Köşe Yazarları

BUNU SEN İSTEDİN SAYIN ANASTASİADİS


KKTC’nin doğal gaz için iki toplumlu komite kurulması önerisini “kabul edilmez” bulan ve reddeden Anastasiadis, şimdi Maraş konusunda aynı öneriyi yapıyor. Yani ortak komite kurulsun…

Doğal gaz konusundaki öneriyi reddederken, “Müzakerelerle alakası yok” iddiasındaydılar. Oysa tam da Kıbrıs meselesinin özüyle, yönetim ve güç paylaşımıyla alakası vardı.

“Ben boruyu nereden geçireceğimi Kıbrıslı Türklere mi soracağım, kararlarda Kıbrıs Türkleri belirleyici olamaz” dememiş miydi?

O zaman bu önerinin taktik manevra olduğunu da ileri sürmüş, “çıkacak gazdan onlara da pay ayırırız” lütfunda bulunmuştu.

Maraş’ı Kıbrıs konusunun bir parçası olarak görüyorsa, doğal gaz da en az onun kadar parçasıdır.

Neymiş, böyle bir komite kurulursa iki toplum arasında olumlu bir hava oluşturulur, önemli bir güven yaratıcı önlem olurmuş.

Bu görüşünde samimi olsa, Türk tarafının önerisini de aynı sebeple kabul etmesi gerekirdi.

Doğal gaza tek başına sahip olacağım diye sadece Crans Montana sürecini yıkmadı; ondan çok daha önemli bir şey yaptı.

Kıbrıs Türklerinin umutlarını tamamen berhava etti. Şimdi artık kimse ağzından çıkan tek bir kelimeye bile güvenemez. Ne Kıbrıs Türk halkı, ne muhatapları.

Korku dağları bekler. Maraş konusunda bir ileri adım atarlar mı diye korkudan deli oluyor.

Kim sebep oldu da çıktı bu Maraş işi?

Kendinin bizzat doğal gaz konusundaki tutumu sebep olmadı mı?

Hatta “ayrılsak daha iyi” noktasına bile gelmemiş miydi?

Maraş’a bulunacak çözümün uluslararası hukuk çerçevesinde olması gerektiğini savunanlardanız.

Ancak kendi eliyle yarattığı gerginlik, eşitliği, paylaşımı reddetmesi, Türkiye ve KKTC’de bazı politik çevreleri öyle veya böyle bir adım atma noktasına getirdi.

Aslında Maraşlılara da bir sözüm var. O Maraş 45 yıldır çoktan açılırdı. Türk tarafının bu konuda müzakerelerde kaç önerisi var reddedilen biliyor musunuz?

Eğer açılamadıysa, eğer ‘evim, evim’ diye hala ağlamaktaysanız, bunun sorumlusu Türk tarafından çok kendi yönetiminizdir.

Gidin biraz da onun kapısında ağlayın.

Anastasiadis’in bu son önerisinin de sizin derdinizle alakası yoktur. Şov yapıyor, o kadar…

 

 

İŞVERENLER KORUMA ALTINDA MI?

Güney Kıbrıs’tan bir haber; “2019 yılında, 2 işçisinin düşmesiyle meydana gelen iş kazası için Larnaka Kaza Mahkemesi 32 bin Euro ceza kesti”… Daha bunun içinde Çalışma Dairesi’nin kestiği ceza yok.

İşçiler ölmemiş üstelik. Bizde, sürekli ölümlü iş cinayetleri işlenir ama böyle bir rakam hiç duymadık. Biz işverene dokunmayız. Bir işçi ölür, başkası gelir, işler devam eder.

Geçen günlerde kaçağa düşen, kötü koşullarda yaşadıkları ve maaşlarını alamadıkları için eylem yapan işçileri gördünüz. Belediye gitti şantiyeyi mühürledi. Ama Çalışma Bakanlığı ne yaptı bilmiyoruz.

Bakan Sucuoğlu, işçilerin hakları korunacağını, sınır dışı edilmeyeceklerini söyledi de işverene ne yapıldı, duyamadık. Hani “beğenmezlerse gitsinler, şantiye başka nasıl olur” falan diyen işveren. Ama sonra işçilerin maaşlarının ödenmediği, yatırımlarının yapılmadığı bizzat Çalışma Bakanlığı tarafından kanıtlandı. Evet; bunun bir cezası yok mu? Maaşlar yatırımlar halledilince sorun çözülüyor mu?

Kaçak çalıştırmanın cezası 5 asgari ücret. Bunu 250 ile çarpın, çıkacak rakamın işveren ceza olarak kesilmesi gerekir. Yapıldı mı?

Bunu da açıklamalı Sayın Bakan ki, devletin devlet gibi yönetildiğini, kayırmacılık yapılmadığını görelim.

 

YERİN KULAĞI VAR

BİR ANKET DE BİZ BAŞLATTIK:

Fırsatını buldukça köy, kent gezip soruyoruz.  Çoğu “Adımı yazma abi”yle başlayan yanıtlar alıyoruz. Bunca yıllık tecrübemizle bildiğimiz bir şey var, bir seçime iki ay kala, eğer belirsizlik had safhadaysa, o seçim sürprizlere gebedir. Tam da öyle bir durum var. Duyduklarımız tam bir sürpriz sonucu gösteriyor. Yine de kesin konuşmak için biraz daha dolaşmak ve beklemek lazım…

 

BAŞKA DERDİMİZ KALMADI MI?:

Meclis’te temsil edilen partilerin başkanları, anayasa değişikliği çalışmaları konusunda toplandılar. Neymiş, yargıda emeklilik yaşı yükseltilsinmiş. Bu mu yani şimdi acil derdimiz? Anayasa değiştirilecekse, sistemi tıkayan bir sürü maddesi var, özellikle de bu öneride hiç yer almayan bir şekilde, yargıyla ilgili değişmesi gerekenler var. Geçsin seçimler, otursunlar bir deneme daha yapsınlar. Geçen defa reddedilmesi sonrasında hayal kırıklığı yaşayan Tufan Erhürman’ın bugün bu aldıkaçtıya onay vermemesi gerekir. Hem söyleyeyim, ben artık bu saatten sonra, içinde başkanlık sistemi olmayan bir anayasa değişikliğine asla oy vermem…

 

NE HEVES:

“KKTC’nin Maraş Bölgesi’nin öz Türk toprağı olduğunu” söyleyen, Marmarisli iş adamları, yatırım yapmak isterlermiş. Ne oldu ansızın bunlara diye düşünüyor insan. 1986’da Koç’undan Sabancı’sına, Demirören’ine kadar en üst düzey yatırımcıyı Maraş’a getiren Özal’a bu iş adamlarının yanıtı, “Buzun üstüne yazı yazmayız” olmuştu. Birileri bu heveslilere anlatmalı, o günden bugüne Maraş konusunda hukuki açıdan değişen bir şey yok!

 

HADİ BAKALIM:

Ulaştırma Bakanı Tolga Atakan, “Londra’ya direkt uçuşları bağlama noktasındayız… Tarifeli olmasa bile charter bağlamında direkt uçuşların hayata geçirilmesi kuvvetli bir olasılık” diyor. Kim istemez ki… Daha geçen haftalarda Başbakan İngiltere’de bu konuyu ortaya atmış, sonra İngiliz Dışişleri Bakanlığı’nın “asla” açıklamasından sonra, “Ben de hemen demedim ki” diye kıvırmıştı. Neye inanacağımızı şaşırdık. Yine de gönlüm Bakan Atakan’a inanmaya meyilli. Ne yaptığını bilen biri…

 

İSTİKRAR MI? NEYİN İSTİKRARI?:

Başbakan’ın “KKTC’nin istikrarını korumak önemli” sözü sosyal medyada çok komik yorumlara neden oldu. İnsanlar açıkça güldüler, KKTC’nin istikrarsızlığına dair örnekler verdiler. Gerçekten neyin istikrarı? Çalışma hayatının hiç bitmeyen rezaleti mi; bütçe açığındaki istikrar mı; yoksa günden güne fakirleşmede mi istikrar? Geleceği bilmeme, umutsuzluk, kaos, nüfus artışının istikrarı mı? Hangisini sürdürelim, koruyalım? Doğru dürüst bir yanımız yok ki, onun istikrarından bahsedelim…

 

AŞAĞI TÜKÜRSE SAKAL, YUKARI TÜKÜRSE BIYIK:

Aniden, hükümetin de içinde olduğu kurulun belirlediği asgari ücreti yükseltme kararı verdiler. Toplantılar sırasında ellerini tutan neydi acaba? Hatırlayacaksınız Çalışma Bakanı Sucuoğlu “toplanacak yeni masada, işçi tarafının 3 bin 700 TL’yi kabul etmesi halinde, asgari ücretin yükselebileceğini” açıklamıştı. Seçim üstü oy kaygısı… Başka izahı yok. Ancak, bunu işverene nasıl anlatacaklar? Bu iş, kaş yapayım derken, göz çıkarmaya da benzeyebilir…

 

ZİRVEDEKİLER

Orhan Dede(Yeni Mesaj): “Türkiye ve KKTC, Kıbrıs sorununun çözümü hususunda Rumların uzlaşmaz tutumları karşısında sabrın sonuna gelindiği şeklindeki sözlerinde gerçekten samimi ise o zaman önce Lefkoşa ile Ankara aralarındaki görüş ayrılıklarını gidermeli ve iki başkent arasındaki ilişkileri sağlam bir kazığa bağlamalıdır”…

 DİPTEKİLER

Başbakan Yalanlıyor, Türkiye Tutukluyor: Samsun’da yine operayon, sanal bet için Kıbrıs’tan Samsun’a gittiği belirlenen 3 kişi tutuklanmış. Ne demişti Süleyman Soylu? “Yasa dışı bahis konusunda Kıbrıs’ta oluşan bir mafya var… İllegal bahisin boyutu da 50 milyar lira”. Ya Başbakanımız? O da çıkmış yalanlamıştı. O zaman sormazlar mı adama, “Peki, bu ne?”. Başbakan’ın, aralarının gayet iyi olduğunu bildiğimiz Türkiye Hükümetinin bir bakanını hiçbir kanıt öne sürmeden, alelacele yalanlaması zaten başlı başına garipti…

 

NOT: Bir haftalık kısa bir aradan sonra yine bu köşede buluşmak üzere…



Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı