Köşe Yazarları

BUNDAN SONRASI “ÖNCESİ” OLAMAZ!


Geçen haftaki bir yazımda “Cumhurbaşkanlarının anayasal yetkisizliğinden” söz ettimdi.

“Örneğin”deyip vurguladıklarım  arasında “seçim kampanyaları sırasında    seçmenlerine seslenirken, “sosyoekonomik” vaatlerde bulunamayacakları, KKTC’nin kalkınmasına yönelik plan programlardan söz edemeyecekleri gibilerinden “Yürütmenin” asli yetki  alanları” vardı.  (Nitekim bir süredir eğer Anayasada değişiklik yapılacaksa  Cumhurbaşkanlarının yetki ve sorumluluklarının yeniden belirlenmesinin faydalı olacağını vurguluyordum..)

Bu düşüncemi de  “eğer KKTC olarak  çözüm arayışlarını  Güney’e eş  mütekabiliyet esasında sürdüreceksek, Cumhurbaşkanlığı makamını Anastasiadis’in hizasına çkmemiz gerekecektir ki masada elimiz daha güçlü hale gelsin” mantığına bağlıyordum.

Sn. Akıncı’nın Türkiye’ye yönelik (talihsiz) diyeceğim şu son açıklamasını da bu parantez içinde düşünüyorum. Çünkü seçime giderken seçmene (halka) vermesi gereken mesajları vardı ki bunlar ancak “KKTC’nin siyasi geleceğini yansıtacak politikasına yönelik olabilirdi…

İŞTE geçen haftanın sonuna denk gelen o açıklamalarıydı ki “geleceğe yönelik çözüm işaretlerini Türkiyesiz bir Kıbrıs politikası” olarak işaretliyordu.

Peki Sn. Akıncı bu açıklamalarıyla etrafı toza dumana boğacağını, olumsuz tepkiler alacağını hatta Türkiye tarafından afaroz edileceğini bilmiyor muydu? Mümkün mü?

FAKAT: İşte asıl  istediği de buydu!’ Yoksa karşısındaki diğer “adaylardan” bir farkı kalmazdı.. Farkı olmayan “aday” olarak da ne Tatar ne de Erhürman kadar oy derleyemez kısaca Sol’un ne de Sağ’ın (bazılarının) oylarını hanesine yazamazdı!

SONUÇTA “46 yıllık çözümsüzlüğün yetkili sorumlusu olarak Türkiye’yi işaretledi! Ancak “kantarın topuzunu kaçırdı!” Makamının  tarafsızlığıyla zaten “tarafsız aday” oluşunu da unutarak sahneyi viran eyledi..

Kaldı ki  çoğu iddiaları da “tartışmalıydı!” Mesela “Kuzey’i yutma” sevdasında lanse ettiği o Türkiye’nin  hem Annan planını hem Grans Montana’dan çıkan planı  (bir dönem milletvekili şimdilerin Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun da bilfiil çalışmalarıyla)  çözüm olarak destekleyip mesela Annan planını referanduma sokarken Grans Montana’daki planı imzaladıklarını nasıl göz ardı edilebilirdi?

Kıbrıs’ın Kuzey’ini yutmak isteyen Türkiye  neden o planlara evet desindi? (Ki bizim kafada olanlar o planlara aksine tepkide “sattı bizi” diyorduk!)

KISACA: Ayni zamanda hem TC hem  “Kanada vatandaşı” olup olmadığını bilmiyorum ama  artık Sn. Akıncı için “bundan sonrası, bir öncesi olmayacaktır!” Çünkü Türkiye ile arasındaki köprüyü yaktı!

Ha bu tutumuyla seçimi kazanır mı? Kazansa ne yazar eğer Ankara tanımazsa!

*****

KISACA TAKILDIKLARIM:                       

ÖRTÜLÜ ÖDENEK GEREKLİ Mİ? Geçen hafta tozu dumana katan olayların arasında  bir olay vardı ki Sn. Akıncı’nın mahut  açıklamalarının altında kalıverince sesi bile işitilmedi! Şöyle ki “Cumhurbaşkanlarına ayrılan örtülü ödenekler kaldırılsın mı kaldırılmasın mı” olayı!

  1. Cumhurbaşkanı Sn. Talat bu konudaki açıklamasında “örtülü ödeneğin gerekli” olduğunu söylüyor ve şunu hatırlatıyordu:

Sn. Akıncı da geçmişteki cumhurbaşkanlığı seçimleri sırasında ‘seçilirsem   örtülü ödeneğin üzerindeki örtüyü kaldıracağım’ dediğinde bu söyleminin yanlış olduğunu anlatıp uyarmıştım…”

Peki neden  Sn. Talat zaman zaman toplum katlarında tartışılan bu örtülü ödenek konusunu “istense de kaldırılamaz” olarak görüyordu?

OLAYI yaşadığım için anlatayım. Rahmetlik “Hasan Keskin” (Ülkücü oluşuyla tanınıyordu) kanser olduydu..

“Çaresini bulur iyi olurum diye Türkiyelerde Londralarda şifa arıyordu.  Hatta bir ara “Rusya’da çaresini buldular” haberlerini kendine umut yapmış bir de oraya gidebilsem diyordu..

Kendisine salık verilen her doktora her ülkeye, hastahanelere gidip gelmekten cebinde tek kuruş kalmadığını çok iyi biliyorum. Dolayısıyla sürekli borçlanıyor hatta borçlanacak kaynağı da kalmıyordu!   Rahmetli ile iyi konuşuyorduk.  Konuşurken adeta gizli gizli ağlayacak durumlarda bana halini anlatır “ölümden beter durumlara düştüğünü” söylerdi.

SON çarede bazı  CTP’lilerin de yardımlarıyla dönemin Cumhurbaşkanı olan Sn. Talat’ın  kapısını çalmış tedavi masrafı olarak örtülü ödenekten (yanılmıyorsam) 30 bin lira almıştı. Bana olayı anlatıken, UBP’den görmediğim vefayı tut ki CTP’li Talat’tan gördüm derdi..

ŞUNU hatırlatacağım: Doğru yerde doğru işler için kullanılan örtülü ödenek Sn. Talat’ın dediğince evet gereklidir…

DOMUZ GRİBİ VE TEDBİRLER.. Dün Havadis gazetesi manşetinde “Domuz Gribi Paniği” vardı.. “Bir bu eksikti” dediğime nazire  Koronavirüsü tehlikesi zaten berdevamken  “Domuz” olanı her halde lutuf olmamalı…!

Bu bulaşıcı hastalıkların yabancısı olmadığımca ve  yıllar ötesinden tanıdığımca doğrusu “korkmamak” hatta manşete çıktığında “paniğe kapılmamak” mümkün değildir..

Bu nedenle “dikkat” diyeceğim: Geçmişte de salgın hastalıklar vardı. “Ölüm Allah’ın emridir der” ölenler arkalarından okunan Fatihalarla uğurlanırlardı..

Sıtma’dan Kızamığa, tifodan vereme kadar ne varsa Kıbrıs’ta da vardı.. O salgın hastalık felaketleri geride kaldı ama şimdi de hiç tanımadıklarımız musallat oldu.

DİYECEĞİM şu: “Allah muhafaza mesela Domuz gribine hazır mıyız? Tedbirler alındı mı? Çünkü haberlere göre KKTC’de hızla yayılıyormuş.. Eczacılar Birliği Başkanı Umut Öksüz de uyarıyor.. Tedbir alın diyor.. Alıyor muyuz?

 



Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı