğiz ki “Türkiye’nin akıttığı suyu  vesayet olayı olarak lanse eden bir Maliye Bakanımız vardır! Tüm bunlara karşın yine de Ankara’dan Kıbrıs Türk halkının yararına olacak bir “su yönetimi şekli” ile dönmeleridir dileğimiz.”