Köşe Yazarları

BU BÜTÇEYİ YAPANLAR, SİZE DERT, FAKİRLEŞME, ADALETSİZLİK VAAT EDİYOR…






Hiçbir işe yaramayacağı, hiçbir derde deva olmayacağı, ülkeyi yönetme kabiliyeti bulunmayan bir bütçe için milletvekilleri saatlerini harcıyor, nefes tüketiyor…




3 güne sığdırılmış olsa da yapılan iş beyhude. Dün bir ara baktım, polisten, asayiş sorunlarından falan bahsediliyor. Öbür taraftan sterlin 18 lirayı geçiyor…



Sizi yönetmek için sizin vergilerinizden maaş alanların ağzına bakıyorsunuz, aman ne diyecekler falan diye; “Bu da geçer” ya da “Öyle battık, bittik diye bir durum yok” diyebiliyorlar hala. Resmen hepimizle alay ediyorlar.

Bütçe açığı 1,5 milyar lira değildir, 4 milyardır, o da şu an için. Türkiye’den beklendiği açıklananla 1,5 milyarı toplayınca 4 milyar liraya çıkıyor.

Ama diğer taraftan gelir artışı, matematik olarak hesaplanmış. Geçen yıl 5 küsur milyarken, 2022’de 7 milyar civarında olması öngörülmüş…

Şu yaşadığımız ortamda bunlarla bir yıl geçirmenin imkanı var mıdır?

Olacağı şu, en çok 3. ayda revize yapılması gerekecek. Onu bırak, bu bütçe ile son 2 yılda ne yaşadıysak, katmerlisini yaşayacağız demektir.

 

Kayıpları yerine koyacak bir radikal dönüşüm yok.

 

Kurumsal vergi, gelir vergisinde bir artış düşünülmemiş.

 

Vergi muafiyetlerin kaldırılmasının adı bile yok.

 

Kayıt dışı ekonomiyle mücadeleden elde edilecek gelir falan… Geçin canım, yok öyle bir şey.

 

Gelir artışı dedikleri hepimizin sırtına yüklenecek dolaylı vergilerin artışıdır. Harçtır, şudur, budur…

 

Tasarruf bile yok tasarruf.

 

Zengin gene zengin, fakir yok olmanın eşiğinde.

 

Hatta bu cinnet ortamında Özal’ın orta direk dediği de bitti.

 

Tüketim alabildiğine azalacak, piyasa allak bullak olacak, küçük esnaftan ayakta kalan da iflasa doğru gidecek. Bak Müteahhitler Birliği’ne, “TL ile yaptığınız işleri durdurun” diyor. Niye? Batma tehlikesi var da ondan.

 

Ama bir şey yine artacak, bankalardaki döviz mevduatları….

 

Bu bütçeye, sırf günü kurtarma adına geçici hükümetin çıkarttığı bütçe olarak bakılamaz.

 

2 ay sonra sandıkta, bu bütçenin hazırlayıcılarını tekrar seçtiğiniz anda, başınıza geleceklerin resmidir bu bütçe.

 

Daha önce de yazmıştım, bu bir seçim manifestosudur.

 

Zerre kadar dahlimiz olmayan bir çığın içinde, 80 milyonluk Türkiye ile birlikte bilinmez bir geleceğe sürükleniyoruz…

 

Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde Türkiye’den bir yazarın yazdığı cümle hiç aklımdan çıkmıyor: “Bıraksan anında AB üyesi olacak olan bir halk”… Ama biz, mahkum olmayı seçiyoruz.

 

Peki ama bu kadar mı kendimizden geçtik, bu kadar mı kaderci olduk…

 

 

YERİN KULAĞI VAR

1 AYDIR NEDEN GİTMİYOR:

Mesaisini KKTC’den çok Türkiye’de bulunan ve bu nedenle eleştirilen Ersin Tatar’ın uzun zamandır Türkiye’yi ziyaret etmemesi çeşitli dedikoduları da beraberinde getirdi. Doğru, yalan, Dışişleri aracılığıyla kendisine “bu kadar sık Türkiye’ye gelmemesi”nin söylendiği, özellikle Anadolu’da Kıbrıs konusuyla ilgili konuşmalarından “rahatsızlık duyulduğu” ve bir süre Türkiye ziyaretlerini askıya alması için telkinler yapıldığı yönünde ciddi iddialar var. Tatar bu iddiaların çıktığının ertesi günü, bir günlüğüne İstanbul’a gitmişti…

 

SİYASETTE KALİTE DÜŞÜNCE BÖYLE OLDU:

9 Kasım’dan 23 Kasım’a bütçenin kaybı yüzde 25 oldu diyordu sabah Erkut Şahali. O konuştuktan sonra yüzde 30 oldu. Borçlar sadece 14 günde yüzde 30 arttı. Böyle bir felaket görmedik bugüne kadar. Ellerinde yasa gücünde kararname yetkisi olanlar, en azından gümrükte, okul taksitinde dövizi donduracak, borçlular için bir şeyler yapabilecek, piyasada kar marjını denetleyecek, Zaroğlu’nun dediğinden servet vergisi bile geçirebilecekken, kriz yokmuş gibiler. Biatçılıklarına, sermayeden korkmalarına, seçimden korkmalarına bir de şunu eklemek lazım; KKTC’de siyasette liyakatin düşmüş olması. Bana göre hepsinin temelinde bu var…

 

KIBRISLI BİR KEZ DAHA GÖÇ YOLLARINDA:

Çıkıp konuşan yetkililerin ağızlarında işsizlik rakamı yüzde 10’lar civarında. Oysa bu rakam gençler arasında yüzde 30… Böyle bir durumda gençleri ülkede tutmak mümkün müdür? Hepimizi yakan, düşündüren bu sorun şu anda birilerinin hiç umurunda değildir. Maalesef, “Kıbrıslının sayısı ne kadar azalırsa o kadar iyidir” diyen bir zihniyet gittikçe güçleniyor. Senin çocuğunun göç yollarını tutmuş olması, birilerini sevindiriyor…

 

TEŞEKKÜRLER TUNÇ SOYER:

CHP heyeti, geldi, dinledi ve gitti. Ya basın önünde Kıbrıs Türklerinin sorunları hakkında konuşmama kararı vardı ya da heyet başkanı konulardan uzaktı. Ancak İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’in Mehmet Harmancı’yı ziyaretinde söylediği şu söz, aslında her şeyin farkında olduklarına işaretti; “Demokrasi ile nefes alıyoruz… Demokrasinin tıkanması ile nefes boruları daraldı… Biz o nefes borularını açmaya geldik”. Umutlanmak için yetti…

 

TDP-TKP İTTİFAKI:

TKP MYK üyesi Mustafa Emiroğluları, erken genel seçimlerde TKP ile TDP’nin, ittifak yapacaklarını sosyal medya hesabından duyurdu. Eğer gerçekleşirse doğru bir karar olur. Özellikle TDP’nin zayıf olduğu Mağusa’da yapılacak bu ittifak, kendilerine önemli bir katkı sağlar. Cemal hoca her ne kadar “birleşme yok” dese de olası bir seçim ittifakı için de kapıyı kapatmıyor. Bölük pörçük seçime gidip hepten kaybetmektense, birlikten güç doğar mantığı öne çıkmalı. Keşke aynı görüşü savunan diğer partiler de bu tür ittifakları yapabilse…

 

2 YAKASI BİR ARAYA GELMEZ:  

5 bin 300 adet kurumlar vergisi mükellefinin yüzde 60’tan fazlasının her sene zarar gösterdiği, devlete kazancı oranında vergi veren kurum sayısının yüzde 40’ı geçmediği bir ülkede ne toplumsal barış ne de huzur olur. Milyonluk araçlarda gezip lükse evlerde oturan bazılarının bir işçi kadar vergi vermesine göz yumarsanız, bu devletin iki yakası bir araya gelmez ve şimdi olduğu gibi el avuç açmaya devam edersiniz.





Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu