Köşe Yazarları

SUCUDAN BİLGİ TOPLUMUNA








Sokak çeşmelerinden suların aktığı zamandı.
Sular yine haftanın belirli günlerinde gelir,
Ama ahali susuz kalmazdı…

Evlerin avlularında yedek su depoları vardı.
Bunlar ya toprak su küpleri,
Ya da varillerdi…

Yedek suya rağmen su yetmezseydi,
Bu ihtiyaç suculardan karşılanırdı.
Kovalar tenekedendi.
Bu teneke kovalar elle sürülen bir arabaya yerleştirilir,
Sokak sokak gezilir,
Ve ihtiyaçlı olanlara satılırdı.
Suyu alanın da,
Satanın da yüzü gülerdi.
Mutluydular…

Sucunun cebinde ne cep telefonu vardı ne kredi kartı.
Şimdi kapınıza gelen sucuların bir cebinde cep telefonu, bir cebinde kredi kartı.
Yüzlerindeki mutsuzluk ise kapılara dökülüyor…

Hayat sade, sade olduğu kadar gürültüsüz,
Gürültüsüz olduğu kadar güzeldi…

O dönemler ülke tarım işleri yüksekti.
Toprak mevsiminde işlenir,
Ürün mevsiminde elde edilirdi.
Abidik gubudik işler yoktu,
Zararlı ilaçlar,
Kanserojen maddeler bilinmez; sözü bile edilmezdi.
Diyeceğim,
Adadaki su kaynakları kıt olmasına rağmen,
Ülke tarım ülkesiydi.
Kim bilir ürün fazlalığı bile elde edilirdi…

Daha 1920’li yıllarda Kıbrıs’tan Türkiye’ye arpa, buğday, limon, portakal, kuru üzüm, patates, sirke, alçıtaşı ve deri satıldığı kayıtlıdır.
Bunlarla birlikte deve, at ve eşek satıldığı da belirtilir…

Daha eski dönemlerde Lefkoşa’dan ta Larnaka’ya su kemerlerinin yapılması,
Yaratıcı bir yöntemdi.
Günümüzde olmayan bir şey…

Yoksulluk dönemleri de olmuştur.
Ama ahali bunun üstesinden gelirdi.
Et bulamazsa,
Güvercin vardı,
Tatlı bulamazsa,
Ekmeğin üzerine margarin sürer,
Onun üstüne şeker ekelerdi…

O margarinlerle pek lezzetli olurdu…

Koşullar bugünkü gibi gelişmemiş olsa da,
Kimse mendilsiz sokağa çıkmazdı…

Şimdi yerlere tükürüyor,
Ya da kağıt mendilini yollara sokaklara fırlatıyor…

Olanakların çoğaldığı günümüzde,
Bir taraftan da mutluluğun azalması çarpık bir gelişme midir?
Hayat standartları yükseldikçe mutluluk azalır mı?
Aptallıkla bilgisayar dünyası arasında bir bağlantı mı var?
“Bilgi toplumu”nda aynı konularla uğraşmanın nedenleri nedir?

Şu bir gerçek ki,
Her dönemde yakınmalar olmuş,
Kendi dönemini yaşayanlar,
Bir önceki dönemi eleştirmişlerdir.
Toplumun eski liderlerinden Necati Özkan 1937 yılında Söz gazetesinde yayınladığı bir yazısında,
1878 yılından sonra,
Yani İngilizler adaya gelince,
Türklerin yeni döneme ayak uyduramadıklarını söyleyerek şunları belirtmişti:
“…Rumlar şu veya bu kanunlarla şekil değiştirdiler, Türkler de fetvalara sarılarak çeşitli renkte sarıklarını ve pabuçlarını muhafaza ederek bol bol tespih çekmekle vakit geçirdiler.”

Bundan sonrakiler de şimdikileri eleştirecek.
Bu normal de,
Bu gidişle,
Konular yine aynı olacak…














Başa dön tuşu