Ulusal Birlik Partisi kurultayı Hüseyin Özgürgün’ün zaferi ile sonuçlandı.
Fakat Hüseyin Özgürgün’ün bu zaferi bundan sonra UBP’yi kendi dilediğince dizayn edecek denli büyük olmadı.
Kurultayda kaybeden Ersin Tatar oldu.
Fakat Ersin Tatar’ın kaybı kendisinin ve destekçilerinin tasfiye edilmesine yol açmıyor .
Ersin Tatar ve destekçilerinin de UBP’de güçlü bir pozisyonda olduklarını ortaya koydu.
UBP kurultayının tek ve kesin kazananı yine UBP’nin ta kendisidir.
Daha önce yazmıştım, bir daha tekrarlayım;
UBP delege sultasını ortadan kaldırarak vesayeti reddetti.
6 bin 300 üyesini harekete geçirdi.
Bir o kadar üye olmayan sempatizanlarında da heyecan uyandırdı.
İlginin yeniden partiye geri dönmesini sağladı.
Sadece bu saydıklarım bile ciddi sonuçlardır.
UBP’nin faydasına olacak olan sonuçlar.
UBP delegesi kurultayda verdiği mesajla aday olan herkese “birlikte çalışın” direktifi gönderdi.
Bu sonuç ne tasfiyeyi içeriyor ne de bir önceki kurultayda yapıldığı gibi kopup gitmeyi.
Öyleyse el birliği ile çalışacaklar.
Zaten UBP’liler de dahil herkes onlardan çalışma bekliyor.
Kurultay bahsinin biran önce kapatılmasını ve memleketin sorunlarına fokus olunmasını.
UBP’nin parti içi konuları artık zerre kadar vatandaşı ilgilendirmiyor.
***
Ezan ile ilgili yazımla alakalı sosyal medyadan ve elektronik ortamdan çok sayıda mesaj aldım.
Bu sütunun kısıtlı alanında bu mesajlara yer vermem ve yanıtlamam mümkün değil.
Genel başlıklar halinde cevap vereceğim.
Sabah ezanının hoparlörle ve yüksek sesle okunmasına itiraz eden avukatın sosyal medyada yazdıklarına büyük bir tepki oluştu.
Ve bunlar haklı tepkilerdir.
Dikkat edilirse yazımın başında avukatın ismini belirtmedim çünkü önemli olan avukatın kimliği değil konunun içeriği idi.
Konunun avukatın kimliğine dönüşeceğini çok iyi biliyordum.
Çünkü daha önce ve defalarca aynı avukat tarafından ara emirleri alındı ve her defasında konu avukat üzerinden tartışıldı.
Bu defa bu hataya düşmemek gerekir.
Avukatın söyledikleri (söylediklerine diyorum görüşlerine demiyorum çünkü sosyal medyada yazdıkları görüş değildir, onun ruh halini yansıtan şeylerdir) kesinlikle ret edilmesi gerekir.
Reddedilmesi ve açıkça kınanması gerekir.
Ama şunun da bilinmesi gerekir ki özellikle sabah ezanının hoparlörlerin sesi açılarak rahatsız edici bir şekilde okunmasından birçok insan şikayetçidir.
Bu insanlar mahkemeye gidip ara emri alma yolunu değil ezanla ilgili birimlerle konuşup uzlaşma yolunu tercih ediyorlar.
Veya ediyorlardı.
Fakat son zamanlarda karşılarında uzlaşacak birini bulamıyorlar.
Bilakis buyurgan ve dayatmacı tavırlarla karşılaşıyorlar.
Konuyu tartıştıklarında da “bu memleket Müslüman memleketidir, ezanı susturamazsınız” gibi faşizme varacak bir hamasete maruz kalıyorlar.
Kadim çoğunluğun itirazı tam da bu noktayadır.
Dayatma ve adeta mahalle faşizmi yaratarak, “hoparlörü istediğim kadar açarım ulan karışamazsın” kimse diyemez.
Derse de önce karşısında kadim seküler çoğunluğu sonra da hukuku bulur.
Bu ülkede birlikte yaşıyoruz ve hepimizi bağlayan asgari kurallar vardır.
Bu kuralların başında hukuk ve demokrasi gelir.
Hukuk herkes için vardır ve herkes için geçerlidir.
İçinde inanç özgürlüğünü de barındıran demokrasi de öyle.
Şunu herkes iyice görmeli ve anlamalıdır.
Demokrasi ile İslam’ın bu denli uyum içinde olduğu başka bir coğrafya bulamazsınız.
Türkiye de dahil birçok yerde İslam ile demokrasinin birlikteliği ciddi sorunlar yaşamaktadır.
Bu topraklar hariç.
Değerini bilmek ve korumak hepimizin görevidir…
































