Merkezi Cezaevi’nin en büyük sorunu ne bina, ne gardiyanlar, ne yönetim…
En büyük sorun uyuşturucu…
Öyle ki…
“İçici” olarak yakalanan gençler, cezaevinde “babalarla” aynı koğuşlarda kalıyor, aynı havayı soluyor.
Cezaevinde “zaman zaman” uyuşturucu ile buluşturuluyor…
Dışarıya çıktığı zaman ise, “içicilikten, satıcılığa” terfi ediyor.
Bu bir sorun…
Bir sorun daha var.
O da, “rehabilite…”
Düşünün ki koca cezaevi sadece “cezaevi” görevi yapıyor.
Yasasında yer aldığı gibi…
Koruyucu…
Kollayıcı…
Rehabilite edici tek bir adım yok.
Koca cezaevinde sadece ve sadece bir psikolog bulunuyor.
Bırakın cezaevini, koca memlekette “uyuşturucudan gençleri koruyacak, vazgeçirecek” bir merkez yoktur.
Hal böyle olunca da, durumumuz ortadadır.
Gardiyanlar çok rahatsız
Dün, Gardiyanlar Birliği ile bir araya geldik.
Gardiyanlar Birliği Başkanı Salih Kayalı ve arkadaşları randevu istediği zaman, “gardiyanların özlük haklarına yönelik” bir görüşme yapacağımızı düşündüm.
Kusuruma bakmasınlar…
Salih başkan konuşmaya başladıkça şaşırdım.
Önce “özlük haklarından bahsetmemesine” şaşırdım…
Ardından da, can kulağı ile dinledim.
Gariyanların tamamı gelinen aşamadan rahatsız.
Gözlerinin önünde, gençler bir bir içeriye geliyor…
Çıkıyor, yine geliyor…
İçici olarak gelenler, bir kez daha bu kez satıcı olarak geliyor.
Yani bu batağa saplanan gençler için, eli kolu bağlı bir gardiyan grubu olmaktan son derece rahatsızlar…
***
Önerileri var
Gardiyanlar Birliği, “içici” olarak içeriye gelen genç mahkumların rehabilite edilerek dışarıya çıkması gerektiği görüşünde.
Türkiye’deki, cezaevlerini rol model olarak incelemişler…
Mesele, hepimizin evini süsleyen Özdilek Havluları’nın bir bölümü, Sincan Cezaevi’nde üretiliyor.
Kadınlar, cezaevinde çalışmaya devam ediyor.
Cezaevi yönetimleri, hapse düşen ve iyi halle yatmaya devam eden mahkumlara iş veriyor.
Sosyal sigorta yatırımlarını cezaevi yönetimleri yapıyor.
Böylelikle, mahkumlar sosyal güvenlik sistemlerinden kopmuyor.
***
“Kullumakka” aynı yerde
Düşünün…
Uyuşturucu satan…
Kurşun sıkan…
Boğaz kesen…
Darp eden…
Karısını öldüren…
Evladına tecavüz eden…
Hepsi aynı yerde…
Çek hesabını ödeyemediği için cezaevine düşen…
Aradaşına uyarak uyuşturucu kullanan genç de aynı yerde.
Ayrım yok.
Suçu olan da, kaderine yenilen de aynı yerde.
Böyle bir cezaevi yapısı olabilir mi?
Cezaevine “cezasını” çekmek için girenler, “azılı birer suçlu” potansiyeli ile aramızda dolaşıyor.
Cezaevinde daha uzun süre kalacak olan “babalar”, “baron” oluyor.
Parasını veriyor…
Dışarıda bağlantılarını kuruyor…
Genç, cezaevinden çıkar çıkmaz, baronun ekibinin eline düşüyor.
“Uyuşturucuya para” vermiyor ama…
Uyuşturucu içebilmek için bu kez “satıcı” olarak karşımıza çıkıyor.
Bunu dahi engelemekten aciziz…
***
Yazarken, geriliyorum
Düşünün…
Cezaevinde çalışıyorsunuz ve bunların hepsini biliyorsunuz…
Yakalıyorsunuz, yine benzerleri yaşanıyor.
Tecrit edilmediği sürece baronlar…
Babalar…
Hepsini yaşamaya devam edeceğiz.
Şükür ki, bir grup gardiyan “bana ne” demiyor…
Bir grup gardiyan, “herkes kaderini yaşasın” demiyor.
“Önce özlük haklarım” demiyor.
Hem dinlerken, hem yazarken geriliyor insan…
Ben yazarken gerildim.
Benzer konuları daha önce de yazdık.
Arayan sadece “bazı mahkumlar” oldu.
“İşlerine çomak sokulmasını istemeyen mahkumlar…”
Gardiyan dünyası içindeki çürük elmalar, yine gardiyanların ihbarı ve çabaları ile yakalanıyor zaman zaman…
Ama yetmez…
Yeni bir cezaevi yapısı şart…
Bu toplum, uyuşturucu batağında…
Gençler uyuşturucu batağında.
Toplumun bu gerçeğini kabul ederek, doğru siyaseti geliştirmek gerekiyor.
Doğru siyaset de bu aşamada…
Yeni ve çağdaş bir cezaevidir.
Gerçek suçlu ve rehabilite edilebilir suçluları birbirinden ayıracak bir yapıdır…
Gençleri çirkef batağının içine çeken mahkumların uzaklaştırılmasıdır…
Bu yapıda zor…
Yeni yapı için de daha fazla beklememek gerekiyor…
Dediğim gibi…
“Tespit eidlmiş gerçekleri” çaresi de biliniyorken…
Daha kaç kez yazacağız…
































