Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Boşuna çabalar!

Sanmıyorum ki Kıbrıs siyasi sorununu “Kıbrıslılardan” daha iyi bilen olsun! Hatta bu “bilincin” bile eski kuşaklarla yeni kuşaklar arasında farklılıklar gösterebildiği gerçeklerde!

Dolayısıyla “BM’ler Sekreteri özel temsilcisi bayan Lute da olsa, bizatihi “genel sekreterin” kendisi de olsa, Kıbrıs sorununa  yaklaşımları, “tarihi menafiyi” içindeki değer yargılarıyla değil; çok iyi biliyoruz ki  1974’de Türkiye’nin Barış Harekâtını gerçekleştirerek  adayı Kuzey Güney olarak iki ayrı bölgeye ayırması üzerinedir!

OYSA söz konusu “1974 tarihi “Kıbrıs’taki Türk-Rum ilişkilerinin sadece “tek bir aşamasıdır!” Kaldı ki bu tarihin bile  “çok öncesi de vardır 44 yıllık sonrası da!”

BU “öncesinde” Rum kilisesinin iki asırlık “Enosis” hayali de vardır,  Rum liderliğinin hazırladığı Akritas planıyla 1963’de Kıbrıs Cumhuriyetini yıkıp adaya  tümden egemen olmak  hedefinde Türklere yönelik saldırıları da vardır, 1974 Barış harekâtını zorunlu hale getiren darbe girişimiyle adanın  ikiye bölünmesine neden olduğu  gerçeği  de vardır!

FAKAT nedense “müzakereler,”   “Kıbrıs’ın bu tarihi gerçekleriyle Türk-Rum ilişkileri kapsamında yer alan sosyolojik ve psikolojik değerleri de dışlayarak,  salt “BM’ler ilke ve global görüş prespektifinden çözüm gözetmektedir!  Üstelik aramızdaki bazı kişi ve siyasi örgütlerin de katkılarıyla!

…LUTE geldi gitti! Sonradan öğrendik adaya geldiğinde meğer müzakerelerin başlaması an meselesiymiş!

Dikkatinizi çekerim. Lute’nin temasları öncesi Anastasiadis Rum muhalefetinin  saldırılarına karşın ne diyordu: “Gevşek federasyon!”  Biz de neden olmasın diyorduk?

Peki “müzakere umutlarını sıfırlama pahasına  Lute ile  görüşmesinden sonra ne dedi? “Ne siyasi eşitlik kabul ederim ne de dönüşümlü başkanlık!”

Kaldı ki Türkiye’nin garantörlüğünü kabul etsin! Öncesinde doğal gaz konusunda da “hakkımızın dörtte bir olduğunu söylediydi!”

BOŞUNA çaba harcıyoruz! Görülüyor ki  Rum’un istediği “çözüm” değil! Adaya çoğunluğunca egemen olmaktır! Rum tarafının bu siyasi tutumuna karşı tek silahımız “KKTC’ye inanmamız ve sarılmamızdır!                                                                                                                                                                       **********

İLKELER” ORTAYA KONMALI..

Rum tarafıyla federal sistemi oluşturmak uğruna, “Türkiye”nin dışta kalmasına razı olacak kadar “Kıbrıslılık” taftasında debelenirken…

Bir yandan da “bizimdir” dediğimiz fakat olası çözümde hâlâ bazı bölgelerini Güney’e devretmeyi çoktan kabullendiğimiz Kuzey’i her halde “kerhen” olmalı, “devlet” ilan ettik ama “devletlu” olamadık!

Doğrusu ya bundan sonra da ne “olacağımızı”  bilmek mümkün değil.

ASIL fecaat ise şu: “ Geleceğe nasıl hazırlanıyoruz?”

Bir: Gelecek kuşaklara Kuzey’de özgür, egemen, güvenli  bir Türk devleti bırakmak için mi?

İki: Yoksa olası  çözümü gözleyerek dondurduğumuz   “zamanla” oyalanıp oynayarak mı?

Üç: Yoksa henüz BM’lerce dünyadaki siyasi yeriyle demografik yapısı “kararlaştırılamadığı”  için  (iki cami arasında kalmış binamaz örneği) neresini yağmalayıp kakalasak, kaynaklarından hangisini sömürsek yanımıza kârdır tutumunda, “gün gitsin “mama, para” gelsin felsefesinde mi yaşıyoruz?

Dört: Yoksa oyuncaklarıyla oynayan çocuklar gibi emrimize amade kılınmış Kuzey’de “devletçilik oyunu” mu oynuyoruz?..

Dört: Yoksa sonuçta ne olursa olsun, bu topraklar ekmek teknemiz, varlık nedenimiz, bu nedenle  emek verip ter akıtmalıyız   ki ihya olsun, gelecek nesillerimizin de ilanihaye vatanı olarak sürsün ” mü diyoruz?

EVET çok badireler atlattık! Çok acı çektik! Siyasi sorun hâlâ bilinmezliğini sürdürüyor..

Fakat böyle de olmaz! Kuzey’de varlık olarak yaşayacaksak bu küçük coğrafyayı Lefkara danteli gibi ilmik ilmik işleyip yeniden yaratmamız gerekir..

ÇOK geç kaldık ama! Kendimize özgü- “Kıbrıslı lafazanlığına” hiç de uymayan “beceriksizliklerle”       KKTC’İ harcadık!

Bunda yıllardır bizi “çözüm olacak” diye kandıran Rum tarafının da büyük etkisi ve rolü  olduğu kadar, BM’lerle Rum tarafına kanıp çözüm olacağına inanan “safdil liderlerimizin” de günahı vardır!

FAKAT en büyük günah, “ilkesizlik” oldu! Devlet olduğumuza çok geç inandık! Dolayısıyla çok kaybettik! Çünkü ulusal ilkeleri besleyen bağımsız ve egemen devlet olgularıdır.. (Şimdi “bayraktır, ulusal bilinçtir” falan desek, gene dudaklar  bükülüp denecek ki “faşizmdir!)

Eee, öyleyse bakın bakalım  44 yılda Kuzey’i ne hallere soktuk! Ki hâlâ “imar planlarının” kavgasını yapıyor, kurduğumuz   üniversitelerimizle iftihar edeceğimize başımıza sardıkları yığınla sorunları nasıl giderceğiz diye dövünüyoruz. Ki “KKTC dediğiniz bir başından bir başına altyapı fukarasıdır!”

İLKE mi?   KKTC Anayasa’sının girişinde  Kuzey Kıbrıs Türk devleti tarifi şu cümle ile başlar:

“Tarihi boyunca bağımsız yaşamış hak ve özgürlükleri için savaşım vermiş büyük Türk ulusunun ayrılmaz bir parçası  bulunan…”

O ayrılmaz parça KKTC’dir.. İnanmak yeter..

**********

KISACA TAKILDIĞIM: (GUDUZ’A AZ KALDI!)

Müjdeler olsun. Nur topu gibi bir çocuğumuz (pardon) “sorunumuz” daha doğdu!. Mağusa’dan verilen habere göre bir okulumuzda bazı öğrencilerde  “uyuz” vakası görülmüş!.

Şimdi var mı bilmiyorum: Bizim dönemimizde “bit sorunu” vardı!

Neyse ki pilav hâlâ su kaldırır! Kaldırır da“uyuz” teşrif ettiyse,  biline ki “guduz” kapının ardındadır.. Haydi bismillah!