Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Bundan Sonrası Bizim İçin Çok Önemli

Anastasiadis sıkıştıkça çamura yatıyor.

Dün de yazmıştım, o gün orada bulunan Kudret Özersay da hatırlattı…

Eroğlu’yla bir görüşmesi sırasında da aynısını yapmıştı. Odada sigara yakmış, gözlüğü fırlatmış, çantasını vurup kapatmış, ekibini geride bırakarak çekip gitmişti.

Bunlar, diplomasiye de, basit ahlaka da uyan davranışlar değil.

Anladık sıkıda…

Bir yandan uluslararası toplumun “çöz” baskısı ve Türk tarafının uzlaşmacı tutumu, diğer yandan seçim korkusu.

Bu yaşa gelmiş bir adam, siyasi hayatını bir anlaşmayla bitirmeyi mi tercih etmeli, yoksa, ‘bir seçim daha kazanayım’ diye bu hallere mi düşmeli…

Anastasiadis’in ruh sağlığıyla ilgili bir sorunu olabilir. Psikolojik olarak baskılara karşı direnişsiz lduğu açık. Olaylara soğukkanlılıkla bakmaktan yoksun. Zaten böyle birinin çok fazla sağlıklı kararlar almasını beklemek zor…

Ya tarafsız olması gereken, yatıştırıcı olması gereken, uzlaştırıcı olması gereken Eide’ye ne demeli?

Anastasiadis odadan çıkmış, ama Akıncı binayı terketmiş…

Sayın Akıncı’nın vurguladığı gibi, ‘toplantı adabına aykırı’ hareketler karşısında ne bekliyordu ki?

Eide’ye yapılan çağrılar hepsi havada kaldı.

Genç arkadaşlar BM’yle ilgili çok da fazla tecrübeleri olmadığından böyle bir umut beslediler.

Oysa bu ne ilkti, ne de son olacak.

Bu oyunda eğer Rum tarafı her türlü oyunu yapabiliyorsa, bu, arkasını BM’ye, AB’ye dayadığındandır.

Olay bizim tarafta, hiç de beklenmedik bir birliktelik oluşturdu.

Herkes, karşılıklı güven ve garantiler konusunda neden ısrarcı olduğumuzu ortaya koyan bir gelişme olarak baktı.

‘Bir çözümü bu ülkede en çok kim ister’ dense, sayılacak bir kaç isimden biri Mustafa Akıncı olurdu.

Akıncı’yı bile çileden çıkarttılar.

Dün Kutlay Erk’in açıklaması güzeldi.

Erk, Akıncı’dan, Anastasiadis’in seçim oyununa aktör olmamasını ve görüşmeleri dondurmasını istedi.

Zaten son müzakere sürecine baktığımızda, tarihte ilk kez garantileri masaya yatırdık, her türlü esnekliği gösteren de biz olduk.

Açıkçası bir anlaşmayı resmen zorladık.

Gerçekte Anastasiadis’in zora düştüğü durum da buydu.

Onlar alışkındılar. Nasıl olmasa Türk tarafı bir yerde tıkanır, masadan kalkar, suçlanırdı.

Bu defa öyle olmadı. Tam tersine, her adımda yeni sorunlar çıkartmaya başladılar ve oklar kendilerini işaret etti…

Güney’de en doğru saptamayı da AKEL Genel Sekreteri Andros Kiprianu yaptı; “Anastasiadis’in ilk andan Meclis kararının sadece zamansız olduğunu değil, hatalı olduğunu kabul etmesi ve Kıbrıslı Türklerin kaygılarını yatıştırmak için yöntemler bulması gerekirdi. Dünkü görüşmenin ardından krizin nasıl yatıştırılacağına odaklanmak yerine, ne yazık ki, dolaylı yoldan da olsa, sorumluluk yükleme oyununa başladı” dedi…

Aynen yapılan budur…

Budur da, Kıbrıs Türkleri açısından en kabul edilmez tarafı,  BM’nin bu oyuna alet olmasıdır…

Sadece Güney Kıbrıs değil, BM de Kıbrıs Türkünün güvenini bir kez daha sarsmıştır.

Dün görüşmelerin devam edeceğini açıkladı.

Ancak Türk tarafı, Türkiye ve KKTC bu tür çirkinliklere ve ayak sürümelere müsamaha göstermeyeceğini herkesin gözüne sokmalıdır…

 

 

YERİN KULAĞI VAR

EİDE’NİN İŞİ ZOR:

Rumların baştan beridir, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Eide’yle yıldızlarının pek uyuşmadığını biliyoruz. Ancak şimdi Cumhurbaşkanı Akıncı da, son krizle ilgili yaptığı açıklamlarla onu güvenilmez olarak gördüğünü söyledi. Sizin anlayacağınız Eide efendi “Ne hacıya, ne hocaya” yaranamadı…

 

BU SORUMLU BİR DAVRANIŞ MI?: Rum Sözcü Hristodulis, “sorumluluklarımızı üstlenmeli, davranış ve açıklamalarımızda çok dikkatli olmalıyız” demiş. İşaret ettiği, Güney’deki siyasi partiler. Diğer taraftan, ustasının yaptıklarını sorumluluk sahibi birine yakıştırıyor mu? Yine de bana kullandığı ifade, kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla gibi geldi.

 

BU NE ŞAŞKINLIK ARTIK:

Kamuda mesai saatleri, önce yasada belirtilen 40 saatin altına düştü… Bu hem yasaya aykırıydı, hem de Türkiye ile imzalanan protokolda, mesai saatlerinin düzenlenmesi gereği vardı, ona aykırıydı. Geçen hafta bir değişiklik açıkladılar. Ertesi gün sendikaların grev tehdidi üzerine 1 Mart’a ertelediler, olmadı, aniden karar değiştirdiler, bugünden itibaren yeniden uygulama kararı aldılar.  Nedir bu? Şaşkınlık, iş bilmezlik, beceriksizlik, ne derseniz deyin artık. İnsanları da şaşkına çevirdiler. İyidir, iyidir, devam etsinler…

 

NEREYE KADAR:

Son aylarda bütçeyi zorlama pahasına tarıma, hayvancıya para dağıttılar. Artı, olmayan parayı borçlanarak yatırdılar… Yetmedi, yetmeyecek. Daha önceki gün hayvancılara hiç hesapta olmayan ek bir destek verileceği açıklanmamış mıydı? Hangi rasyonel, hangi ekonomik akla sığardı ki bu? Buna rağmen desteğin açıklandığı günün ertesinde hayvancılar “daha, daha” diyerek eylem tehdidinde bulundular. “Ödemeleri en iyi biz yaparız” diye sağa sola mavi boncuk dağıttılar ya, iflasları da bundan olacak…

 

DURUN BAKALIM, NE ACELE: Bizimkiler şoku çabuk atlattılar ve hemen “ masaya dönelim” çağrılarına başladılar. Dönülecek, anlaşıldı ama durun be kardeşim bu ne telaş… Ne uğradığımız hakaret, ne karşımızdakinin uzlaşmazlığı size bir şey söylemiyor mu? Bu ne telaş? Biraz onur lütfen… Teslimiyetçi olmay mı tercih ederdiniz?

 

EMEKLİYE ÇIKINCA DOĞRUCU OLUYORLAR:

İngiltere’nin eski Dışişleri Bakanı Jack Straw  “Kıbrıs’ın AB’ye üye olmasına izin vererek büyük bir hata yaptık” diyor ve devam ediyor; “Uluslararası camianın Kıbrıs’ın ikiye ayrılması konusunu değerlendirmesi lazım. İnsanlar hemen ‘Bunu yapamazsınız’ diyorlar. Dünyanın birçok yerinde yapılmış olan bir şey. Uluslararası camia Kıbrıslı Rumlara net bir şey söylemeli. ‘Görüşmelere başlamazsanız uluslararası camia bu bölünmeyi onaylayacak.’ Belki böyle bir şey söylenirse görüşmeler daha hızlı başlayabilir”. Ama ne yazık ki, bu sözleri para karşılığı verdikleri konfernaslarda söylüyorlar…

 

 

ZİRVEDEKİLER

Ülker Fahri: “Doktorlara niye kızıyorsunuz? Hiç işe gitmeden ve çalışmadan, ayda 7-8 bin lira maaş alan 128 müşavir olan ülkede, Hastahanede uzman olarak çalışan bir doktorun maaşı 4 bin lira. Nasıl bir düzen bu düzen..?”.

 

DİPTEKİLER

Nikos Anastasiadis: Yok artık, bu kadarı da fazla… Türk tarafının açıklamalarını eleştirmiş de, Akıncı’yı görüşmelere devam etmeye çağırmış… Buna zeytinyağı gibi üste çıkma denir. İnsan ilişkilerinde bile onaylanmayan bu tavırların, diplomaside, hele de bir ülkenin, halkların geleceğiyle ilgili konularda hiç yeri olamaz… Anladığı dilden konuşmaktan başka çare yok…