BUGÜN: Türkiye’yi zillet ve mezelletten, istila ve tecavüzden kurtaran asker “Mustafa Kemal”in ve Türkiye Cumhuriyetini kuran büyük devrimci ve devlet adamı “Atatürk”ün ölümünün 77. yılıdır. Rahmetle anar bir kez daha önünde saygı ile eğiliriz.
ANCAK: Eğer Atatürk’ün ölüm yıldönümü nedeniyle, dualarımızla sevgimizi saygımızı iletip, bir şeyleri söyleyip yazmak durumunda kalacaksak ekleyeceğiz: Ölürken Türkiye’yi “muasır medeniyetler seviyesine” çıkarmak uğraşında Batı’yı ve Batılılaşmayı işaret eden Atatürk her halde diyoruz, yattığı yerde rahat değildir.. Çünkü Türkiye artık Atatürk’ün hayal ettiği dolayısıyle gerçekleşmesi için Cumhuriyet rejimi ile temellerini attığı, yüzü Batı’ya dönük, çağdaşlaşmanın peşinde koşan o Türkiye değildir! Aksine dini kendi yobaz ve bağnaz beyinleri ile bir siyasi rejim olarak Cumhuriyetin yerine ikame etmek isteyen insanların Türkiye’sidir! “Atatürk” büyüklüğünü sindiremeyenlerin, bu nedenle bırakın kalplerde beyinlerde yaşatılmasını; “ Atatürk”adına bile tahammül gösterilemeyen, yerine sadece “Türkiye’yi kurtaran asker Mustafa Kemal” adını koyanların Türkiye’sidir!
VE KORKUYORUZ: Bir gün “Atatürk”ün “Batılılaşalım, çağdaşlaşalım” dediği Türkiye’nin bir gün Ortadoğulu bir Arap ülkesi oluşundan korkuyoruz! Türkiye’nin “otokratik” rejimlerde savrulmasından korkuyoruz! Radikal dinin rejim haline sokulmasından korkuyoruz! Ve Kuzey Kıbrıs Türk vatanının böylesi bir Türkiye söz konusu olduğunda bu adadaki varlık savaşımını kaybedeceğinden korkuyoruz… Çünkü biliyoruz: Bir daha Atatürk geri gelmez…
**********
GÜNEYİN 4 ÖZGÜRLÜK ISRARI: (HEDEF KUZEY’E EGEMENLİĞİNİ SERMEKTİR.)
Müzakerecilere bakarsanız “siyasi sorun ha çözüldü ha çözülecek.” Rum tarafı bile artık “umutlu konuşuyor.” Ki bu da şu demek oluyor: “Türk tarafı gitgide Rum’un isteklerine yanaştı!” Çünkü tarih tanıktır ki Rum ne zaman umuda kapılsa Türk yenilgiye uğrar! Çünkü çok iyi biliriz: Rum liderliği kendi istekleri ötesindeki gelişmelerin kırıntısı ile karşılaşsa, çığlıkları ölüleri mezarlarından fırlatır! Gelelim “bizimkilere!”
“BİZİMKİLERİN” İYİMSERLİĞİ: Mesela Sn. Akıncı Anastasiadis’ten ne istedi, ne önerdi, hangi kırmızı çizgisini kabul ettirip aldı ki “çözümden çok umutlu olduğunu” söylüyor? Mesela “Kesinlikle iki kurucu devlete dayalı Rum’un Kuzey’e dönmeyeceği iki bölgeliliğin garantisini mi?
Mesela: Yeni sınır düzenlemeleri yapılmayacağını sadece ara bölgeler ve Maraş’ın iadesi ile yetinileceğini mi?
Mesela: AB müktesebatına dayalı dört özgürlüğünün Kuzey’de geçerli olmayacağını mı?
Mesela: Türk nüfusun “tehdit ve tahdit altında olmayacağını mı?
Mesela: TC’nin garantörlüğünün devam edeceğini mi?
Mesela: Mutlak siyasi eşitlik ilkesinde olunacağını mı?
Mesela: Çözümün AB’de 1. cil hukuk olarak tescil edileceğini mi?
Mesela: Sn. Akıncı “devletlerin dini olmayacağını çözümün çok kültürlülükle başarılacağını” söylerken ne demek istedi? Kıbrıs Federal Devletinde “Ortodokslukla Hristiyanlığın” Türk tarafında da “Müslümanlık” gibi dini aidiyet ve söylemlerin olmayacağını mı? Bunun yerine mesela Rum tarafına, “sirtaki” yahut “Harmandalı” gibi oyunlar yanı sıra kültürel retüellerin öne çıkacağını mı kabul ettirdi?
Kabul ettirdiyse bunları, bravo Akıncı’ya! Şiddetle alkışıyoruz… Ve geliyoruz Rum tarafının en çok istediğine:
KUZEY’DE DÖRT ÖZGÜRLÜK: Bildiğimizce Rum tarafı bir yandan çözüm olasılığında “AB müktesebatının bir tamam uygulanmasında ısrar ederken öte yandan Rum halkının Kuzey’de dört özgürlüğe sahip olmasını da istemektedir. Nedir bu “4 özgürlük?”
Aslında Ekonomi ile ilgilidirler ve AB’nin “tek pazar” formülüne dayanmaktadırlar. Tabi AB’de bu “tek Pazar” olayının ne kadar yürüdüğünün olumsuzluğu ayrı konudur! Dayandığı temel de “rekabetçi sistemle ekonomik devinimi artırmaktır…” Bu nedenle deniyor ki bu rekabet dolayısıyle doğacak yeni iş imkânları ancak 4 özgürlükle sağlanabilir: “Bu da kişilerin, malların, hizmetlerin ve sermayenin serbest dönüşümü ile mümkündür…”
BUNA HAZIR MIYIZ? Tutun ki şimdilerde uçak şirketi kuracak bizim iş insanlarımız hazırdır! Güney’e akıp iş tutacaklar! Rumlar’la ortaklıklar kuracaklar! Kazanacaklar, dolayısıyle Federal Merkez Bankası ve Hazine’sine tıkır tıkır vergilerini de akıtacaklar! Öyle mi?
Yoksa böyle bir olasılık karşısında “büyük balık küçüğü yutacak mı?” 1960’lara mı döneceğiz yoksa? Hani millet Rum’un tekelinde can çekişirken, Türkten Türk’e kampanyalarından medet umuluyordu!”
Zannedersem böylesi “4 özgürlük,” Rum’un Kuzey’e akması, ekonomiye hakim olması, Türk ahalinin de Güney çarşısına katkı sağlaması olacaktır! Ki bu filmi geçmişte çok izlediydik!
**********
KISACA TAKILDIĞIM: “SAHİ NE VERDİNİZ MAĞUSA’YA?)
Bir ara feyisbukta da yazdım. Mesela Mağusa “Surlariçi” Eski Belediye Başkanı Oktay Kayalp tarafından parke taşlarla kaplanır, yeni kafeler ve lokantalar açılırken bazı ana yollar da yayalara kapatıldıydı. Amaç şuydu: Mağusa’ya gelen turistler sere serpe o yollarda dolaşacaklar, yer yer müzik seslerinin şarkıların işitildiği, yer yer neşeli kahkahaların çınladığı, yer yer sanatçıların tuvallerine renk renk resimlerini yaptığı, yer yer dansların oyunların ritminde eğlenildiği, en önemlisi turistin kendini özgür ve mutlu hissettiği bir Mağusa yaratılacaktı.
OLMADI: Çünkü Mağusa halkı buna hazır değildi. Deden babadan kalma dükkânlarındaki sattıkları emtianın cinsini bile değiştirmeden, gelen turisti ağırlayamayan, müzikler şarkılar ne kelime konuşulmayan, gülünemeyen, eğlenilemeyen, kasvetli asık yüzlü Mağusa’yı değiştirmek mümkün olmadı. DAÜ’nün öğrencilerini bile Mağusa Surlariçine çekemediler!
Öte yandan ne Mağusa’yı virane olmaktan kurtarabildiler ne de kurtarmak için yerlerinden kıpırdadılar! Düşünün Mağusa’nın hâlâ bir turistik oteli dışında oteli yoktur! Ki onlarca olmalıydı çünkü sahilleri, tarihi, Karpas’a açılan kapı oluşu ile Mağusa tam bir turizm beldesi olurdu..
Lefkoşa dükalığı eğlensin diye Girne’yi yarattı! Ya Mağusa’nın işinsanları? Ya turizmciler? Ve en önemlisi ya gelip giden hükümetler? Eskiler şimdikiler! Eski Eser Dairesi ile birlikte ne verdiniz ki Mağusa’ya? Laf ola sorduk işte!
































